sel.can's profileSEL.CANPhotosBlogListsMore Tools Help

Custom HTML

f4fbefca591737f625bbb6a2c0f0eca5f4fbefca591737f625bbb6a2c0f0eca5

SEL.CAN

Gülüm'ün Duygu Yüklü Dünyasına Hoş Geldiniz..

Windows Media Player

sel.can .

French video Gadget Sandbox

Loading...

Calendar

Loading...

PowerToy: Custom HTML

<
Lists
Photo 1 of 10
August 25

Ümitsizlik sarkacı

Hayat ümitle, ümitsizlik sarkacından gidip gelmekte…
Kim bulmuş ki, devamlı mutluluğu.Bulup da son nefese kadar mutluluğu tutabilmeyi kim bilebilmiş ki!(Şüphesiz müminlerin kesin kurtuluşu, imanla ahirete göçmektir.)
Bazı şeylerin anlatılması, genelde beyhudedir.Yaşadıkça daha iyi kavrıyor insan.Büyük umutlarla başlanan hayat, işler, evlilik, sevdalar ve bir çok yeni şey, bir süre sonra takılıp kalabiliyor.Bazen tebessüm ettirirken, bazen hüznün en derinine sevk edebiliyor.Düşünüşler, yüreğimizi hüzün kuyusunun susuz ve karanlık dibine düşerebiliyor.Gözyaşımızın çağlayışı hüzün kuyusunu doldurabilir mi?
Bazen tam tebessüm ederken, bir haber, yüreğimizde asıyor tebessümü, matlaşıyor ve yok oluyor.Değişiyor; olaylar, kişiler, düşler ve hedefler.Yanıldıkça/yenildikçe insan daha bir ürkekleşiyor.Halbuki neyin garantisi var ki!
Bizim takılışlarımız, basit olaylar, insanlar ve birliktelikler üzerine.Basit düşünüyor ve basitçe düşüyoruz.
Umut göz kırpıyor can bedenden çıkmadıkça…
Ey Can! (Hayy c.c.) sen gör ve gözet bizi.
April 29

Neden Benimm??

Neden benim başıma geldi?” Bir tek musibet anında seslendiririz bu yakıcı soruyu. “Niye ben?” Hep başkalarına olurdu böylesi şeyler. Öyle olmasına öylesine alışmışızdır ki… Benim değil, “öteki”lerin başına gelir kaza. En fazla bir istatistik rakamı kadar önemsediğimiz uzak yabancılar eksilir hayattan. “Ben” dediğimiz dokunulmazdır. “Ben” öyle sıradan değil(im)dir. Olağan bir kaza haberinin o hep bildik “ölü sayısı” arasına sıkışmış sıradan bir rakam olamam “ben”. Başkası da olabilmesi ihtimali altı milyar kez yüksek iken, niye “ben”im o “biri”?
“Başka bir sürü yerde olabilecekken niye ille de burada çıktı bu yangın?” “Başka milyonlarca insan varken, niye sadece beni seçti bu kurşun?” “Başka sayısız saatler, dakikalar dururken, nasıl oldu da bu ana denk geldi kaza?” “Başka bir dolu seferde olabilecekken, niye bu sefer oldu bu arıza?”
Tuhaf bir yalnızlık içinde buluyor kendini insan başına o “şey” geldiğinde. Etraftaki olağan sesler düşmanlaşıyor, yabancılaşıyor. Araba uğultusu, yağmur şıpırtısı, cep telefonu sesi dalga geçercesine yalayıp geçiyor seni. Sen derin acılar içindeyken, hiçbir şey olmamış gibi yürüyen, kaygısızca konuşan, her günkü gibi koşturan insanlara gücenik bir edayla bakıyorsun: “Nasıl da rahat olabiliyorsunuz böyle? Aşk olsun!” Her şey ve herkes “başka”laşıyor o anda. Yarın senin cenazen olacak, sen eksileceksin sıcacık yuvandan, yavruların “Baba!” dediğinde ömür boyu cevap alamayacak. Ama büyütmeye gerek yok! Sen sadece bir “başkası” dahasın başkalarının gözünde. Bir “başkası”nın daha cenazesini göz ucuyla seyredecek başkaları. Sen uykusuz bir gecenin koynunda, bir yaprak gibi titrerken, başkalarına göre bir “başkası” olan sen sıradan acılardan bir acı yaşıyor olacaksın. Uyuyacak milyonlarcası. Sen ve yakınların gazetelerin üçüncü sayfasında kanlı bir habere konu olmuşken, başkaları katlayıp bir kenara bırakacaklar senin haberini. Başkalarının es geçtiği kadar lüzumsuz bir yer mi işgal ediyorsun ki yeryüzünde? Başkalarının hiç üzülmeyeceği kadar, hiç eksikliğini hissetmeyeceği kadar yersiz bir yerin mi vardı âlemde?
Bak işte, ölen “ben” de olsa, “ölenle ölünmüyor”muş. Hayat devam ediyor “ben”siz. Olmasan da oluyormuş meğer. Ne kadar dayanılmaz bir acı! Ne kadar ağır bir hakaret! “Olsa da bir olmasa da bir”mişim meğer. Ne kadar da aşağılandığını düşünüyor insan! Aslında o aşağılanmaya verdiğimiz tepkidir o soru: “Neden başkası değil de ben?” Daha açıkçası: “Niye ben seçildim?” “Ne isteniyor benden?” “Hak etmedim ben bu ‘ceza’yı!”
Hadi itiraf edelim: Kadere hesap soruyoruz. Yazgının iki yakasından çekiştiriyoruz. Hadi bir itiraf daha: Asıl derdimiz “kader”i takdir edenledir. Yani Yaradan’la karşı karşıya gelir aklımız. “Ben”i Vareden’e keseriz faturayı. Kafa tutarız. Dokunulmazlığımızın ihlaline isyan ederiz. “Ne istedin benden?” “Benim ne suçum vardı ki?”

 

Ne garip! Olumsuzlukların hesabı kaderden sorulur. “Ben” kendi ellerimle suç işlerim, hapse düşerim ama “kader mahkûmu” oluveririm. Ayağım kayar, günaha bulaşırım ama “n’edersin kaderime yazılmış” deyiverir, sıyrılırım. Şampiyonluğunu, birinciliğini, galibiyetini kadere “mahkûm” eden pek çıkmaz. Sevaplarını, iyiliklerini, biriktirdiklerini, başarılarını “kader”in hesabına yazdıran olmaz.
İyiliklerimiz kadere rağmendir sanki. Başarı, yazgıya başkaldırıdır. Başarılıysam “Niye ben?” sorusunu sormama gerek yok. Birinci olduysam, “Niye benim başıma geldi?” diye sızlanmak yok. “Başkaları”nın kazalarını hayatta kalmış biri olarak seyrediyorken, “Niye ben hayatta kaldım?” diye hesap sormak yok.
Değil mi?
Farkında değilim ama… Ben bana “ben” diyebiliyorsam, ne anlaşılmaz bir ayrıcalık içimdeyim! “Ben”i bir “başkası” da olabilecekken “ben” diye seçip Vareden’e hiç minnet duygum olmayacak mı? Pekâlâ başkaları içinde sıradan biri olabilirdim. Pekâlâ başkalarının “başkası” diye bile bilmediği, hiç hatırlanmayan, hatırlanmaya bile değmeyen bir “yok” olabilirdim. “Yok” olduğunun bile farkında olunmayan bir “şey”dir “yok”luk… Ben “ben” olmasaydım, niye ben olamadım diye hesap sorabilir miydim? “Ben” olmayışıma yanabilir miydim?
Ama hayret! “Ben” varım, var edilmişim. Varlığım yokluğuma “ben”den habersiz tercih edilmiş. Kimseler hatırımı saymazken, beni aramazken, eksikliğimi dert edinmezken, varlık sahasına çıkarılmışım, hatırım sayılmış, el üstünde tutulmuşum. Ben bile “ben” olmayı hesap edemezken, “ben” diyebileceğim bir insan olarak var edilmişim.
Hiç beklemediğim, hiç ummadığım bir iyilikti bu! Aynada yüzüme bakıyorum, kimsenin yüzüne benzemiyor. Meğer “biricik”mişim ben. “Bitane”ymişim beni “ben” olarak seçenin nazarında. Nasıl oluyor da, ben bana “ben” diyebiliyorum? Ya, ben bana “ben” diyemeyenlerden olsaydım? “Sen” diye hitap edilmeyi hak etmemiş olsaydım? Öyle olsaydı, hiç aşağılanmış hissedecek miydim? Kadere hesap sorabilecek yetkide görebilecek miydim kendimi?
“Niye ben?” diye kaybettiğimin hesabını sorabiliyorsam, hiç hesapsız kazandığım “ben” sayesinde sorabiliyorum… Ne garip? Hiç yoktan kazandığım “ben”imle kazanamadıklarımın da hakkım olduğunu düşünmeye başlamışım. Tuhaflığa bakın ki, borç aldığım “ben”imle kendimi alacaklı sayıyorum.
Asıl sürprizi görmüyorum: “Ben” bana sürprizim. Hiç ummamıştım “ben” diye/bilineceğimi… Hiç beklemiyordum “ben” diyebilenler arasına seçileceğimi… Ben beni “ben” bilmeseydim, ben “ben” olamayışıma ağlayabilecek miydim?
Ben şimdi burada soruyorum kendime:
“Niye ben?”

 

Senai DEMİRCİ

 

April 14

Yüce ALLAHIM

 

 

“Kimsesiz kimse yok, herkesin var kimsesi,
Kimsesiz kaldım medet ey, kimsesizler kimsesi”

 


Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allahım!
Mahlûkatın adedince, Zatının rızası, arşının ağırlığı ve kelimelerinin mürekkebince
Hz. Muhammet (sas) ve O’nun ehli ve ashabı üzerine salat eyle.

Allahım! Senin af ve mağfiretinin dairesi, bizi bela ve musibetlerden uzak tutacak kadar geniştir.
Bize rahmetinle muamele buyur Allahım! Gazabından bizi emin kıl Rabbim.

Allahım! Sen’den dünya ve ahirette af ve afiyet diliyoruz. Her türlü semavi ve arzi afet
ve belaları üzerimizden uzaklaştırmanı istiyoruz.

Allahım! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hatalarımızı, günahlarımızı bağışla.
Bizlere merhamet buyur. Şüphesiz Sen merhametlilerin en merhametlisisin.

Allahım! Kalp katılığından, gafletten, dalaletten, zilletten, miskinlikten, küfürden, fısktan,
nankörlükten, riyadan, sadece Sana sığınırız. Sen bizleri koru.
Güç yetiremeyeceğimiz bela, fitne ve musibetlerle bizi imtihan eyleme Allahım!

Allahım! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doyma bilmeyen nefisten,
yaşarmayan gözden ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırız.
Bildiğimiz ve bilmediğimiz şeylerin şerrinden Sen bizleri koru Allahım!

Allahım! İhsan buyurduğun nimetlerini geri almandan, azabının ansızın gelip
çatmasından, gazabına sebep olacak şeylerden Sana sığınırız.
Bizlere yol göster Allahım!

 


Allahım! Sana itaat edilir, Sen karşılığını verirsin; Sana isyan edilir, Sen bağışlar ve af
edersin, darda kalanlara icabet eder, zararı, sıkıntıyı ortadan kaldırıp, hastalara şifa,
dertlilere deva verir, günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin. Sen bizlerin dualarını
kabul buyur Allahım!

Allahım! Enkaz altında kalarak, yukarıdan aşağıya yuvarlanarak, suda boğularak ve
yanarak ölmekten Sana sığınırız. Sen ölümlerin en güzeli ile bizi huzuruna al Allahım!
Ölümümüzü her türlü şerden kurtulup rahata erme vesilesi yap Ya Rabbi!

Allahım! Bizleri Sen’i çok zikreden, Sana çok şükreden, Sen’den çok korkan, Sana
çok itaat eden, Sana karşı saygı ile dopdolu olan, ahu efgan edip dua dua yalvaran
ve durmadan Sana teveccüh eden kullarından eyle.

Allahım! Acizlikten, üzüntüden, tasa ve kederden, korkaklıktan, başımıza gelenlerden
dolayı başkalarının sevinmesinden, kabir azabından, cehennem ateşinden Sana sığınırız.
Bizleri kötülüklerin ve kötülerin şerrinden emin eyle.

Allahım! Bizleri verdiğin nimetlerin bereketinden mahrum etme, vermediğin şeylerle de
imtihan etme.

Allahım! Sen’den Senin bizi sevmeni, Senin sevdiklerinin sevgisini, bizi Senin sevgine
yaklaştıracak amellerin sevgisini, tertemiz bir hayatı, dosdoğru bir ölümü, huzurunda
bizi rezil etmeyen, ayıpların sayılıp dökülmediği bir haşr ü neşr istiyoruz.

Allahım! Nimetlerini artır, eksiltme; bizi yücelt, hor ve hakir eyleme, bize lütuflarda
bulun, mahrum etme, bizden razı ol ey merhametlilerin en Merhametlisi!

Ya Rabbi! Bizleri yaşadığımız müddetçe dinin üzerine sabit kadem kıl, mizanımızı ağır
tut, imanımızı hakiki iman eyle, katındaki derecemizi yücelt, amellerimizi kabul et Allahım!

Allahım! Senin her şeye gücün yeter. Yegane güç ve kuvvet Senin elindedir. Bize acı,
bize merhamet ve yardım et Allahım!

Amin! Amin! Amin!

Ahmet Bulut

March 03

Ya Rabbi, beni sevdiklerinin yolundan ayırma...

"Arkamda kalırsın, beni rahmetle anarsın."
Derdim, sana baktıkça, a bîçâre kitabım!
Kim derdi ki: sen çök de senin arkana kalsın,
Uğrunda harâb eylediğim ömr-i harâbım?

***


 
Resulullah buyurdular ki:
"Kim sabaha erdiği zaman üç kere "Euzubillahi`s-semi`il-alim mine`ş-şeytani`r-racim" der
ve Haşr suresinden üç ayet okursa, Allah(c.c) onun için yetmiş bin meleği vekil tayin eder de onlar, akşam oluncaya kadar kendisine rahmet okurlar.
Şayet o gün ölecek olsa şehid olarak ölür. Akşam vaktinde aynı şekilde okuyacak olsa (keza sabaha kadar aynı şeyler sözkonusudur).



20. La yesteviy ashabunnari ve ashabulcenneti ashabulcenneti humulfaizune.
21. Lev enzelna hazelkur'ane 'ala cebelin lereeytehu haşi'an mutesaddi 'an min haşyetillahi ve tilkel'emsalu nadribuha linnasi le'allehum yetefekkerune.
22. Huvallahulleziy la ilahe illa huve 'alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu.
23. Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu'minul muheyminul 'aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi 'amma yuşrikune.
24. Huvallahul halikul - bariy-ulmusavviru lehum'esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel'ardı. Ve huvel'aziyzulhakiymu.

January 07

Medineyi Ağlatan Ezan

MEDİNEYİ AĞLATAN EZAN..

kand:
 
Allah Resûlü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe’nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekr’in başı yerde,
Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.

Buruk yürekler, endişeli bakışlar ve köşelerde sessiz sessiz akıtılan göz yaşları… Tek istenilen şey, bir haber. Habibin sıhhat haberi.
Fakat Alemlerin Rabbi daha fazla uzatmayacaktır dünya gurbetini Habibinin. Ahmedi’nin yüreğini daha üzmeyecektir bu çöllerde.
İşte son an… son nefes… ve Habibin dudaklarından dökülen son söz: “Er’rafiku-l a’la! Er’rafiku-l a’la!” “ Yüce dost! Yüce dost!”
Kainatın Sevgilisi ulaşıyor dostuna.

Ezan vaktidir. Resûlullah’ın yokluğundaki ilk gecenin sabahı. Bilal elini kulağına götürmek için hazırlanıyor. Mukaddes daveti duyuracak.
Lakin yüreği yanıyor. Yanık sesi, yanık yüreğiyle hepten hüzne bürünmüş başlıyor ezan-ı Muhammedi. Ve tam “Eşhedü enne
Muhammederrasûlullah…” derken bir hıçkırık kopuveriyor Bilal’in ciğerlerinden. Bilal ağlıyor, sahabeler ağlıyor.
Dalga dalga hüznüyle yayılıyor gülbang-ı Ahmedî. Peygamber müezzini ezanı güçlükle bitirebiliyor.
 
Medine… Peygamber şehri. Hiç böyle görmemişti bu şehri Bilal. Her bir taşından göz yaşı damlıyordu sanki. İşte bu sokaklardan
yürümüştü Allah Resûlü. Bu mescitte oturmuştu. Şu kütüktü yaslanıp da hutbe okuduğu. Mübarek ayaklarının değdiği
toprak bu topraktı. O’nun gül kokusu sinmişti bu yerlere. Medine O’nu bulduğu gün can bulmuştu. Ama şimdi o yoktu bu
şehirde. Her zerresine hasretini nakşedip göçüp gitmişti işte.
 
 Bilal Medine’de duramazdı artık. Baktığı her yönde O’nun hatırasının canlandığı, yüreğine hicran ateşleri yağdıran
bu şehirde kalamazdı. Hasretini bağrına basıp Şam’a gitti. Aradan seneler geçti. Medine peygambersiz, ezanlar Bilalsiz
seneler geçti. Halife defalarca Bilal’i Medine’ye çağırdı. Tüm ısrarlara rağmen peygamber müezzini kabul etmedi bu davetleri.
 
 Fakat bir gece Efendimiz (sav) rüyasına geldi Hazret-i Bilal’in. Allah Resûlü (sav) nurlar içinde ona bakıyor, sitemvâri bir
tavırla: “Ne zamandır beldemize uğramaz oldun Ya Bilal!” diyordu. Ertesi sabah Bilal, emri alan asker gibi fırladı. Derhal
Medine yollarına koyuldu. Bilal’in ne sıcakta pişen vücudu ne uzayan yollara bakan gözleri vardı. Hissettiği tek şey kalbindeki
 tarifsiz sızıydı. Özleten, ağlatan, yandıran bir sızı.

Günlerce süren yolculuğun ardından Bilal, sevgilisini gömdüğü hicran şehrine ayaklarını basıyordu işte.
 Ve o gün Medine bir zamanlar çok iyi tanıdığı bir sesle açıyordu gözlerini sabaha.
Sesi duyan daha iyi işitebilmek için kapılara koşuyordu. Sokaklara dökülen insanlar heyecan içinde birbirlerine tek bir
şeyi haber veriyordu.  “Bilal gelmiş! Seneler sonra Bilal Medine’ye dönmüş.”
 
Kalpler sanki yerinden çıkacaktı. Sokaklarda kadınlar, çocuklar… Medine böyle bir şey görmemişti. Bütün şehir mescide
akıyordu. Onlar bu sesi hep peygamber hayattayken duymuşlardı.
 
Bu sesi işitip de gittiklerinde mescide Allah Resûlü’nün o mübarek yüzünü görmüşlerdi yıllarca. Peki ya şimdi? İşte bu ses
Bilal’in sesiydi. Yoksa Muhammed Mustafa (sav) , kainatın biricik sevgilisi şimdi de mescitte miydi?
Birisi deseydi ki: “Evet, Peygamberimiz (sav) mescitte, müminleri namaza bekliyor.” Şüphesiz buna inanmayan kalmayacaktı.
Bir anda çağlayan hisler o koskoca hakikati unutturuvermişti. Allah Resûlü artık aralarında yoktu ve dönmesi de mümkün değildi.
İşte o dem herkes koyuverdi kendini. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk herkes herkes ağlıyordu. Her şey ortadaydı. Bu ses
bu semalarda Muhammed Aleyhisselamsızdı.
 
Bilal de yüreğinin yangınlarına su serpiyordu gözyaşlarıyla. O da ağlıyordu. 
 
Hıçkırıklara karışan bu ezan bütün Medine’yi ağlatmıştı. Bu Hazret-i Bilal’in okuduğu son ezanı oldu. Şam’a döndükten
bir süre sonra o da Hakk’ın rahmetine ulaştı.
August 25

Reyhan Gülleri

 
y1p9UBmfoMaWYllCwFOpFrcjRQt7UUr5DyCInEu32Souy9gySinZMzFicOapibDCMoJdkIYMV-9X2g
 
Allahümme inneke afüvvün tuhibbul affe fağfuanna.
    (.YA RAB sen affedicisin, affetmeyi seversin, ne olur bizleri de affet.)
 
193336sz96uxx0py
Hayatla Tabir Edilen Rüya
NİLÜFER, yoğun günün ardından evine, güvenli limanına dönmek üzere vapura binmişti.
Vapurda en çok pervanelerin suları köpüklendirdiği kısımda oturmayı seviyordu. Yine orada kendine
oturacak bir yer buldu. Ne garip şey, limandan geminin ayrılması, karadan uzaklaşıp denizin
bilinmezliğine doğru yol alması, aynen çocukluğun sakin, güvenli limanından; gençliğin, hayatın
bilinmezliğine doğru hareketi gibiydi. Allah'tan bu gemi dönebiliyordu limana. Oysa hayat öyle mi?
Bir kere ayrıldığınız limana bir daha dönemiyorsunuz. “Hayat hep böyle” diye düşündü Nilüfer.
 “Ancak hayallerde, hatıralarda geri dönebiliyorsun ayrıldığın limanlara.” Yahya Kemal ne
güzelde anlatmıştı Sessiz Gemi’de:
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden
Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden.
Evet, giden bir daha dönmüyordu. Giden gün bir daha geri gelmiyordu. Hayat bir yolculuktu,
 geriye dönülmeyen. Bütün bunlar suyun köpürüp denizi şeffaflaştırdığı gibi Nilüfer'in
hatıralarını da şeffaflaştırdı.Çocuktu, genç olmuştu, şimdi ise orta yaşlı denen kategorideydi.
 Neler yaşamıştı neler. Her yılından binler kitap çıkacak kadar çok şeyler. Ve ne çok limana
uğrayıp ayrılmıştı.Erguvanların açıp, bahara göz kırptığı, insanları dışarıya davet ettiği bu
günlerde bir davet daha vardı şehirde. Her yerde afişler asılıydı. Gazetelerde ilânlar.. Evet,
nisan ayının son haftası Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanıyordu; bir hafta yetmiyordu.
İnsanlar neredeyse ayın tamamını Kutlu Doğum Ayı olarak kutluyorlardı. Her yerde
programlar yapılıyor, Peygambere (s.a.v.) dair çok şeyler konuşuluyor, insanlar coşuyor, ağlıyor,
hatırlıyordu o Kutlu Misafiri (s.a.v.)
Bütün bunlar hayatımızın bir rengi gibiydi. Renkten öte geçiyor muydu peki? Bu soruyu
“bilmiyorum” diye yanıtladı Nilüfer. Hayatta bir şeyi değiştirmek zordu. Değiştirmek için çok ihtiyaç
hissetmek ve cehd göstermek gerekiyordu. Bütün bu programlarla insanlar yapmaları gerekeni
hatırlıyorlardı. Ama ne hazindir; dünyanın çağrısı daha kuvvetli ve cazipti. Bir ayda hatırlanan,
hemen o cazibenin arkasından kayboluyordu. Hatırlamak önemliydi; hem hayatımıza yön v
erenleri, hem de yaşadıklarımızı. Kendimize çeki düzen vermemize katkısı vardı tabii.
Nilüfer vapur limandan uzaklaştıkça, çocukluk yıllarına daha bir yakınlaştı hafızasında. Yıllar
önceydi. Herhalde ortaokula gittiği yıllardı. Evinden uzaklarda, yatılı bir okulda okuyordu.
Kalabalık içinde nasıl yalnız kalınır, yalnızlık nasıl insanı boğar, bunu öğrendiği yıllardı.
Bir rüya görmüştü. Rüyasında, okuduğu okulun kantininde bir masa vardı. Masanın
 üzerinde belli ki çok garip şeyler yapılmıştı. Masa, kandan ve kesik izlerinden çürümeye
yüz tutmuştu. Orada birisi Nilüfer’e “Burada Peygamber’i (s.a.v.) katlettiler, bizi de
katlederler mi acaba?” deyince Nilüfer, sapsarı kesilmişti. Korkudan kaçmıştı oradan.
Kaçarken bir kuyuya düşmüştü. Dehşet içindeyken birden dehşeti, ünsiyete dönüşmüştü.
Kuyunun içi aydınlıktı. Bir göl gibiydi. Öyle bir göl ki etrafında kırmızı, pembe, mor cam güzelleri
vardı. Salkım söğütler gölde kendilerini seyredercesine eğilmişlerdi göle. Nilüfer şaşırdı
şaşırmasına, ama çok da sevindi. Yüzüyor ve kendini çok emin hissediyordu. Uyandığında, rüyaya bir
anlam veremedi. Kimseye de söyleyemedi, lâkin unutmadı da.
Nilüfer hafızasında yaptığı yolculuktan tekrar şimdiye dönünce “Ne garip, rüyayı hayatım tabir
etti” diye düşündü. O yıllarda Rasulullah (s.a.v.) kim, bilmiyordu tam olarak. Sadece annesinin bir
şeye başlarken “Yâ Allah! Ya Muhammed! Yâ Ali!” deyişinden dolayı biliyordu Muhammed ismini.
Sadece Peygamber olduğunu, daha fazlası değil. O’nun (s.a.v.) âlemlere rahmet olduğunu, o
rahmetin kendine de değeceğinden, yağdığından haberi yoktu henüz.
Evet, orada, o masada katledilen Rasullullah değildi elbette, ama O’nun (s.a.v.) sünneti, bize
yol göstericiliğiydi. Hayatımızdan sinsice çıkarılışı bizim hayatlarımızın hayatının kesintiye uğratılmasıydı.

Kuyu ise zahirde kuyuydu ve Nilüfer’in o küçük yaşında dinin emrine girişin hapse giriş
zannedilişini remzediyordu. Zahiren anne ve babasından uzaklaşmanın, toplumda ayıplanmanın,
garip görülmenin, ikinci sınıf vatandaş sayılmanın karanlık kuyusuna dalmış gibiydi. Ama o “kuyu”da
öyle bir nur bulmuştu ki, bütün karanlıklarına galip gelmişti, dünyası nurlanmıştı.
Allah Resulü’nün sünnetini bulmuş, getirdiği Kur’ân’a yol bulup oradan Rabbine ulaşmıştı. Bütün bu
hayat serüveni ne acayipti ve ne güzeldi. Sanki bir rahmet bulutu, Nilüfer’i kanatlarının altına
almış, sonsuzluğa açılan bir yolda Rabbinin huzuruna taşımıştı.
Evet, Rasulullah (s.a.v.) hem âlemlere rahmetti, hem de rauf ve rahimdi. Gönderen, onu öyle
tarif ediyordu. Nilüfer'in gözleri doldu, ağlıyordu; hem de Rasulullah'a sesleniyordu içinden:
“Yâ Rasulallah, şimdi tüm hayatım için şükür hisleriyle doluyum. Seni bana tanıtan, Seni “âlemlere
rahmet” olarak yağdıran, o rahmeti bana da ulaştıran Rabbime şükrediyorum. Senin
getirdiğin hükümlerle yaşamaya çalışıyorum. Ama ne yaman bir çelişki ki; senin sünnetinle
yaşamaya çalışanlar garip bu dünyada. Senin de söylediğin gibi “Bu din garip geldi, garip
devam edecek ve garip olarak gidecek.”
Sana uyduklarını söyleyenlerin yanında bile garip kaldık zaman zaman. Dünya çok kirlendi.
Senin nuruna muhtaç. Yol göstericiliğine, müjdene muhtaç. Yâ Rasulallah öyle muhtacız ki sana.
Ümmetin paramparça, senin birleştiriciliğine muhtaç. Senin getirdiğin ve söylediğin “Müminler ancak
kardeştirler” âyetinin hükmüne muhtacız. Birbirimizi kardeş görmekten öyle uzaklaştık ve
uzaklaştırıldık ki!Bir seslensen yetecek sanki: “Ey Müminler! Toparlanın, toparlanın ki
çiğnetmeyin sünnetimi, getirdiğim hükümleri, hakikatleri.” Aslında sesleniyorsun, Kur’ân elimizde.
Sünnetlerini yarım yamalak da olsa biliyoruz. Ama ne çare ki bilmek yetmiyor. Yaşamak,
 bildiğimizle hallenmek, halimizi ihlasla devam ettirmek gerekiyor.
Himmetini istiyoruz yâ Rasulallah! Duanı talep ediyoruz, tâ ki paramparça olmuş dünyamız
bir düzen bulsun, ruhumuza sekine insin. Senin sünnetini yaşayalım. Seninle yaşayalım. Ta ki
sana benzeyelim ve felâh bulalım. Her muhtaç gibi, bende sesleniyorum sana:
“Yetiş yâ Rasullallah!” “Himmet et yâ Habiballah!” “Sözümüzü, özümüzü Hakka eriştirelim
seninle yâ Eminevahyillah.”Vapur limana ulaşmıştı. Nilüfer sessiz dualarına “amin” deyip,
gözlerini sildi. Vapurdan indi. Sekine inen ruhuyla birlikte, evinin yolunu tuttu. Dualar ona
doğruydu. Yollar ona akıyordu. Hayat O’nun (a.s.m) yol göstericiliğiyle anlam buluyordu.
Nilüfer bu hakikati hücrelerinde hissediyordu.
 
 



 
November 23

Allah Bir

 12878sw11nt3
 
 
Kalbimizin Duası...

Allah'ım
Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden
tutmanın sırlarını öğret, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,
salgın ve saygın birhastalığa dönüştür, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bizleri dünlerde kaybolmaktan muhafaza eyle,
yarına kalabilenlerden eyle,Ya Rabbi!

Allah’ım!
Dinimizi dünyanın mehri yapmaktan, acıkınca da
inançlarımızı yemekten cümlemizi muhafaza eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Beni, beni benim önüme engel olmaktan,
Beni, benim hayatımın kemirgeni olmaktan,
Beni, bana yalan söylemekten muhafaza eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bakışımızı ibret,
Sukutumuzu hikmet,
Konuşmamızı sanat ve marifete dönüştür, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Boşa bakanlardan,
Boşa susanlardan,
Boşa konuşanlardan eyleme, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Zenginlerimizi hamiyetsiz,
Fakirlerimizi gayretsiz,
Alimlerimizi amelsiz,
İdarecilerimizi adaletsiz bırakma, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Kandillerimizi hakiki kandil,
Düğünlerimizi hakiki düğün,
Bayramlarımızı hakiki bayram eyle Ya rabbi!

Allah’ım!
Cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz ikinci kurtuluş savaşımızda
bizleri mansur ve muzaffer eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Milletimizi,idarecilerimizin önüne engel olmaktan,
İdarecilerimizi de milletimizin önüne engel olmaktan
 muhafaza eyle ya Rabbi!
Bizlere devlet-millet bütünlüğüne ulaşmamızı nasip eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini,
Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır ya Rabbi!
Allah’ım!
Her sabah, güneşi üzerimize yeniden ışıklandırıp
günümüzü pırıl pırıl aydınlattığıngibi,

Her sabah, içimizdeki güneşi de, yeni ümitler, yeni hedefler ve yeni heyecanlarla
üzerimize ışıklandır,Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bizlere ilim açlığı ihsan buyur Ya Rabbi!
Suya,ekmeğe olan iştahımız gibi, kıyamete kadar kapanmayan bir kitap okuma
iştahı ihsan buyur, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Hayatımızın her anında, namazda gibi, ilahi huzurda olduğumuz bilincinden ayırma, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız,
cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Çalışmalarımızı bir ibadet bilinci ve ibadet huzuru içinde yapmayı nasip eyle,Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bizlere her daim, hem kavli, hem de fiili dua yapmayı nasip eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,kapasite israfının şerrinden de sana sığınıyoruz,
bizleri muhafaza eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Sistematik çalışmayı; en büyük zevkimiz, en tatlı lezzetimiz, en birinci yaşam
ilkemiz haline getir Ya Rabbi!

Allah’ım!
Önce Hak’tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle, Ya Rabbi!

AMİNNNNN AMİNNNNN AMİNNNNN

 

 
 

ÖZLÜ BİR DUA

Ya Rabbi!

Eğer imanıma bir şüphe girmiş ben de ondan tövbe etmemişsem

ihlasla derim ki : Allah'tan başka yaratıcı yok,

Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!

Eğer bilmeden Müslümanlığıma küfür karıştırmışsam, derim ki: Allah birdir,

Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!

Eğer Allah'ı birlememe şirk girmişse, ben de bunun farkında değilsem ihlasla derim ki

: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!

Eğer bilmeden seni tanımamda yanlışım varsa derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur,

 Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!

Eğer bilmeden amelime riya ve kendimi beğenme duyguları karışmışsa derim ki:

Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)

Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!

Eğer farkında olmadan kalbime küçük ve büyük günahların fitnesi girmişse

derim ki: Allah bir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!

İmanımı gönülden tazeleyerek, ihlasla derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur,

Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ey diri olan!

Ey ebedi var olan!

Ey izzet ve ikram sahibi olan!

Ey gücün, şerefin ve büyüklüğün sahibi olan Allah'ım!

Halimi düzelt, işlerimi güzelleştir, beni bela ve fakirliğin acılarından koru,

düşmanların şerrinden, şeytanın aldatmasından, nefsin arzularından,

 saptıranların saptırmasından beni koru ey Rabbim!

Ya Rabbi!

Beni çok ibadet eden salihlerden ve şükreden zenginlerden

eyle dini ve dünyevi bütün işlerimi düzene koy.

Hayırlı nimetlerimi sonuna erdir.

Ya Rabbi!

Ömrümün son zamanlarında, ölüm anında kalbimi ve dilimi imanla doldur

. Bana son anda; şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki,

 Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun elçisidir demeyi nasip et.

 

 

Beden ve ruhla göklere yükselmek

Peygamberimizin sözleriyle temizlenmek
Kırkından sonra azınca!  
Üç Aylara Girdik ,Hayırlı Olsun
   Uydurma rivayetlerdeki kadın ve önder kadınlar (3)

Uydurma rivayetlerdeki kadın (2)
Uydurma rivayetlerdeki kadın (1)

 Malımız Karun kadar olsa!
      
 Malımız Karun kadar olsa!
      
     Kılıç öldürür, söz yaşatır! (29 Mayıs hatırasına)

 

 
 

 

Mirac gecesi namazi:
 
Receb-i Serifin 27 inci gecesi'ne musadif olan mubarek Leyle-i Mirac'da 12 rekat nafile namaz kilinmasi mustahsen gorulmustur.Her rekat'da Fatiha-i Serifeden sonra baska bir sure okuyacak 2 rekat'da bir selam vermeli ve sonra
100 kere"Subhanallahi velhamdulillahi ve lailahe illallahu vallahu ekber"
100 kere istigfar ederek"Estagfirullah el azim"
100 kere Nebiyy-i Ekrem -sallalahu aleyhi ve sellem- Efendimize salat ve selam gondermelidir
"Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin
ve ala alihi ve sahbihi ve barik ve sellim"
 
Gunduzunde'de oruclu bulunmalidir.Masiyete dair olmaksizin yapilacak her duanin kabulu inayeti ilahiy     DUALAR VE ZIKIRLER ( MAHMUD SAMI Ramazanoglu )


Saban-i Serif dualari:
 
Gunde en az 100 defa
10 gun "ya Latif celle Sanuhu"
10 gun "ya Rezzak celle Sanuhu"
10 gun "ya Aziz celle Sanuhu"

 Ayrica Receb ayinin birinden itibaren Ramazan-i Serif'in sonuna kadar her gun 1000 kelime-i tevhid okumalidir.
 

Miraç nasıl oldu?

Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ'ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar.

 Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.
Bir rivayette Hz. İsa'nın doğduğu yer olan Betlaham'a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.


Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.


Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü'l-müntehâ'ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret etti.
Hz. Cebrail'in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.


Süleyman Çelebi'nin dediği gibi
“Aşikâre gördü Rabbü'l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti” İnşaallah...Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı., “Allah ümmetine neyi farz kıldı?” diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam “50 vakit namaz” buyurdu.

Hz. Musa'nın, “Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez” demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.


Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail'in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke'ye döndü.


Sabah olunca Kabe'nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.

Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraça çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs'e, Mescid-i Aksâ'ya uğradığınıanlatınca Kureyşliler,


“Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?” diye itiraz ettiler, ardından da Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar, “Mescid-i Aksâ'yı bize anlatır mısın?” diye Peygamberimize soru yönelttiler.

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:
“Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım.

Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim.

Derken Cenab-ı Hak birden Beytü'l-Makdis'i bana gösterdi.

Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim.

 Hatta bana, ‘Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?’ diye sordular.

Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü'l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.”

Bunun üzerine müşrikler:
“Vallahi dos doğru tarif ettin” dediler, ama yine de iman etmediler.
O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler.

 Hz. Ebû Bekir, “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir “Sıddîk, tereddütsüz inanan” ünvanını aldı.

                  
     
 
 fgrrtbh9uv3
 
sorry2

Şeytani kahreden DUA
sorry2
Şeytan genç evliyalardan birine görünüp söyle dedi:
“Ben seni yanına geldiğim vakit deve gibiydim. Beni dinlemeyip onu okuduğun için beni serçeye cevirdin.”
Yüksek tabaka evliyalardan Muhammed b. Vasi Hazretleri bu duayı okurlardı:
sorry2

Allâhümme inneke sellatte aleynâ adüvven basıyran bi uyûbinâ ve kabiylühû min haysü lâ nerâhüm. Allâhümme fâyishü minnâ ke mâ âyestehû min rahmetike ve kannıthü minnâ kemâ kannattahû min afvike ve bâıd beynenâ kemâ bâadte beynehû ve beyne rahmetik, inneke allâ külli şey´in kadiyr.
sorry2

Manası:
Ya Rabbi! Şeytan denilen düşmanı başımıza musallat ettin. Biz onu göremediğimiz halde, o bizi görüyor. Ya Rabbi! O kafire rahmetinden ümit kestirdiğin gibi bizden de ümidini kestir. Ya Rabbi! Affından onu mahrum ettiğin gibi bizden de mahrum et. Ya Rabbi! Onu rahmetinden uzaklaştırdığın gibi bizden de o kadar uzaklaştır. Ya Rabbi! Sen her şeye kadirsin.
sorry2

Bu zat bu duayı okuduğu için şeytan yanına yaklaşamazdı. Bir gün şeytan önüne çıktı.
Beni tanıyor musun?
Hayır.
Ben şeytanim, sana rica ediyorum. Katiyyen yanına yaklaşmayacağım. Sakin bu duayı kimseye öğretme.
Bunun üzerine o zat:
Ey melun! Bundan sonra bu duayı daha çok okuyup herkese de öğreteceğim, dedi.
Bu dua çok tesirlidir. Okunduğu vakit şeytanin belini kırar.

sorry2 

SELAM VE DUA İLE....

 

sorry2

Allah'ın aşkıyla yan bu gece, Mevlana gibi dön bu gece, secdeye
varıp huzura erince, şu fakiride an bu gece.
SELAM VE DUA İLE HAYIRLI KANDİLLER...
443f4c4fd57fvo8re9sk1
f4fbefca591737f625bbb6a2c0f0eca5f4fbefca591737f625bbb6a2c0f0eca5f4fbefca591737f625bbb6a2c0f0eca5
Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!
Duasız üşür yürekler...

Biliyor musun?..
Başkasına dua ettiğinde, aslında sen kendine dua ediyorsun!
Ne kadar çok kimse için dua edersen, o kadar çok KAZANIYOR
YA DA
KAYBEDIYORSUN!

Çünkü melekler,
Duan, rahmet ve hayr ise: " Bir misli de sana olsun, amin",
Duan zulmet ve ser ise: " Bir misli de sana olsun, amin" derler...

Dua: içimizle muhasebe olunacağımız bir SIR dır..
Bir ayna gibidir tıpkı, içimizi yansıtır bize…
Rabb'e sunulan bir arzuhaldir dua, geri döner bize o kapılardan
yüreğimizce.. Hep hayra dua edenlerin, maddeten ve manen hayirlara ermesi, þerre
dua edenlerinse, rahmetten mahrum kalması bundandır iste..

Duasız üşür yürekler bil!..
Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!

Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
sana ummadık kapılar açan..
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...

Hiç üşümesin yüreklerimiz için,
Dualarda buluşalım...


glm

 
 
bismillahgs1sn8
 
EBUL VEFA HZ.'NİN DUASI

Ya Allah!
Dünya ve ahirette karşılaşacağım her bir korku için 'lailaheillallah' ı,
Her keder ve üzüntü için 'maşa'allah'ı,
Her bir nimet için 'elhamdulillah'ı,
Hayret verici her şey için 'subhanallah'ı,
Her bir günah için 'estağfirullah'ı,
Her darlık için 'hasbiyallah'ı,
Her musibet için 'inna lillahi ve inna ileyhi raciun'u,
Her bir kaza ve kader için 'tevekkeltu alellah'ı
Her bir itaat ve isyan hareketi için 'la havle vela guvvete illa billahil aliyyul aziim'i, hazırladım.
Ey Rabbım! Bize arttır da eksiltme, bizi şereflendir de hor ve hakir kılma, bize ver de mahrum bırakma, bizi seç de üzerimize ihtiyar etme.
Bizden razı oluver bizden kabul eyle. Ey Kerem sahibi! Ey esirgeyenlerin en merhametlisi! Duamı kabul eyle. Hamd alemlerin Rabbın'a mahsustur.
 
 bismillahgs1sn8
 
SIKINTI SIRASINDA OKUNACAK DUA

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sıkıntı ve meşakkat olduğunda şu zikri yapardı:
"Halim, Kerim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Ben azametli Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih(noksanlıklardan tenzih) ederim. Ben yedi göğü Rabbı ve güzel Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih ederim."
 
 bismillahgs1sn8
YATAĞA UZANIRKEN

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yatağına girdiği zaman elini (sağ elini) yanağının altına kordu. Sonra şöyle buyururdu:
"Allahumme kıni azabeke yevme teb'asu ibadeke"
"Allahım! Kullarını dirilteceği gün beni azabından koru"
 bismillahgs1sn8
SIKINTILARA KARŞI OKUNACAK DUA

Esirgeyen ve bağışlayan. Ey esirgeyen, bağışlayan, koruyan ve seven Allah'ım. Bütün mahlûkatın kalplerini bana doğru çevir. Ey Cebrail, bütün ruhani , ulvi ve sufli tabakasının Rahman ve Rahim olan Allah'ın hakkı için onlara ,işittir ve itaat ettir. Rauf ve Atuf hakkı hürmetine, Melik hakkı hürmetine, arşı ala hakkı hürmetine duamızı kabul et ve bütün yaratılmışların kalplerini bana çevir.
 bismillahgs1sn8
İMAM-I AZAM'IN DUASI

O yüceler yücesine isyan ettim. Günahlar içine düştüm. Biliyorum yapmamam
gerekirdi. O gerçek bir sahiptir. O terbiye edendir. O çok merhametli olandır. O bağışlayandır. Allah her şeye gücü yetendir ve kul muhtaç oldukça çokça verendir.
 Ey Mennan olan Rabbim! İstemeden de veren sensin, kul sıkışmasa da veren sensin.
Ey beni yaratan! Bak senin için gözlerim yaşarıyor. Senin için ağlıyorum. Sen de
tevbemi kabul et. Hatalarımı bağışla. Ya Rabbi… isyanımla, nefsime mağlup
oldum. Bilemiyorum ki bunun sonunda kurtulacak mıyım? Yoksa helak mı
olacağım? Evet evet günahlarım günden güne artıyor. Diğer yandan ömrüm
günden güne azalıyor… farkındayım. Sana yöneldim. Allah'ım! İşte şimdi ölüm
yatağında insanların önünde uzanmışım. Bu zayıf kuluna merhamet et, Ey
Merhamet edicilerin Sahibi!
 bismillahgs1sn8
ÖZLÜ BİR DUA

Ya Rabbi!
Eğer imanıma bir şüphe girmiş ben de ondan tövbe etmemişsem ihlasla derim ki : Allah'tan başka yaratıcı yok, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer bilmeden Müslümanlığıma küfür karıştırmışsam, derim ki: Allah birdir,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer Allah'ı birlememe şirk girmişse, ben de bunun farkında değilsem ihlasla
derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
 Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer bilmeden seni tanımamda yanlışım varsa derim ki: Allah'tan başka ilah
yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer bilmeden amelime riya ve kendimi beğenme duyguları karışmışsa
derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer farkında olmadan kalbime küçük ve büyük günahların fitnesi girmişse
derim ki: Allah bir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
İmanımı gönülden tazeleyerek, ihlasla derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ey diri olan!
Ey ebedi var olan!
Ey izzet ve ikram sahibi olan!
Ey gücün, şerefin ve büyüklüğün sahibi olan Allah'ım!
Halimi düzelt, işlerimi güzelleştir, beni bela ve fakirliğin acılarından koru,
düşmanların şerrinden, şeytanın aldatmasından, nefsin arzularından, saptıranların saptırmasından beni koru ey Rabbim!

Ya Rabbi!
Beni çok ibadet eden salihlerden ve şükreden zenginlerden eyle… dini ve
dünyevi bütün işlerimi düzene koy. Hayırlı nimetlerimi sonuna erdir.

Ya Rabbi!
Ömrümün son zamanlarında, ölüm anında kalbimi ve dilimi imanla doldur. Bana
 son anda; şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki, Hz.
 Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun elçisidir demeyi nasip et.
bismillahgs1sn8
   

İNŞALLAH ALLAHA EMANET OLUN

12800rose0091pc

March 22

AŞK DUASI

  

adsız  

 



  

AŞK DUASI

Rabbim
Bir insan koy kalbime
Ama o insan senin de
sevdigin olsun


Ve bana öyle bir insan sevdir ki
O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
Onunla bulusmus olan sen olasin


Onunla el ele tutustugumuzda
Ikimizin uzerinde Senin elin olsun


Bana öyle gözler göster ki
Ben o gözlerden sana bakayim
Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler cennete acilan iki pencere olsun


Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim


Oyle bir sevgili verki bana
Ona sarildigimda kainat bize baksin
Birbirine sarilsin
Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
Bize bakip seytan Adem'e secde etsin
Günah sevap ugruna kendini feda etsin
Olüler birer birer uyansin sevgimizle


Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde Muhammed sevilsin
Oyle sevelimki birbirimizi
Hz. Hatice göklerden bize seslensin
Ve desin ki;


"Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde... bizde onlardayiz.
Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..

ASK DUASI....
rosegirl
 
Ak sütünden bir ırmak akıyor gençliğime doğru
Doymadım, doyamadım anne….
Yaşın almış başını gidiyor ömrüme doğru,
Sormadım, soramadım anne…

Mevsimleri getirsem kucağına
Yıldızları sersem de ayaklarına
Yetmez, yetemez ki anne
Anladım ki en güzel
bahar
sensin
Anladım ki en büyük sevgi sensin
Güller, laleler, leylaklardan da güzelsin
Bin bir renkli çiçekten de özelsin
Binbir
tatlı
baldan da tatlısın anne
Hiç bitmeyen
mutluluk
sendedir
Bakışlarında bir dünya eriyor anne
Gözlerin ki… o en büyük cehverin

Canım, cananım, can hanım annem.

En güzel dua senin duandır
En güzel mevsim bakışlarındadır,
En güzel gül gözlerinin içinde
En güzel şiir sana yazılan şiirdir anne
En güzel aşk senin aşkındır
En güzel akşam dizlerinde uyuduğum akşamdır
En güzel rüya seni gördüğüm rüyadır,
En güzel sabah uyanırken seni görmektir
En güzel cennet senin olduğun yerdir
.....ve sonsuz dualarım hep sanadır anne.

Yüreğin bir atom misali,
Her zerresinde sevgi saçar gönlüme
Gönlün bir kırçiçeği kadar hafif anne
İçinde umutlar yeşerir tane tane
Ellerin öyle
sıcak
, öyle yumuşak ki anne,
Kuzey kutbunda bile ısıtır tenimi
Benim canım, cananım, can hanım annem
Senin anlatmanın tarifi mümkün olsaydı keşke
Gecelerini uykusuz bıraktığım için, bağışla beni.
Dokuz ay dünyanda barındığım için, helal et hakkını

Ak sütünden bir ırmak akıyor gençliğime doğru
Doymadım, doyamadım anne…
Yaşın almış başını gidiyor ömrüme doğru,
Sormadım, soramadım anne…
Bıktım anne karşılıksız sevgililerden,
En güzel şiiri sana yazamadığım için bağışla
Utanıyorum şairliğimden! ..

Saçlarına aklar düşmüş, dayanamam
Gözlerine buğular çökmüş, kıyamam
İçimde senin sevgin doyamıyorum
Dünyada emsalin yok, bulamıyorum
Yazamadığım en şirin, en tatlı şiirsin anne,
Bildiğim en iyi arkadaşsın
Tanıdığım en sadık dostsun
Doyamadığım en şirin, en tatlı şey
Senin şevkatindir anne...

Yok anne yok!
Bilemedim kıymetini, bilemedim değerini
Bir şans daha ver
Yeniden doğur beni...
 
 

Allah,
er-Rahmân, er-Rahîm,
el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm,
el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr,
el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr,
el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd,
el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr,
el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr,
eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl,
el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd,
el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy,
el-Hamîd,
el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy,
el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir,
el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli,
el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf,
Mâlikü'l-Mülk,
Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi',
el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi', 
en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî,
el-Vâris, er-Reşîd,
es-Sabûr.
                     

 

dualara3xu2ts1fm3

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.
Esselatü vesselamü aleyke ya RASULALLAH
Esselatü vesselamü aleyke ya HABİBALLAH
Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel evveline vel'ahirin,

Veselamün alel mürselin.

Blog images

 

Rahman'ın günahkar,aciz,gafil,gözü yaşlı kulundan mektup.

Sana mektup yazmak ha!..Sana seslenebilmek, Sana hasret çekemeden, Sana layıkıyla ümmet olamadan Günahlarımla seni üzerek,Yaratılan her zerrenin senin aşkınla yandığını idrak edemeden,utanmadan sıkılmadan sana mektup yazmak ha!...
Affet YA RASULLALLAH(sav). Affet sultanım. Cüretimi bağışla.
Bir gün seni özlemiş,sana olan hasretiyle yanmış tutuşmuş bir güzel kul tanıdım,yemek ikram etmişlerdi ona.Rabbim'in nimetlerine hamdederek başladı.Yüzündeki o parlaklık ne güzeldi.
Ama gözlerinin altındaki kızarıklık,alnındaki kıvrımlar, sakalındaki bembeyaz kıllar,şakaklarına yağan karlar bir şeyler haykırıyordu YA RASULLALLAH.

 

Ümmetinden bir kul,Rahmanın güzel bir kulu.Gülüyordu çehresi, Nur saçıyordu. Yemek yiyorduk hep beraber,çok lezzetliydi.Dudaklarında daima bir kıpırdanma vardı, yemek yerken zorlanıyor zor yutkunuyordu,dertli kul.Yüzüne her bakışımda gözlerinin daima artan ışıltısı dikkatimi çekti.Ve birden ak düşmüş sakallarına doğru iki damla gözyaşnı yolculuğa çıkardı.Ağlıyordu ihtiyar amca, gözyaşlarını saklama ihtiyacı hissediyordu.Ama gözleri coşmuştu bir kere, yemeği bırakıp yanına oturdum. Amca dedim:
-Rahatsız mısınız? Birşeyiniz mi var?
-Hayır evladım iyiyim sağol!dedi.
-Peki amca, niye ağlıyorsun?dedim.
-Peygamberimiz (sav)aklıma geldi birden. Onu düşündüm ve ağlayıverdim kusura bakma.

Gözünün yaşını sildi,Elhamdülillah dedikten sonra çekildi sofradan. Kenarda bucakta bir yere oturdu, elinin tersiyle gözlerini siliyor ve cebindeki mendilini arıyordu. Ben de kalktım sofradan yeni demlenmiş çaydan getirdim ihtiyar amcama.Çayı karıştırırken elleri titriyor ve dudakları büzülüyordu.Mendiliyle tekrar sildi gözlerini.Çayını içti ve Rabbim'in selamı ile müsaade isteyerek ayrıldı yanımızdan.
Düşünce idrakini yitirmiş bir hal içinde düşünüyordum. Adamcağız yemek yerken seni anıyor ve ağlıyordu YA RASULLALLAH(sav). Sana yakın olmanın verdiği coşkuydu gözyaşları.


Senin ümmetinden bir kul.Nasıl oluyorda seni görmeden, kokunu almadan,mübarek ellerini öpmeden sanki yanıbaşındaymışın gibi seninle yaşıyor. Ben de anlamalıydım,çözmeliydim bu sırrı....
Seni YA RASULLALLAH(sav) evet seni tanımam,bilmem gerekiyordu. Ashab!ı Kiram efendilerimizin hayatından başladım işe. Onların hayatlarını okuyarak sana ulaşmalıydım YA RASULLALLAH (sav), okudum. Ebu Bekir Sıddık ,Ali bin Ebu Talip,Hz. Ömer Hz. Osman,Hz. Talha,Hz. Bilal,Sad bin Ebi Vakkas,Hz. Hamza,Abdullah bin Revaha,Ebu Hureyre,Muaz bin Cebel...
Hepsini okudum YA RASULLALLAH(sav).
Şimdi seni okuyorum. Halık'ı zül celal Rabbim'in sevgilisi,biricik kulu.Senin nurunun hürmetine varolan ben seni arıyorum Ya RASULLALLAH(sav). Ömrümün sonuna kadar her nerede ve ne zaman olursa olsun seni hakkıyla tanıyamayacağımı biliyorum.Ben senin deven Kusva'ya aşık oldum efendim.Dayandığın hurma kütüğünün yerinde olabilmek için bin canım olsun feda ederdim.Yeter ki inleyeyim,sen beni okşarsın susarım. Yanımdan ayrılırsan tekrar inlerim YA RASULLALLAH(sav).

 
Ebu Hureyre(ra) sıcak bir günün öyle vaktinde evinden çıkıp mescide gelmişti. Sende oradaydın YA RASULLALLAH(sav) Açlıktan evinde duramayıp mescidine sana koşmuşlardı. Sen de aç idin. Günlerdir bir şey yememiş açlıktan zayıf düşmüştünüz. Hendek günü karnına iki taş bağlayan da sendin YA RASULLALLAH(sav). Bir deri parçasını temizleyip kızarttıktan sonra açlığını dindiren Sad bin Ebi Vakkas (ra) değilmiydi EFENDİM.Bir hurma tanesini annesine saklayan Ebu Hureyre değil miydi?Bir avuç arpa ekmeğiyle yetinen HABİBULLAH sendin efendim..

Ya ben midemin doluluğunun sarhoşluğuyla seni unutan ben değil miyim. Abdullah bin Revaha (ra) gibi elimdeki kemik parçasını fırlatıp ''ben hala bu dünyada yaşıyor muyum?''diyebilirmiyim?Senin ölümünle Hz.Bilal(ra) susmuştu.Bir daha ezan okumayacaktı.Kızgın çölde kayaların altında inlerken EHAD,EHAD diyerek senin nurunu görmüyor muydu YA RASULLALLAH(sav).

 
Sana nasıl kavuşacağız bilemiyorum.Günahlarımın derdiyle,hasretinin yangınıyla,Aşkının ateşiyle,sana ümmet olmanın sevinciyle arz ediyorum halimi. Sana gelmek var ölmeden önce, Şehrinde narına yanıp kül olmak var.Sana geldikten sonra bir daha dönmemek olsa (inşallah) yanında kalsam,ayak bastığın yerlere gömülsem. Kıyamete kadar yanında olsam.Toprağın altında dahi alırım kokunu YA RASULLALLAH(sav).

VE ÖLÜM...

Nikah saati :RABBİME ve SANA yolculuk.Tahta arabanın içinde keyifli seyahat....
Ölmeyi bilene kutlu olsun. EY DÜNYA!...
Anlat şimdi ayrılık acısını,Peygamber sana veda ederken çektiğin acıyı anlat.Bağır, durma, Haykır: VAĞLEMU ENNE FİKUM RASULLALLAH de...
O'nun vefat ettiği gün.Söyle ey dünya ne haldeydin.Her zerre O'nun ölümüyle yok olmak isterken sen nasıl raksettin.Yine sabahları güneşi davettin.Karanlığı nasıl kovdun.Söyleeeee...

 

Her gün raksedip dönmektesin değil mi ey dünya. Kainatta yalnız sen ONA kucak açtın,bu mutluluk senin değil mi. Güneş bile kıskanır seni ALLAH'ın Habibi yaşadı üzerinde. Ne kadar bahtiyardın o devirde varlığının şükrünü eda ediyordun. Denizlerin bir ayrı güzeldi O varken. Suların daha bir tatlıydı. Ağaçlar,dağlar ,ovalar,bitkiler, kuşlar ve sen ey dünya ne kadar mutluydunuz.
Ama o gün:RABBİM (c.c.) çağırıyordu Habib'ini.
Rabbim'in emriyle Cebrail yanına geldi YA RASULLALLAH(sav),Azrail (a.s.) kapıda senden izin bekliyordu. Kisra nın sarayını aydınlatan nurunla gelecektin.
Sessizlik acımasız ve dert yüklüydü,
Aniden peygamberin dudakları kıpırdadı,
YÜCE DOSTA ,REFİK'İ ALA'YA
PEYGAMBER vefat etti.

 


Usame seferden döndü,zafer müjdesiyle kavuşacaktı sana. Abi bin Ebu Talib'in dizine başını dayamıştın. Ölüm bile sana o kadar yakışmıştı ki, VUSLAT seninle güzel oldu. Kusva gözyaşlarıyla inlemekteydi. Hz. Ebu Bekir(ra.)geldi seni öptü öptü öptü....
Yokluğun acısıyla yanan gönüller, kardeşlerin, Seni çok özlediler Ya Rasullallah(sav)
Ben de özledim seni....

img461/1271/mekkexo9.gif

"Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız. Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz."

 

 
 

Salat-i  Tefriciye

Bir kimse, cok önemli bir isinin veya önemli bir dileginin gerceklesmesini,
ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanin üzerinden cekilip gitmesi (kalkmasi) icin,
“Salat-i Tefriciye”yi 4444 defa okuyup,
bu mubarek Salatu Selam ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hic süphe ve tereddüt yoktur ki,
Yüce Allah, o kulunun istek ve muradinin olmasi icin hayrli bir kapi acar, hayrli bir sebep yaratir ve ona muradini verir .”

Bismillahirrahmanirrahim
Allâhümme salli salâten kâmilaten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezi tenhallü bihil’ukadü, ve tenfericü bihil’kürabü, vetükdâ bihil’havâicü, ve tünâlü bihir’regâibü, ve hüsnül’havâtimi, ve yüsteskal’gamâmü bivechihil’ke’imi ve alâ âlihi ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin biaded-i külli mâlûmin lek

Rahman ve Rahim olan Allah’in adiyla.
Ey Rabbim! Senden yardim istiyorum, sana tevekkül ediyorum, benim isimin zorlugunu azalt!
Seferimin mesakkatini kolaylasdir ve beni hayrla riziklandir.
Benden her türlü serri defet. Sadrima insirah ver.Isimi kolaylasdir, dilimdeki dügümü cöz.
Ey Rabbim, kendimi, dinimi, ehlimi, malimi, akrabami ve seninle benim aramda ahiret ve dünyaya müteallik ne varsa cümlesine seni birakiyorum ve sana emanet ediyorum.
Bizim hepimizi her türlü kötülükten ve üzücü seylerden muhafaza et!
Ey kerem sahibi Rabbim! Beni ve benim beraberimdekileri muhafaza et!
Beni ve beraberimdekileri selamette kil, beni ve beraberimdekileri menzilimize ulastir ey Rabbim!
Ey Rabbim! Sana tevbe etdim, Sana sarildim, takvayi bana azik olarak ver, günahimi magfiret et, her nereye yönelirsem beni hayra yönelt.


Download Linki : http://www.why-islam.net/download/tefriciye.zip 
Salat-i Tefriciye okuma, ezberleme ve Hesaplama Programi 

 Bu program ile Salat-ı Tefriciyeyi okuyabilir, dinleyebilir ve kaçıncı sırada kaldığınızı kaydedebilirsiniz.

 

 

 





 

 

 

 

Göç Destanı

3187

Kamp

11712

İstanbulun Manevi Fatihi ''Eyüp El Ensari''

5858

Hükümdar Peygamberler -2-

2347

Hükümdar Peygamberler -1-

3287

Habil ile Kabil

8157

Fil Vakası

7178

Bediüzzaman Said Nursi

6327

Musab bin Umeyr r.a

4938

Mısırın Güneşi (Hz.Yusuf Sarayda)

4271

Hz. Ömer ve Örumcekler

4658

İstanbul'un Fetihi

5042

Endülüs Fatihi

4398

Sonsuza yolculuk

1790

O da bir çocuktu (Muhammed s.a.v çocukluğu)

4731

Kücük Osman

9366

Hz.Yuşa a.s

3097

Hz.Nuh ve Tufan

2677

Hz.Musa a.s

1470

Hz.İsanın son günleri

1745

Hz.İsanın mucizeleri

1497

Hay

26474

Havariler

1214

Danyal ve Aslan

4037

Binbirgece Masalları

5965

Beydabadan Masallar

91325

Barbaros

3419

Allah´ı tanımak

52797

Mağradaki Üç Arkadaşın Duası

5935

Aziz Mahmud Hudai

4782

Çanakale geçilmez

9024

Kafkas kartalı Şeyh Şamil

9012

Şehitler Cennete Girer

3222

Yunus Emre

6567

Hz. Yusuf a.s

2484

Son Peygamber

4421

Hz. Yunus a.s

2530

Nasreddin Hoca 1

10866

Keloğlan Kurbağa Prens

39957

Hz. Davut ve Calut

6115

 
     

   

March 21

GÜLÜMM BENİMM

 
443f4c4fd57fvo8re9sk1 
GÜLCEM'E HOŞGELDİNİZ.
UMUT IŞIĞINIZ SÖNMESİN...
SAYFAYININ TAMAMINDA VE BÖLÜMLERDE  GEZERSENİZ  SEVİNİRİM  GÜLCE.
GÜLCE GÜLÜŞLER YAŞAMINIZA DOLSUN....

 i6kx0

Sevgili Peygamberim
Seni gerçekten anlayamadık...Anlasaydık ümmetsiz bırakmazdık seni. ‘İslam dünyası diye bir şey yok’ tespiti kalplerimizi yerinden sökerdi. Sen ki ümmetini bir bedenin uzuvlarına benzetmiştin, Filistin yara olurdu içimizde... Irak’ta onuruyla oynananlarımız için ağlardık. Endonezya’da, Keşmir’de, Çeçenistan’da olanlar canımızı yakardı. Nefret olmazdı tepkimiz. Seni anlayabilmiş olsaydık bunları yapanların hali de üzerdi bizi. Sana ümmet olabilecekken düşman olanlar için de ağlardık.


Seni gerçekten yaşayamadık...


Yaşasaydık bize ‘Eminler Ümmeti’ diye bakarlardı. Elimizden ve dilimizden salim olurdu ve belki de selamete teslim olurdu şimdi ‘ötekiler’ diye dışladıklarımız. ‘Geri kalmış’ dedirtmezdik kendimize. Şimdilerde demokrasimizi sorgulayanlar bizde buldukları insan haklarına saygı, ötekini de kendi gibi bilme, insanı yeryüzünde Rabb’in halifesi tanıma, bireyi toplumun yapı taşı görme gibi erdemler karşısında kendi demokrasilerini sorgularlardı.

Seni gerçekten anlatamadık...

Anlatabilseydik, bırak Senin için yapılan ve tekrarından utandığımız ithamları, Senin ümmetinin bir tek tanesi için bile ‘terörist’ derken bin defa düşünürdü düşmanların bile. Seni içimizden söküp alamayacaklarını bilirlerdi. Adın anıldığında bir saygı uyanırdı kalplerde, inanmasalar bile hürmet ederlerdi. Eserinde seyrederlerdi Seni ve hayranlıktan alamazlardı kendilerini.

Seni gerçekten bilemedik...

Bilseydik ufkumuz birkaç yıl ve birkaç toprak parçasıyla sıkışıp kalmazdı. Sen ki Ebu Talip Mahallesi’nde sıkıştığında bile İstanbul’un fethinden bahsediyordun; ümmetin bir elin parmaklarını geçmezken bile ufkunda milyarlar vardı; hesaplarını sadece bu dünya değil iki cihan üzerine yapıyordun... Bilseydik, şimdilerde olduğu gibi ufkumuz ülkemizin komşularıyla kısıtlı kalmazdı. Dünyada kaç İslam ülkesi olduğunu bilmezlik cehaletine düşmezdik. Bilseydik, Hudeybiye’yi yeniden yaşamak ve yaşatmak isteyenlere ‘hayır biz savaş istiyoruz’ diye diretmezdik.

Seni gerçekten hissedemedik...

Hissetseydik zulme karşı kükreyen aslan olmakla, ‘vurana elsiz sövene dilsiz’ olmanın aynı anda nasıl mümkün olduğunu bilirdik. Dert, yoldaşımız olurdu. ‘Nasıl O’na layık oluruz?’ her sorudan önce sorduğumuz soru olurdu. ‘Bu kadar yeter’ demezdik. ‘Yettinin esirleri’ olmazdık.

Seni asrın idrakine okutamadık...

Yapabilseydik, savaşların tarihi yazıldığı gibi barışların da tarihi yazılmış olurdu. İslam’ın bir olağanüstü durumlar tarihi olan geçmişinden bir olağan durum teolojisi çıkarmış olurduk. ‘Barış şartlarında uluslararası ilişkiler fıkhı’ diye bir tane olsun kitabımız yazılmış olurdu. Batı’nın anladığı dille Batı’ya, Doğu’nun anladığı dille Doğu’ya anlatmak için Seni, Batı’yı da, Doğu’yu da bilen akademisyenlerimiz olurdu.

Seni gerçekten sevemedik...

Sevseydik sözlerimiz sıkıldığında Muhammedî ruh akardı içlerinden. Hiç değilse on cümlemizden biri Senin hakkında olurdu. Yazdığımız on kitaptan biri Seni anlatırdı. Filistin derdik yine; ama Senin ismetine laf getirtmeden derdik. Kıbrıs derdik; ama bu bizi Muhammed demekten alıkoymazdı. Avrupa Birliği derken herkes bilirdi ki ‘alınacaksa alınacak olanlar Senin sevdalılarındır’. Ve bu sebeple reddedilirsek bundan şeref duyardık.

Seni gerçekten sevemedik; ama Sen sevdin ki geldin.
Hoş geldin, sefa geldin...
Ey Sevgili,
En Sevgili...
i6kx0

       

-BİR GÜN PEYGAMBERİMİZİN EVİMİZE ZİYARETE GELDİĞİNİ DÜŞÜNÜN? BİR GÜN PEYGAMBERİMİZ KAPIMIZI ÇALARSA

–Eğer birgün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse yalnızca bir kaç günlüğüne.Aniden çalsa kapınızı merak ediyorum.Neler yapacağınızı
–Biliyorum böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı O’na sunacağınız tüm yemekleri en iyisi olacağını ….
–Ve inandırmaya çalışacağınızı O’nu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı.Gerçekten de evinizde O’na hizmet etmekten alacağımız hazzı.
–Fakat söyleyin bana Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde
–O’nu kapınızda mı karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce ,
–Aceleyle bazı dergileri, gazeteleri çabucak saklayıp ;yerine Kuarn-ı Kerimimi koyacaksınız?Peki hala Amerkan filimlerini seyredecek misiniz, televizyonda ?
–Ya da kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle O size kızmadan önce?
–Kimbilir belkide ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını dilerdiniz.Hatırlayabildiğiniz en son çirkin kelimenin ….
–Peki ya;
–Dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?
–Ve bunu yerine ortalığa kitaplığınızın raflarında tozlanmış hadis kitapları mı çıkaracaksınız?
–Yoksa telaşla “ne yapayım” diyerek, sağa sola mı koşturacaksınız ?
–Merak ediyorum
–Eğer Peygamber Efendimiz,
–Birkaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa yapmaya devam edecek misiniz.Her zaman yaptığınız şeyleri?Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?Her yemekten sonra sofra duası etmeyi yine zor mu bulacaksınız?
–Hiç yüzünüzü asmandan
–Oflayıp puflamadan her vakit namazınızı kılacak mısınız?
–Ya sabah namazı için, sıcacık yataktan erkenden fırlayacak mısınız?
–Peki ya yine mırıldayacak mısınız?
–Her zaman söylediğiniz şarkıları
–Ve okuyacak mısınız her zaman okuduğunuz kitapları?
–Peki izin verecek misiniz ?
–Aklınızın ve ruhunuzun beslediği şeylere?
–Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?Şöyle diyelim ya da,
–Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de?
–Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız?
–Tanıştırmaktan onur duyarmısınız en yakın arkadaşlarınızı O’nunla?
–Yoksa hiç karşılaştırmamasını mı umardınız Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle ?
–Şimdi söyleyin açık yüreklilikle O’nun kalmasını ister misiniz sizinle sonsuza dek, hep birlikte?
–Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız.Z iyareti bitip gittiğinde?
–Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi*
–Bilmek ve düşünmek eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretimize gelse yapacağımız şeyleri?

x1pbglkvql4bte0nqkq5kkcaj0

 

 

İNSANLARIN ÇOĞU NEDEN KORKAR?

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
Ve yaşamaktan korkuyor, kendisi için değil, başkalarına göre yaşadığı için.

 cuma4rbei2

 

 

Rabbim gerçek manada beni sen sevdin... Niceleri ise sever gibi göründü... Ama daima, kendilerini sevdiler... Çünkü âcizdiler, fâniydiler... Kendilerine bile yetemediler ki, bana yetseler...

Hepsi Sana borçluydu varlığını. Hepsinin bir canı vardı... Ve onlar, kendi canları yanmadıkça, anlayamadılar acıyı... Anlayanlar da zaten, kendilerince bir mânâ çıkardı...

Sen varsın hakkıyla bilen beni... Her şeyimle bilen, her şeyimle seven, bir tek Sen...

Sevdiğini biliyorum, zira sevmemiş olsaydın, o kadar kendinle meşgul etmezdin beni. Sevmemiş olsaydın, aratmazdın böylesi...Sen sevdin seni seven de beni sevdi bende onu sevdiM...

Sen sevmemiş olsaydın, sevebilir miydim ki Seni?
Sen canımın Cânânı... Sen'in sevginde vefâyı idrak ettim ben... O eşsiz vefâna, karşılık vermekten âciz oldum her zaman... Seni, Senin beni sevdiğin gibi sevmekten âcizim... Zira Sen yaratansın, ya ben? Ben, kul olmayı bile beceremeyen...

Yalnızca Sendeydi tatmin... Sadece Sende. Bir Sen yettin bana... Kimselerle

 yetinemedim... Acı çekmeyi sever oldum Senin izninle. Dertlerin içinde gizlenmiş

nice derman buldum...

Sevdirdiğince sevdim Seni... Buldurduğunca buldum... Bir Sen varsın Bâkî olan...

Geride ne varsa fâni... Bütün varlıkların hepsi fâni... Kimi güzel, kimi çirkin, kimi

vasat, ama işte her biri fâni... Dallardaki çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller,

 pınarlar hep fâni... Seraplar ve gölgeler fâni...

Çöllerde kalmayı sevdim Seninle... Yalnızdım, kalabalıklar içinde... Her şeyde Senin

sanatını görmeyi sevdim ben... Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim...

Yıldızlarda nûrunu, güneşte nârını, ateşte hârını bulmayı sevdim. Ve seni bana

hatırlatanı sevdiM.

Hiçbir şeye muhtaç olmayışını sevdiM ben. Azîz oluşunu, Kâdir-i mutlak oluşunu

sevdim. Settâr oluşunu sevdim. Öylesine güzel bir sırdaştın ki Sen, kimselere bir

sırrımı vermedin. Günahıma rağmen yücelttin beni. Şeref ikram ettin. Ekrem-ül

ekremînsin...

Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim! Ben unuttum, unutmadın. Ben, adını anmadım,

yine de bırakmadın. Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken, Seni bırakıp

başkalarına yandım... Yine de vazgeçmedin benden.

Sevdin beni, oysa, ben Sana kul bile olamadım. Nankörlük ettim. Yine de nimetlerini esirgemedin.
Şikayet eden, sızlanan, dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin beni... Bense vefâsız bir sevgiliydim. Kıymetini bilemedim.

Şimdi, cemâlinin hasretiyle yanıyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazları benden yok

 etti. O kadar ki, güneşin kavurucu sıcağında da, serinleten rüzgarda da,

Senin hasretin içindeyim.

Senin sadece sanatını seyretmek yetmiyor artık! Şahdamarımdan daha yakın olmanı

sevdim. Ama bu bile yetmedi bana. Korkuyorum perdeler arkasında kalmaktan. Korkuyorum, başkalarına görünüp de beni mahrum koymandan. Cemâlin... Tüm

derdim bu ey Rabbim! Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim.

Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz bırakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam

yapayım, cemâlini hak edecek bir sermaye biriktiremem.
Seni hak edecek gücüm yok benim. Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir şeyim yok

ey en Güzel!

Ellerim bomboş. Üstelik günah kirleriyle lekeliyim. Bembeyaz gelemiyorum Sana...

Yarattığın gibi tertemiz değilim. Dünya kirletti beni, nefsim aldattı. Şeytana

kandım. Müflisim. Vallahi hiçbir şeyim yok!

Duyduğum iştiyakın sebebi, yine Sensin. Sensin her yanımda... Sensin varlığım...

Zenginliğim Sensin... Tüm sefilliğime rağmen yine de Seni isteyişim, sırlarındandır.
Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eğer, murâdıma, maksûduma, matlûbuma, yani Sana,

yani Senin Cemaline kavuşursam bir gün, bu da sadece Senin merhametin.

Sermayem yok Sevgili! Tüm sermayem, rahmetin... Lokmanın bile derman

olamayacağı derdimin, dermanısın Sen!
Yârsın!
Cansın!
Şifâsın!
Lokmanda değil ey Yâr, Sendedir benim devâm!
Sana kavuşmadıkça, huzur da bana haram!
Sermayem rahmetin, ilâcım Cemâlindir,
vesselâm!

Hiçbir şey yoktu, yalnız Sen vardın. Hiçbir şey yoktu, aşkın vardı. Aşkını izhâr

ettin, yarattın bizi. Muhabbet ettin, yarattın beni…
Vahdaniyetinin tecellîsiyle bütün kalplere bir katre aşk iksiri serptin. Ehadiyetinin tecellisiyle bütün kalpler Sana âşık…

Bildim, seven sendin beni!.. Bütün varlıklarda yansıyan güneş gibi, sevgisiyle saran

Sendin beni… Annemin merhamet yüklü sesi, yüreğini yüreğimin üstüne koyan

dostun merhabası, başımı okşayan Peygamber eli, hâtırasıyla hüznümü alan

sevgilinin sohbeti… bildim hep Sendendi.

Sevdin, sonra kopmaz bir zincirle kendine çektin. Zincirin her bir halkası, Senden

 tecellîlerdi.
Aşkına âşık olduğum Mecnûn “Sen”din. Aynalarda seyrettiğim Yûsuf, “Sen”!..

Sonsuz siyah güller, lâcivert akşamların iğde kokusu, hüzün yüklü sonbahar,

yağmurun toprağa dokunuşu, bir gül renginde eriyen akşamlar, Dost'un yüzü,

sevdiğim ne varsa, hep “Sen”dendi.
“Tecellî, tecellî edeni gösterir.” (a.g.e., Hazret-i Mevlânâ)
Sûretlerde nihân olan Sevgili, ey Sevgili!..

Yetimler Yetîmi'ne «vedduhâ» sırrıyla tecellî ederken, O'nu tek olana, “bir olan”a çekiyordun. Başka bütün kapıları kapatırken, hep açık olan kapına çağırıyordun.
Bildim, kalbimdeki her bir muhabbet tecellisiyle beni de kendine çekiyorsun. Çekiyorsun

ve bırakıyorsun. Bırakıyorsun ki, kanayayım; zayıf yanlarımı tanıyayım. Seni bulayım.

Sonra yine çekiyorsun. Bu, hüzünlü bir şehrâyîn. Bu, bitimsiz bir med-cezir. Bu,

 içimdeki Mûsâ'yla Firavun savaşı; sulhü yok!..
Sevgili, en Sevgili!..
Sûretlerden geçerek, Sana erdir beni!.. Merhametinle arındır, kalbimi!.. Kavuştur

beni Sana seni sevenle birlikte kavuştur bizi...

 y1pDBM-NHhMjkVXNgNAyAzpeEf4jYSkgSAsT7DIwSpKcYrhUTh8ciX2TuobX-LY9gbvorZ0vJsLb4Y

 

T E V B E D U A S I

BiSMiLLAHiRRAHMANiRRAHiM
ESTAGFiRULLAH, ESTAGFiRULLAH, ESTAGFiRULLAH. EL- AZiM EL– KERiM ELLEZi LAiLAHE iLLAHU EL– HAYYÜL KAYYUM VE ETUBÜ iLEYHi VE NES´ELÜHÜT TEVBETE VEL MAGFiRETE VEL HiDAYETE LENA.

iNNEHU HÜTETEVVABURRAHiM, TEVBETE ABDiN, ZALiMiN LiNEFSiHi, LA YEMLiKÜ LiNEFSiHi MEVTEN VELA ´HAYATEN VELA NÜSURA.
iLAHi YARABBi, iLAHi YARABBi, iLAHi YARABBi, EGER BENiM
ELiMDEN VE DiLiMDEN VE GÖZÜMDEN VE KULAGIMDAN VE
AYAGIMDAN VE CEMii AZALARIMDAN, BiLiP BiLMEYiP
SENiN RIZANA MUHALiF iSLEDiGiM KELiMEi KÜFÜR, SiRK, HATA VE
iSYAN HER NE Ki SADIR OLDUYSA, BEN ONLARIN CÜMLESiNE TEVBE ETTiM RUCU ETTiM. PiSMAN OLDUM, BiR DAHi iSLEMEMESiNE AZMi CEZMETTiM.

PEYGAMBERLERiN EVVELi HAZRETi ADEM ALEYHiSSELAM,
AHiRi iKi CiHAN SERVERi MUHAMMED MUSTAFA SALLALLAHÜ
TAALA ALEYHi VE SELLEM EFENDiMiZ HAZRETLERiNE
VE BU iKiSiNiN ARASINDA NE KADAR PEYGAMBERLER GELDi
VE GECTi VE SENiN CANiBiN DEN HER NE GETiRDiLER iSE BEN
ONLARIN CÜMLESiNE iNANDIM VE iMAN GETiRDiM.
DiLiM iLE iKRAR, KALBiM iLE TASDiK ETTiM.
HAKTIR VE GERCEKTiR. ASLA SEK VE SÜPHEM YOKTUR.

AMENTÜ BiLLAHi VE BiMA CAE MiN iN DiLLAH. AMENTÜ BiLLAHi
VE BiMA CAE MiN iN DiLLAH, AMENTÜ Bi RESULULLAH VE BiMA
CAE MiN iNDi RESULULLAH. AMENTÜ BiLLAHi VE MELAiKETiHi VE
KÜTÜBiHi VE RUSULÜHi VELYEVMiL AHiRi VE BiLKADERi HAYRiHi
VE SERRiHi VE MiNALLAHi TEALA VELBA´SÜ BADEL MEVT.

HAKKUN, ESHEDÜ EN LAiLAHE iLLALLAH. VE ESHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHU VE RESULÜHÜ.

 

 

 
 
 
 
 
 

DİNİ BİLGİLER

 

        
Image Hosted by ImageShack.us
 
Image Hosted by ImageShack.us
BİR DAKİKA İÇİNDE NELER YAPABİLİRİZ?ALLAH RIZASI İÇİN...
 
1- 1 dakikada 5 defa Fatiha suresini seri bir şekilde okuyabilirsin.Fatiha suresini bir defa okumak 1400 sevaptır.5 defa okununca bir dakikada 7000 sevap elde edebilirsin.
2- 1 dakikada on defa ihlas suresini okuyabilirsin 10 defa ihlas suresi 3 kuran hatmine bedel sevap kazandırır .Hergün bir dakikanı ihlas suresine ayırsan ayda 300 defa senede 3600 defa ihlas okumuş olursun.Bu da 1200 hatme bedel olur.
3- Yüzüne bir dakikada Allahın kitabından bir sahife okuyabilirsin.
4- 1 dakikada kısa bir hadis ,kısa bır ayet ezberleyebilirsin.
5- 1 dakikada 30 defa kelimeyi tevhid getirebilirsin.
6- 1 dakikada 100 defa sübhanallahi ve bihamdihi dersin.Denizlerin köpüğü kadar günah da olsa bağışlanır.
7- 1 dakikada 40 defa La havle dersin cennet hazinelerinden 40 hazine elde etmiş olursun.
8- 1 dakikada 60 defa Esteğfirullah el azim dersin bağış ve affa nail olursun.
9- 1 dakikada 25 defa salatu selam söylersin 250 sevabı, 250 bagış ve 250 dereceye nail olursun. Şefaati Mustafa’ya (s.a.v) nail olursun.
10- 1 dakikada dua,tefekkür,tezekkür kalbini inceleyen itaatlerle olursun.Kalbin 1 dakikada ameli yerine göre ömre bedel olur. Hayattan bir dakika ne kadar kıymetli oysa biz hayatımızı harap,zayi etmişiz. Ömrümüzden nice yıllar akıp giderken bir dakikada kazanabileceğimiz şeylere bir bakın

13 Mart 2007, Salı              

 

 

 

Ya Rasulallah! Bugün seninle dertleşmek istiyorum, şu aciz ümmetini, şu
günahkâr ümmetini dinlermisin? Bugün sana gözyaşlarıyla derdimi, içimi
dökmek istiyorum. Kırık dökük de olsa, eksik ve yanlış da olsa, şu günahkâr
ümmetinin yüreğinden gelen sözleri dinlermisin?

Sen ki, şehidlerin sultanı, amcan Hz. Hamza'yı şehid eden vahşiyi bile
dinledin ve O insan bir vahşi iken seninle dertleştikten sonra, kalbinde
güller açarak bir yiğit, bir yıldız ve bir cennet varisi oldu. Hz. Vahşi
oldu, senin ümmetin oldu ya Rasulallah

işte bende, şu vahşileşen insanların arasından bir an sıyrılarak, Hz vahşi
gibi, Hz. Enes Bin malik gibi, Hz. Mus'ab Bin ümeyr gibi ve Hz. Ebu Hureyre
gibi dertleşmek istiyorum sevgili efendim. Ama O'nlar gibi olmamanın ve
olamamanın ezikliğini hissederek yine de sana seslenmek ve seninle
dertleşmek istiyorum, çağlar ötesi bir zamandan efendim…

Ey gül yüzünde gülücükler eksik olmayan sevgili efendim! Sana ilk önce şu
itirafımı yapmak istiyorum. Aklıma geldikçe yüreğimi ezen, beni gözyaşlarına
boğan, şu itirafımı yapmak istiyorum…

Ya Rasülallah, hani ümmetine seslenirken üzerine çıkıp mübarek ağzından
inciler döktüğün hurma kütüğü vardı ya, hani ümmetine yine bir gün
seslendiğinde bu hurma kütüğünün üstüne çıkmayıp Ashabı'nın yaptığı minberin
üstüne çıkınca, etrafa hıçkıra hıçkıra bir ağlama sesi yayılmıştı ya,
ağlamanın hiçbir insandan gelmediği anlaşılınca hurma kütüğünün yanına gidip
onun ağladığını, senden ayrı kalınca hıçkırıklara boğulduğunu görünce onu
mübarek ellerinle teselli etmiştin ya hani efendim.
işte ben, işte ben senden ayrı kaldığım o kadar zamana rağmen bir hurma
kütüğü kadar ağlamıyorum, ağlayamıyorum gözümün nuru, gönlümün sultanı
efendim.

şu ümmetin bir kütük kadar olamıyor ve ayrılığına yanıp kavrulmuyor
sultanım. Ne olur, ne olur efendim gel beni de teselli et, bir hurma kütüğü
gibi ağlamasam da, bir mağaranın önünde bekleyen KITMiR gibi sadık olamasam
da ve senden ayrılacağını anlayan bir deve kadar içim yanmıyorsa da, ne olur
Ya Rasülallah ben seni görmeden sevdim, çağlar ötesi zamandan "KARDEşLERiM"
hitabına "buyur canımın canı, buyur anamı-babamı ve her şeyimi yoluna feda
ettiğim canım efendim" diyerek sana iman ettim gönlümün sultanı.

Sana layık ümmet olmasam da, sana KITMiR gibi sadık kalmasam da, sana bir
örümcek kadar hasretinle yanmasam da ve seni gördüğünde heyecandan ufacık
kalbi yerinden çıkacakmış gibi atan bir güvercinin yüreği kadar yüreğim
tertemiz olmasa da, gel ne olur, rüya da olsa bile gel, gel de şu günah
çukuruna batmış ümmetini teselli et..Sultanım efendim.....

 

 

 
 
 

TÜM ÜYELERİMİZ
gönül       öğrtmnbursa (ismail doğru)      angle67       derecikalan köyü       crazygokhann      
muhtesem32       Ressam Sebahat       lazkopat2546       oktay       GENÇLİK REHBERİ (melih ünal)      
YeTimRuYaLaR       BAMBU       editör55       eyup bal       hacı ramadan (ramadan gürler)      
maraşlım       hleb      normcu (mehmet asanoğlu)      bibi club      
HÜSNİYE NİN YERİ       YABASE (BARISS ÇATAL)     
esranurr       ABDULLAH KÜÇÜK      
gonuldagım (bedir çolak)       özkan demir 

    

Hacı

 

Ömer Muhtar "Çöl Aslanı''

5663

İmam-ı Azam Ebu Hanife

6338

Hz. Eyüp

3682

Bize Nasıl kıydınız

4956

Hz. Meryem

9699

Hz. Musa

2967

Hz. Muhammedin (s.a.v) Babası

3977

İskilipli Atıf Hoca

4703

Osmanlı Kuruluşu

5301

Ashabı Kehf

9985

Zehranın Gözleri

22268

Elçi

26115

Danimarkalı Gelin

8613

Hasret

5880

Beşinci Boyut

8435

Son Turbedar

5871

Anne Baba biz suçluyuz

4235

Çagrı

7647

Issız Kule

8467

 
 
 

YANLIZLAR TRENİ

 

y1pU_--vLw5-LaxtItIoEyHGlPlxu2_KWzXSOWoaL9u3u7hRQyZn7uQiiT9Emmysvc6bn0AdH_reRM

 

ALLAHIM !

BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ:

Bir kuruluşun tepe noktasında yetkili olsam bile,
bunu asla başka şekilde kullanmamalıyım.
Günlük yaşamda "ben" yerine, daha çok "sen" sözcüğünü kullanabileyim...

BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:

Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe,
doldursun sarsın çevremi.
Hatta düşmanlarımı da sevebileyim...

BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:

Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim
doğanın koşullarına, sevdiklerimi mutlu et ki,
mutluluğu başkalarına da götürebileyim...


BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:

Düşünebileyim, konuşabileyim.


BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:

İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür
edenlere;
bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim.


BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:

İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim.


BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:

Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için
karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama
yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.


BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:

düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, kahrolduğum, varolduğum şu
anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim.


BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :

Yıllar sonra beni hatırlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanları seven,
o düzeyde de sevilen bir kişiydi " diye konuşsanlar ve ben de huzur içinde
olabileyim.

BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ:
Birgün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem;
bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayağımı, bu bir uzanma ise
elimi durdurabileyim.

BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ:

Sükûneti bulayım, durabileyim, düşünebileyim

 


Aminnn....

   

      

      

 

Cümle dua dostlarımın;
okudukça okuduğum,
okudukça binbir çeşit

duygu dolduğum,

o güzelim duaları için...
Amin! Amin!Amin!
Amin!Allahım Amin!

 

Euzu billahi minesseytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.

 Elhamdulillahi rabbil alemin, vessalatu vesselamu ala rasulina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Ya ilahel alemin ve ya ekramel ekramin ve ya erhamerrahimin. Kalplerimizi Kur'an ve iman nurlariyla nurlandir ya rabbi. Niyetlerimizi halis eyle, bizlere tam ihlas ve kamil iman nasip eyle. Gunahlarimizi affeyle, bize merhamet eyle, bizi her turlu azaptan muhafaza eyle ya rabbi. Senin buyuklugunu, bizim kucukugumuzu bize her zaman duyur ya rabbi. Seni her zaman yanimizda hissettir, yuzumuzu sana cevir, sana kulluk ettir, senden istet, senden baskasina el avuc actirma ya rabbi. Dualarimizda bizi samimi eyle, cok dua eden, cok tevbe eden, duasi ve tevbesi kabul olan kimselerden eyle ya rabbi.

Ya Azim, Ya Kerim. Butun mulk senindir. Yer senin, gok senindir. Senin herseye gucun yeter. Bizler gayet aciziz. Sen bize guc vermezsen bizler guclu olamayiz, sen bizlere yardim etmezsen bizler hicbir sey yapamayiz.Elimizi kaldirmamiz, yurumemiz, calismamiz, yeyip icmemiz hep senin kudretinle oluyor. Bize kalasaydi bunlarin hic birini beceremezdik. Butun guc senindir. Yer gok senin elindedir. Senin istedigin sekilde yasamaya calisirken bizleri gucsuz birakma ya rabbi. Iradelerimize fer ver, kalplerimize derman ver, gonullerimize insirah ver, sinelerimize genislik ver ya rabbi.

Ya rabbi senin uzerimizde o kadar cok nimetin var ki, ne kadar sukretsek azdir. Bizi musluman olarak yarattigin, ve musluman olarak yasattigin icin sana kainattaki varliklar adedince sukurler olsun Bizlere verdigin nimetlerin hakiki sukrunu eda etmeye bizleri muvaffak eyle. Sukrunu eda edemedigimiz nimetlerden dolayi da bizleri hesaba cekme ya rabbi.

Bizlere vedigin bu hayat ve iman nimetine karsilik, senin dinini yasamayi ve senin yolunda hizmet ederek, mubarek adini dunyanin her tarafina duyurmayi bize kolay eyle ya rabbi. Senin adinin butun gonullerde duyulmasi isinde bizleri kullan ya rabbi.Bu isi yaparken, yerde ve gokte bizler icin sevgi yarat, herkes bizi sevsin ya rabbi. Bizi, gercekten iman etmis olan, guzel ve salih ameller isleyerek  kensidini sevdigin ve sevdirdigin kullarindan eyle. Bu mubarek hizmetlerin her tarafta boy atip gelismesini nasip eyle. Bizlere hizmetten baska bir gaye edindirme ya rabbi. Dinimizi, milletimizi, hizmetlerimizi daima payidar eyle. Bu guzel hizmetleri baslatanlardan, devam ettirenlerden, su anda da devam ettirmekte olanlardan ebediyyen razi ol ya rabbi.Onlar hurmetine bize de omrumuzun sonuna kadar hep hizmet ettir. Yine onlar hurmetine bizi affeyle, bizi onlarin sefaatine nail eyle, bizi onlarla birlikte hasr ve nesreyle. Ailemizi, akrabalarimizi, milletimizi onlar hurmetine cennetllik eyle ya rabbi.

Senin yolunda hizmet etmek bizim icin bir lutuftur, bir sereftir, en buyuk makam en buyuk payedir. Bu serefi bu lutfu bizden alma, bizlere bu payenin hakkini vermeyi nasip eyle ya rabbi.

Ya rabbi bizlere dunyada da ahirette de hep guzellikler ver, bizi azaptan koru, bize gucumuzun ustunde yuk yukleme, bizi cok zor imtihanlarla imtihan eme ya rabbi. Bizi, annemizi, babamizi, ve butun mu'minleri hesap gununde affet ya rabbi.Affet ya rabbi. Affet ya rabbi.

Hizmetlerimize terakkiler ver, kalplerimizi hep sana acik eyle. Kardes, dost, muhib, taraftar,  ve sevenlerin kalp ve gonullerini sana ac ya rabbi. Bizi islerimizde, hizmetlerimzde, sikintili anlarimizda yalniz birakma, rahat anlarimizda da seni untturma ya rabbi.Efendimiz sallahu aleyhi vessellem hurmetine, O'nun sanli sahabisi hurmetine, senin dostlarin olan evliya ve asfiya hurmetine, buyuklerimiz hurmetine bu duamizi kabul eyle.Ve sallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbi ecmain, velhamdu lillahi rabbil alemin.

 

 

 ALLAH GÜZELDİR... HER KULUNU SEVER...

 

 

 

 

Bu öyle bir hasret ki gülüm; yüregime sıgmıyor.. Ve sen!! Sen olmadan yaşanmıyor...

Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak.

Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!

Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine…

Vakit öğle… O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!-

  y1pU_--vLw5-Lbq_cCOs64Wssvqy6JboNGIqoTGUHOcQyDR7GiFQuIrJPcICMYpDp44Ed9RXy2sFiU

            Image Hosted by ImageShack.us

       Image Hosted by ImageShack.us        Image Hosted by ImageShack.us          Image Hosted by ImageShack.us        Image Hosted by ImageShack.us

         Image Hosted by ImageShack.us        Image Hosted by ImageShack.us        Image Hosted by ImageShack.us        Image Hosted by ImageShack.us

          Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us        Image Hosted by ImageShack.us 

              Image Hosted by ImageShack.us      Image Hosted by ImageShack.us

         

Bir sayfa daha kapandı, bir ismin devri sonlandı şiraze.

Ağlasak dönmeyecek, dövünsek kâr etmeyecek.

Giden gitmiştir. Giden gitmiştir şiraze.

Öfkeliyim hâlâ kör gözlerimin açılamayışına gerçeğe.

Öfkeliyim duyduklarımı yüreğime indiremeyişime.

Öfkeliyim dar-ı dünyaya sahip çıkışıma.

Öfkeliyim şiraze bu denli kendime dayanıp yükselemeyişime.

Bir de şu aşk üzerine dem tutuşum medrese odasına kapanıp.

Aşk kim ben kim şiraze... aşk kime ben kime şiraze...

Photobucket - Video and Image Hosting 

 

 

Photobucket - Video and Image Hosting

Photobucket - Video and Image Hosting

 
 

YESSS SÖRRR

 

 

     ELVEDA


Zaman değil geçen ömürmüş anlamadık
Tükendik bizde yıllar gibi yaralandık
Bana bıraktığın yüzümdeki bu çizgiler
Alıp götürdüğün ömrümün baharları

Suçumuz neydi bizim
Feryadım Tanrı'ya
Sana son sözüm gülüm
Elveda

Her şey biter
Herkes unutulur
Ben seni kaç kere sevdiğimi unuttum
Haram olsun
Yıllarım olmuş ziyan
Sende unut beni yok yere sevdiğini

Bir sabah boş evinde üşüyerek uyanacaksın
Titrek kalbini eski mektuplara saracaksın
Ben senle bir günü bir ömre kıyaslarken
Sen benden bir haber başka kollarda uyuyormuşsun
Olsun, avuçlarında ben burnunda benim kokum
Ben seni çoktan unuttum
Sen beni unutamayacaksın.

Photobucket - Video and Image Hosting

    
 
 
 
    image     
img82/5022/oudfgar4.jpg
img185/506/852852nl4.gifimg185/506/852852nl4.gifimg185/506/852852nl4.gif 
                                                           
   

GERÇEKLER

?The North Wind (KUZEY RÜZGARI )
16 Mart 2007, Cuma
belki bi mucize olur, ve beklemedigim cümleler kurarsin, bu kez farkli gerekçeler sunarsin diye gözlerine bakardim ve neden derdim sana... her defa "bu kez baska " diye yasadigin asklarin upuzun listesine niye beni koymadigini merak ederek sorardim... dokundugumda içini titretirken ben, neden sadece elini tuttugumda bunu basaramadigimi merak ederek sorardim... son bi kurtulus haberi bekler gibi agzinin içine bakarken ben, agzindan çikacaklar benim senelerimin açiklamasi olabilicekken, belki de tek bir kelimeyle ruhumu özgür birakabilicekken sen, geçerli bi yalan arardin cevap vermek için...belki bulurdun... ama bana söylemezdin... sana bagirmam, sürekli neden die sormam, gerçeklerle yüzlesebildigimin senden en azindan bu konuda daha güçlü oldugumun kanıtı değilldi , aksine elimi tutman düserken beni birakmaman içindi... bir zaman susardin... sonra konusurdun... içinde aşkı hiç bilmeyen baska bir yönün baska bi ruhun oldugunu söylerdin... içindeki baska adamin önündekinin çekiciliginden vazgeçemedigini, hayatin küstahliklarinin seni belki de bu hale getirdigini söylerdin... bosluga bakar gibi uzun bir süre bakardim yüzüne.. yanimdayken sen o kadar masumdun ki. çirilçiplak yatarken, hiç yadirgamadan oldugun gibi ortalikta dolasirken, hatta çiglik atarken o kadar masumdunki... bütün bu hallerinin ardinda yatan gerçegi, o " baska adam "in kafasindan geçenleri bilmeyi o kadar çok isterdim ki... çekinmeden konusurdumm karanliklarla sen diye... yüzünü ufak bir isigin merkezinde canlandirir, gözlerine bakar gibi konusurdum sen diye karanliklarla... sesim tükenince,gücüm bitince kalkar isigi kapatirdim... isik giderdi... sen giderdin... hangisi daha özel diye kavga ederdim kendimle hep.. bütün çiplakligiyla iki insanin sahici olan düslerini, hissedilebilen acilarini paylasmalari mi... yoksa bi anlik hevesle daha mahrem olan zevklerii, tirnak izleriyle,dis lekeleriyle, çigliklarla , kulaklari tikamadan somutlastirmak mi? hangisi daha yapiskan bi günahti ? ben hep tirnak izlerinden yana kullanirdim bu sorunun cevabini... digerini seninle yasamayi hiç bilmiyordum çünkü... ki ben zaten o günden sonra hep önce senin nefesini çektim içime... hep senden kalan tatla yemekler yedim... senin teninle dokundum her yere... hayatla en büyük çeliskim senin benden ayri bi varlik olmandi... senin bensiz zevk alman, bensiz yasaman, bensiz ölücek olman, ama hepsinden çok tavirlarinla bunu dogruluyo olman kirardi incitirdi beni... o yüzden en zayif anlarinda yakana yapisir neden diye sorardim sana... karanlik yüzüne, ruhundaki o baska adama sorardim... belki bi mucize olur, ve beklemedigim cümleler kurarsin,bu kez farkli gerekçeler sunarsin diye gözlerine bakardim ve neden derdim sana... susardin... ben aci çekerdim... geçmisin batagindan çikamazdi ayaklarim, tek bir adim atamazdim... sen ruhumu özgür birakicak, senelerimi anlasilir kilacak o tek kelimeyi söyleyemezdin.. "asik değilim sana" demezdin, diyemezdin... bunu zaten bilen, ama duymadan gerçekliginin ayirdina varamayan ben bosluga bakar gibi bakardim suratina... ... "sonunu bilselerdi, deselerdi birgün hayatindan tek kelime etmeden çekip gidecek.. tercih yap... sen çek git deselerdi... hangisini seçerdimmm saniyorsun? tirnaklarimi batirirdim tenine... yine ben seni seçerdim...susan cevaplarini,günahlarin en koyusunu, ben ruhundaki o "baska adami" seçerdim...
????

    

Bu gece yokluğunun dökümünü yapıyorum. Aylar önce sensizliğe yazdığım şiiri okudum, birde dün gece yazdığımı...
Hiç fark yok... Neden azalmıyorsun bende? Neden gidişin dün gibi?
Neden sana yazdığım her yazı, hep aynı yerde tıkanıyor? Ben bugüne kadar kimseyi yokluğunda bu kadar önemsemedim
Kimseyi yokluğunda bu kadar özlemedim... ve şuna emin ol; hiç
kimse, yok'ken bu kadar sevilmedi...
Benim karşıma "aşk" diye bu sonucu çıkaran, yarım kalmış'lıktan başka bir şey değil, bunun farkındayım..
Ama iyi ama kötü, bitmeli her hikaye! Sen bitmedin. Bitmeyensin..
Ayrılığın adını koyamadık sevgilim. İşte bu yüzden kopamadık birbirimizden bir türlü.. Ben
yarım kalan ve adı konmayan hiç birşeyi unutmam...unutamam..... İçimde sızısı kalır. Ya herşey yaşanacağı yere kadar yaşanıp sona ermeli ya da
ayrılık sözkonusu olduğunda bir daha kimsenin çıtı çıkmamalı!
Biz bunu başaramadık, ayrılamadık!
Sen yaşanıp da bitseydin eğer hatrıma gelmezdin. Seni bu kadar yazılası yapan, yarım kalmışlığındır..O gecenin sabahında, ayrılığın aklıma nerden geldiğini biliyorum...
Anlamıştın benim soyut' a tutkun olduğumu... O yüzden gittin kim bilir... Sevilmek
için, güzel hatırlanmak için, kayıplara karışmayı tercih ettin... haklıydın
belki de... Olağan hiç birşeyi sevemedim ben hayatım boyunca.....
Herkesin,her an yaşadığı hiç birşeyi benimsemedim... Ben yaşadığım hiçbir
aşkı hayatın akışına bırakmadım. Bunu yapanlar her zaman kaybeder... Zaman denilen kavram düşmanıdır aşkın...
eğer ortada aşk denen bir şey varsa, ne yapıp edip zamanı durdurmalı. Biz
bunu başaramadık.... oysa bu o kadar zor bir şey değildi sevgili... Farklı
bir dokunuş,ağızdan çıkan ve bugüne kadar kullanılmamış bir söz yeterdi
zamanı durdurmaya..... Ben, aşktan söz açıldığında zamanı durduramayan
kimseyi sevemedim... Ondandır belki de varlığında sevemediğim insanları,
yokluğunda düşlemek.... Belki de onandır, yanındayken yüreğinin gurbetine
düştüğüm bir sevgiliyi, sılasında özlemek..
Yokluğun hiç de adil değil... beni yok ediyor, seni var ediyor
sevdiğim..Evet seviyorum seni varlığına rağmen!
Üç mevsim değişti bu şehirde ama ben varlığınla-yokluğunun tezatını çözemedim...
Artık seni yaşamak istemiyorum! ....
öyle bir sen yarattım ki sen yokken, yaşanıldığı an yitirir anlamını...
sen yokken yarattığım sen, yasakladı sana dokunmamı... Sana düşman bir sen
var içimde.... seni senle savaştıryorum, olan bana oluyor...



Gidişin beni yaralamadı, aksine daha bir sevilir hale geldin...
Varlığındaki seni, yokluğundaki sen kadar sevemezdim... "Keşke sen yanımda
oslaydın,keşke bir şeyler yapıp da seninle zamanı durdursaydık" diye
hayıflanmıyorum artık..... Her ne kadar adı konmasa da bir kopuşun, her ne
kadar vazgeçmeyi beceremesek de, ayrılık ihtiyaçtandı bu hikayede....
Yazık! son sözü zaman söyleyecek... Yazık! bu sefer hayatın acımasız akışına bıraktık
aşkı... Ben senden kalan ayrılığa bile yas tutamıyorum adam gibi! Bunu
engelleyen senin varlığın... ben bunca zaman yokluğundaki senle hayatı
paylaşsaydım ve böyle bir senle ayrılığı yaşasaydım, hiçbir şiir kolay kolay hayata
döndüremezdi beni... işte bu kadar güzeldir senin yokluğun... işte bu kadar
ayrılğına üzülmemi engelliyor varlığın...


VARLIĞININ CANI CEHENNEME, YOKLUĞUNU ALMA BARİ.....


Ve unutma seninle asla helalleşmiyorum….

VARLIĞININ CANI CEHENNEME!!!
Varlığının canı cehenneme....

 

thankyou (adnan ozdemir)
04 Nisan 2007, Çarşamba
TARKAN(yabanci si   marik)
 

 

 

MUHTAÇ OLANLAR

Image Hosted by ImageShack.us

?

 Dünyadaki insanların % 25’i günde sadece 1 doların,,,,,, altındaki gelirleriyle sefil bir hayat yaşıyorlar.,,,,,,,,,,,,

Sizin yeriniz neresi ?

 .................              sadece % 6’sı varlık içinde,.....................

% 14’ü okuma-yazma biliyor,

% 7’si eğitim görmüş,

% 33’ü açlık sınırında yaşıyor,

% 8’inin bilgisayarı var.

Peki bu çocuk nereye gidiyor
biliyor musunuz  yaklaşık emekleyerek 1 km uzaklıkdaki birleşmiş millletler yemek kampına yemek yemeye?

 

Image Hosted by ImageShack.us

Ya arkasındaki Akbaba..  ne
yapıyor mu dersiniz.

Tabii ki çocuğu izliyor; 

 ölmesini bekliyor.

Bu fotoğraf 1994'de Sudan'daki kıtlık
sırasında çekildi.

Fotoğraf onu çeken Kevin Carter'e

Pulitzer

ödülünü kazandırdı.

Kevin Carter
 

, fotoğrafı çeker çekmez oradan ayrılıyor ve kimse çocuğa

ne olduğunu bilmiyor.

Fotoğrafçı
Kevin Carter ise sorumsuzluğunu 3 ay sonra fark edip depresyona girip intihar ediyor.

Ve dünya hala dönüyor.
Lütfen sahip olduklarımızın kıymetini bilip, şükredelim.

Dünya nüfusunun yarısının günde 2 doların altında gelirle yaşamak zorunda

olduğunu unutmayıp, sahip olduklarımızın

farkına varalım.

Toplumumuzdaki yardıma muhtaç olanları bulup imkanlarımız ölçüsünde yardımcı olmaya çalışalım .?????

sadece yukarıdaki fotığrafı görüp içiniz sızlamadıysa sorun yok 

   

 

CENNET VATANIMM

Image Hosted by ImageShack.us

 ÖYLESİNE BİR MEKTUP

Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız. Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine. Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün. Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da. Neler yazmışım diye merakımdan. Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

Can DÜNDAR

 ARTEMİS VE BÜYÜK AŞKI ORİON

Artemis günün birinde uzun boylu iri yapılı fakat çok yakışıklı bir avcı olan Orion'u görerek ona aşık oldu. Öyle ki bir zamanlar kendi kendine aldığı evlenmeme kararını bile unutup bu yakışıklı avcı ile evlenmek istedi. Fakat Apollon kız kardeşinin bu dev cüsseli mahlukla evlenmesini uygun bulmuyordu. Kız kardeşini vazgeçirmek için çok uğraştı ancak Artemis onu dinlemedi. Kardeşinin Orion'a duyduğu sevginin ne kadar büyük olduğunu görünce de bunu kıskanmaya başladı. Ne söylerse söylesin kardeşi Artemis'i vazgeçiremeyeceğini anlayınca hileye başvurarak Orion'u ortadan kaldırmaya karar verdi. Bir gün Orion denize girmiş yüzüyordu. Kıyıdan o kadar uzaklaşmıştı ki, başı kara küçük bir nokta gibi görünüyordu. Apollon kız kardeşini yanına çağırdı, uzaktan görünen kara noktayı ona göstererek "Oraya kadar okunu gönderebilir misin" dedi. Artemis heyecanla yayını hazırlarken o kara noktanın sevdiği erkeğin kafası olabileceğinin nerden bilecekti ki. Yayını çekti ve ok fırladı. Çok iyi nişancı olan Artemis'in oku tam hedefi vurmuştu ve Artemis bilmeden sevdiği erkeği başından vurmuştu. Bu ölüm onu çok üzdü günlerce bulutların ardına gizlendi gök yüzünde dolaşmaz geceleri yeryüzünü aydınlatmaz oldu. Sonunda bir gün babasının yanına giderek ondan Orion'u bir takım yıldız olarak gök yüzüne çıkarmasını istedi. Zeus ta kızının bu arzusunu yerine getirdi. Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

 

 

 

 

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

HAYATIN ANLAMI

Bir gün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için bir köye götürdü. Çok fakir bir ailenin evinde bir gün-bir gece geçirdiler. Şehre dönerken baba oğluna sordu: "Yolculuğumuzu nasıl buldun?" "Çok güzeldi babacığım" diye cevap verdi oğul. "İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?" "Evet." "Peki ne öğrendin ?" "Şunu gördüm" dedi oğul:"Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına gelen bir havuzumuz var, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim terasımız ön bahçeye kadar, onların ki ise ufka kadar uzanıyor." Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi: "Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğiniz için, teşekkür ederim babacığım !"

Nikolay Lev TOLSTOY

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Image Hosted by ImageShack.us

     

Image Hosted by ImageShack.us

ÜÇ ADAM

Üç adam cennetin kapısında sorgu meleğinin karşısında duruyormuş (doğal olarak yeni ölmüş adamlar bunlar). İlk adama nasıl öldüğünü sormuş melek. Adam anlatmış: "Uzun süredir karımın beni aldattığından şüpheleniyordum.İş seyahatine gitme bahanesiyle evden çıktım ve 2 saat sonra haber vermeden döndüm. Karım çıplaktı ve banyodan yeni çıktığını söyledi ama ben ona inanmadım çünkü saçları kuruydu. Hırsla evi aramaya başladım, kimse yoktu, fakat yatak odasının penceresinde iki el gördüm. Yarı çıplak ter içinde bir adamdı bu.. Ellerine vurarak onu aşağı düşürdüm ama çok şanslıymış, çiçek tarhının üzerine düştü ve ölmedi. Ben de buzdolabını üzerine attım. Adam öldü ama ben de kalp krizi geçirdim." Sıra ikinci adamdaymış: "Şortumu giymiş evimde günlük sporumu yapıyordum. Koşu bandını fazla hızlandırmış olmalıyım, birden şerit koptu ve beni üzerinden fırlattı, pencereden dışarı uçtum. Neyse ki alt katın penceresine tutunabildim. Ama manyağın biri beni ellerime vurarak aşağı düşürdü. Neyse ki çiçeklerin üzerine düşüp kurtuldum ama sapık herif bu sefer de üzerime buzdolabını attı ve burdayım işte..." sıra üçüncü adamdaymıi: "Ben buzdolabının içinde çıplak bir şekilde bekliyordum, kendimi burada buldum."

 

Image Hosted by ImageShack.us

YAŞAMAYA ZAMAN AYIRIN..

Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikâye anlatılır. Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar. Tokatı yiyenin cani çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine su sözleri yazar: "BUGÜN EN İYİ ARKADASIM BANA BİR TOKAT ATTI." Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler. Tokati yiyen yıkanırken batağa saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam selamete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine su sözleri kazır: "BUGÜN EN İYİ ARKADASIM BENİM HAYATIMI KURTARDI." Tokati vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatini kurtaran kişi ona söyle der, "senin canini yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama simdi kayaya kazıyorsun, neden?" Öbür arkadaş ona söyle cevap verir. "Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgârı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir sey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin. "İNCİNMELERİNİZİ KUMA, GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖGRENİN." Denilir ki: özel birini bulmak bir dakikanızı alır, onu değerlendirmeniz bir saat içinde olur, onu sevmek için bir gün yeter ama sonra onu unutabilmek için bir ömrün geçmesi gerekir.

YAZARI BİLİNMİYOR…

 

 

     



GENÇLİĞE HİTABE

ne mutlu türküm diyene         Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
        Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
         Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

                                                                                                Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK

 

ne mutlu türküm diyenene mutlu türküm diyenene mutlu türküm diyenene mutlu türküm diyenene mutlu türküm diyenene mutlu türküm diyene

 

     

 



mustafa kemal atatürk



kaptan jack sparrow

SANA SEVGİM ŞİMARIK BİR ÇOCUKMUŞŞŞŞ

söylemeyin bilmesin askıma dayanamaz 
böylesi acıya uzakta deyin dönecek deyin öldüğümü 
sÖylemeyin 
uzakta deyin 
dönecek deyin yüreğini titretmeyin...
 
 

bazen şeytandiyorki git yanas suna anlatiçinden gecenleri tutyüregındensıkıca ak hayatına ama nerde bende oyüzsüzYÜREK...:

===================

Deger Verdigin Layik Olmadiklarini Anlarsan birak Sen Üzülme Onlar Utansin. .

====================

  uZaKtA dEyİn dÖnEcEk DeYiN yÜrEğİnİ tİtReTmEyİn===

BU kadar dostlarım...

ARKADASLIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dener misin..???

Üşenmeden dener misiniz?

bana ayakkabı numaranı söyle sana yaşını söyleyeyim.

Ayakkabı numaranızı 5 ile çarpın

cıkan sonuca 50 ekleyın

cıkan sonucu 20 ile carpın

cıkan sonuca 1005 ekleyın

ve son olarak dogum yılınızdan cıkartın

SONUC:ilk iki rakam ayakkabı numaranız son iki rakam yasınız cıkacak

buyrun deneyin sonuçlardan beni haberdar edin Ben denedim kesinlikle oluyor.

 

Bir ask icin yapabilcegin herseyi yaptigina inaniyorsan

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen
kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı
neden beyaz değil
diye bir soruyla bile
karşılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu
işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla
yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici
sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu
yapmadın" diye cevap verecektir.
Ve ne söylersen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması
gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur
aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik
yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için

 HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN.

 Onun varsa, bırak o lüksü sonuna
kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen.
"Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne
olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki...

 

...Aşk eski bir hikayedir ama her zaman yepyeni...Ve aşk, öyle engin bir deryadır ki, ne kenarı

vardır, ne de ucu bucağı...
Sana desem ki; 

‘Aşk kalbin

göklere yükseldiği altın merdivendir.‘ Bilmem yeterli olurmu?
Aşkın ilk soluğu, mantığında son soluğudur. Bitmeyen bir şarkıdır aşk...Dudaklarda türkü, ruhu açan baharın gelişi gibi...Nasıl, nereden gelir bilinmez, öyle sessiz ve güçlü...
İnsan kalbindeki gerçek aşk dört nala giden bir attır. Ne dizgin anlar,

ne ses dinler...
Aşk insanı kılıçsız zapteder ve ipsiz bağlar.
Aşkı anlatmak, suya mektup yazmaktan farksızdır.
Aşk işte, AŞK...

 

   

NE ZAMAN GELECEKSİN?

 

  

 

Biliyorsun gayem sana zarar vermek,seni incitmek,kırıp dökmek değildi.Yıllar yılı acı çekmiştin istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın.Acına,yaşam mücadelene ortak olup

 
yüreğimi yüreğine,ömrümü ömrüne katıp seni mutlu edicektim.
Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabul edip bu sevgiyi yaşamanı istemiştim.Yüreğim tahtıda tacıda sana vermişti.Yalnızca seni istiyordu.Yüreğimde kalıp saltanat sürmek varken beni sıradan bir şeymişim gibi elinin tersiyle ittin.Çok sevilmek bu kadar kötümüydü.Gerçekten böyle ağırmıydıki.
Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da kocaman bir iğrenç oyun oynamışsın.Hayatıma bilmediğim yeni anlamlar getirmişsin.Gözüm kapalı hayatımı ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım.Ya seni kazanacaktım yada kendimden vazgeçecektim.Hem seni kaybettim,hem de kendimden vazgeçtim.Varmıydı böyle kimsesiz darmadağın olmak,biçare kalmak varmıydı?Keşke beni böyle ödüllendireceğine,hiç ödül vermeseydin.Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde yüreğim kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi.
Bende sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum.Bu kadardirettiğim için beni bağışla!...Sevmek ölümüne cesaret,buzdan değil ateşten yürek ister.Adı üzerinde sevdaydı bendeki,zordu sevdayı büyütmek kolay değildi elbet…
Bütün güzellikleri bütün kainatı seni sevmesi için birine verseydin yinede bu kadar sevilemezdin.Hiç kimsenin yüreği benim ki kadar büyük ve deli olamaz.
Beni kırgınlıklarla,çelişkilerle,cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen “keşkelerle”bıraktın.Bana onca acı verdin ama yüreğim düşmanın olamıyor.Her gün alabildiğine yanıyor.İstesem de istemesem de seni özlüyor,seni istiyor.Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım.
Sevdan beni divane etti,asileştirdi.Kendime sözüm geçmiyor artık.Başımı ellerimin arasına ne ilk nede son alışım.İlk acım değil ama en büyük acımsın.Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti.Bunu kabullenemiyorum,zoruma gidiyor,canımı acıtıyor.Sen yüreğimde bir hasret,en büyük ve hiç kapanmayacak bir yara olarak kalacaksın.Yarım kalmışlığım ve unutulmazımsın.Yüreğim seni sarayından kovmuyor.Tahtı da tacı da sensiz bırakmıyor.

 

Ne zaman döneceksin?

Ne zaman yollarına bakarak gözlerim dalmayacak?

Ne zaman ‘canım ben geldim,’ diyeceksin?

Ne zaman sarılıp boynuma,

Beni sevdiğini söyleyeceksin?

Ne zaman dinecek kalbimdeki bu ince sızı

ve Gelişini özlemekten ne zaman vazgeçeceğim?

Artık bilmek istiyorum:

Ne zaman geleceksin,

Ne zaman güleceksin,

Ne zaman güldüreceksin,

Ne zaman? ..

 

Git gideceksen bekleme.. Farklı değilsin sendeeee

Zaman yaşlanır, umutları eskitir,
Yine umutlanırım...
Sevdalar geçer yıkılır, yenilir,
Yine ayaklanırım...

Çığlıklara hapsettiğim şarkılarım var benim.. Sessizliğin içinde ağır aksak yürüdüğüm yollarım var. Bir yerlerde takılıp düşsem de, tekrar kalkabiliyorum ayağa.. Ama dizlerimde yaraların izleri kalıyor, silinmiyorlar.

Yarım kalmış hikayelerin tamamlanmamış cümlelerinde buluyorum kendimi.. Ne tamamlayabiliyorum, ne tamamlanabiliyorum.. Bir yanım hep eksik, hep kırık.. Dünyam bir bir yitirdi renklerini.. Ne deniz mavi eskisi gibi, ne de gökyüzü.. Korkularım bırakmıyor peşimi.. Adımlarıma yapışmışçasına nereye gitsem benimle geliyorlar adeta.

Sesleri duymaktan yoksun kulaklarım, sözcükleri söylemekten korkan dudaklarım var. Zaman hiç bir şeye aldırmadan devam ediyor yoluna..

Ya ben gecikiyorum zamana, ya da geç kaldıklarım erken çıkıyor karşıma...

Alıştım sanırken acılara..
An olur bazen tutamam kendimi,
Delirir isyanım...

Bu sensizliğim mi, yoksa yalnızlığım mı bilmiyorum.. Bir bilsen.. Seni her özlediğimde bir
nokta bıraktım duvarlarıma.. Eğer bir gün gerçekten tutarsam ellerini, bakıp ta görürsem gözlerindeki o sevdalı hali, o noktaları birleştirip sevdanın kalemiyle, mutluluğun resmini çizeceğim dünyaya..

İşte o gün yine masmavi, berrak bir güne uyanacak deniz.. Bulanıklığını benden uzağa atacak.. Bütün gecelerim sabaha varacak.. Ve bir daha hiç gece olmayacak...

Sensiz geçen günlerimin hesabını yarınlardan soracağım.. Sevinçlere boğulacak içimdeki çocuk.. Yeniden seveceğim yağmurları.. Hiç söylenmemiş, hiç dillenmemiş kelimeler fısıldayacak rüzgar. Hiç kimseler bilmeyecek, duymayacak, anlamayacak..

Bunlar olacak değil mi?

Bu garip fani beden,
Bu deli ruh benim..
Atamam, satamam,
Dert benim, dertler benim...

Bu acı kızgın hüzün,
Kırık düşler benim..
Susamam, susturamam,
Söz benim, sözler benim...

Korkuyorum işte.. Korkularımı büyütüyor zaman gitgide.. Ne olur izin verme korkmama, kendimden kaçmama..

Geç kalmama izin verme kendime, geç kaldıklarımınsa önünde bırakma...

 

                                                                                                               Gül ÇALIŞKAN

ESMAÜL HÜSNA

YA RABB! Affet bizi sen affetmezsen bizim sığınacak başka kapımız yok . sen affedicisin affetmeyi seversin bizide affet yarab bizleri emirlerini yapanlardan eyle yavrularımızı  salihlerden eyle, bizleri kendine kul habibine ümmet eyle,bizleri cennetinle cemalinle müşerref eyle,sen mazlum mümin kardeşlerimizin yardımcısı ol.Affet bizi yarab  affet  affet affet affet.....

 

 

 Allah razı olsun

 Allahü teâlâyı çok anmalı

 Bazı duaların manaları

 Beddua etmek

 Besmelenin fazileti

 Bir dileği olanlar ne yapmalı

 Bizi doğru yola ilet

 Cuma günü ve gecesi ne okumalı

 Dilek duası denen hurafe

 Doğumun rahat ve kolay olması için

 Dua âyetleri

 Dua boşa gitmez

 Dua eden sevgili kuldur

 Dua ederken evliyayı vasıta etmek

 Dua ederken göğe bakmak

 Dua etme arzusu olunca

 Dua niçin kabul olmaz

 Dua okumakla fakirlikten kurtulmak

 Dua, ölü-diri herkese fayda verir

 Duanın dinimizdeki yeri

 Duanın kabul olması için

 Duanın makbul olduğu zamanlar

 En kıymetli tesbih nedir

 Gayri müslimlere dua

 Gıyaben dua etmek çok kıymetlidir

 Günahkârın duası kabul olmaz mı?

 Hangi dualar ne zaman kaç defa

 Hatim Duası

 Helaya girerken çıkarken

 Her gün okunacak dualar

 İlaçların en iyisi

 İman ve dinde sebat duaları

 İnşâallah demenin önemi

 İsmen tahsis önemlidir

 İsm-i a’zam duası

 İstihare nasıl yapılır

 Kabul olmayacak dua var mı?

 Kadınlar muayyen günlerinde iken

 Karabasan için dua

 Kayıp duası

 Kelime-i tevhidin fazileti

 Kimlerin duası makbuldür

 Korku ve beladan korunma duaları

 Meleklerin duasından mahrum kalmak

 Müslümanlara dua etmek

 Nazar duaları

 Rabbim bizi esirge

 Resulullahın duaları

 Ruhi hastalık ve büyüden korunmak için

 Salevat-ı şerife okumanın fazileti

 Sessiz dua ve zikir olur mu?

 Sıkıntıdan kurtulmak için ne yapmalı

 Silsile-i aliyye büyüklerinin isimleri

 Şeytanların eve girmemesi için

 Tevbe istiğfar nasıl yapılır

 Yağmur duası

 Yatarken okunacak dualar

 Yemekten sonra nasıl dua edilir

 Yolculuğa çıkarken ne okumalı

 Eshab-ı Kehfin isimleri

 Şehidlik derecesine kavuşturan dua

 Gece gündüz duaları ne zamana kadar

 Çeşitli sual ve cevaplar

 Âyât-ı Hırz

 Âyât-ı Hıfz

 Cin Mektubu

 Şifa Âyetleri

 Cin mektubu nedir

 Kırk defa kabul olmuş hac sevabı

 Kırk günün önemi nedir?

 

Mp3ilahi Forum - Kardeşliğin Adresi

Esma-ül Hüsna

 

KUR-ANI KERİM DİNLE

Loading...

 Image Hosted by ImageShack.us 

img120/3285/ziyaretcidefterius6.gif

yardım almak istiyorsanız değerli kardeşim ünlü spacesci sevgi dostu olan salih kardeşimin spacesinden girerek kendisine ulaşabilir ve notlarınızı bırakabilirsiniz

img19/8178/amasyaba351lang305c305nd5.gif 

img19/8172/farklbirlogomm0.gif

 

DEĞERLİ MİSAFİRLERİM WEB SİTEMİ GEZDİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.. EN AZINDAN BİR YORUMUNUZU BIRAKMANIZ BENİM İÇİN ÖNEMLİDİR.. SİZLERİN YORUMU BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR..SİTEMDE SİZE SUNULAN FAYDALI BİLGİLERDEN UMARIM EN GÜZEL ŞEKİLDE FAYDALANIRSINIZ SEVGİLERLE...

 ALLAHA EMANET OLUN...

YORUMLARINIZI BEKLİYORUM

SEL.CAN

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
sel.can .wrote:
AZ BULUNAN DUA

FATİH SULTAN MEHMET BİR CAMİDE CEMAATE NAMAZ KILDIRMAK İÇİN İMAM OLURÖNE GEÇER.CEMAAT SAFTA DİZİLİR.BÜYÜK SULTAN ABDESTİNİ TAZELEMEKİSTER.FAKAT CEMAATİN İÇİNDEN NASIL ÇIKACAĞINI DÜŞÜNMEYE BAŞLAR. KALPGÖZÜ AÇIK BİR EVLİYA DURUMU ANLAR.OLDUĞU YERDEN KALKARAK :''BUYRUNPADİŞAHIM ''DER CÜBBESİNİ AÇAR.YOL GÖSTERİR.PADİŞAHTA ORADAN GEÇEREKABDESTİNİ ALIR.ERTESİ GÜN BÜYÜK SULTAN YOLDA YÜRÜRKEN KIYMETLİ BİRHOCASINI GÖRÜR,ONDAN DUA İSTER.ODA:

_ALLAH SANA İMANLI ÖLMEYİ NASİB ETSİN SULTANIM! der

sultanın yüzü biraz asılınca hocası ona bakarak:
-ne o sultanım dua mı az mı buldunuz?
sultan:

_biraz daha çok dua etmenizi isterdim .der

hocası ise acı bir tebesssümle sultana bakarak:

-sen bu dua mı az buldun sultanım ,oysa sana dün camide yol gösteren evliya bu gün imansız gitti.der
alıntı.

Apr. 10
mina hiççwrote:
ellerimin ucundadır hayat
kaçırılmış bir çocuğu kurtarmaya niyetleniyorum
kaybettiğim tüm varlarıma inat.
bir mücadele tutkusu sarıyor yüreğimi
ilk defa bu kadar güçlüyüm
tüm yorgunluğuma inat.
ellerimin ucundadır hayat
güc’e dayanışımdandır cesaretim umudum…



ellerimin ucundadır aldığım soluk
nefesimin semaya dostluğu kadar yaşıyorum
yaslandığım omuz bir vefalı yar ise
dokunduğum sevgili bir sıcak kucak oluyor.



ellerimin ucunda olsun can suyum
su vakt-i seherde akarmış can’a yakın olana.
rahmet denirmiş o dem suya
susa(ya)n toprak hayatla vuslat bulurmuş.
melekler niyaz ederlermiş yüreği hüznü sevenlere

rahmeti dileyenlere…



ellerimin ucundadır yüreğim
bazen dokunur kanatırım
bazen okşarım
bazen özlerim yakınlığına rağmen onu
bazen içime çekerim yetimimi….
ellerimin ucundadır yüreğim;

yüreğim duamdır duam yüreğim!

alıntıdır.
Oct. 24

Sana yazılan bir name bir söz olsa idim
Sukutum sen,gözümden süzülen yaşım sen
Bahçende açılan bir gül olsa idim
Nefesim sen hasretim sen bahtım sen

Yağmurların ıslatırken göz pınarlarımı
Ellerim kimsesiz yüreğim kimsesiz
Senin ümmetin şimdi yetim ve öksüz
Aklımı oyalayan onca hayal kifayesiz

Sana aşık olduğum o günden bu an gibi
Güller kimsesiz geceler sessiz
Üşüyorum hasretin içimi yakıyor ben üşüyorum
Garibim yok senden başka sevdiğim

Aşkın ilacına sabır zaman derler
Mekandan uzak bir şehirde yaşamak derler
Sen gideli asır oldu efendim
Zaman sensiz mekan sensiz ben sensiz

Aklım gezinir oldu hep kubbenin etrafında
Hayalim var başımı yasladım mescidinin taşlarına
Ağladım sen yoksun diye hüngür hüngür ağladım
Göz yaşlarım sensiz günlerim sensiz

Ah bir gel sen benimde rüyalarıma girsen
Tüm efkarımı tüm derdimi sana söylesem
Başımı göğsüne yaslayım ağlayı versem
Rüyalar sensiz aşklar sensiz

Bilirim bahtım kara üşürüm geceler ayaz
Bilirim yalnızlığım yarim bilirim efkarım sevdiğim
Yok senden başka yüreğimde kalan yok
Güller sensiz ömürler sen siz ben sensiz...
                                                      ALINTI
Oct. 8
HACİ EMMİwrote:
sim hayırlı ramazanlar cok guzel inan alanın hele yazılar dokunaklı sozler kolay gelsin basarılar dilerim
wwww.dogantarlamuzik.tr.gg
DOGANTARLACAGDASMUZİK
Sept. 12
ahmed akwrote:

 

HER SABAH binbir ümit ve neşe ile bizi hayata çağıran o kadar iş ve o kadar ses var ki, gözlerimizi açar açmaz bir koşuşturmadır başlıyor... Ve kendimizi birdenbire yaşamın tam ortasında buluyoruz. 
Şu eksik, bu lâzım, haydi onu da yapayım derken, ertelediğimiz nice güzellikler hep bir başka güne taşınıyor. Birbiri ardınca nice mevsimler geçiyor. Halbuki, yaşadığımız bir başkasının hayatı değil, kendi hayatımız.Harcadığımız, kendi ömür sermayemiz.. Görülecek o kadar güzellik, anlatılacak o kadar harika şey hep mahzun, hep bir kenarda bizi bekliyor. Susturulmuş veya küstürülmüş çocuk gibi, boynu bükük ve mahzun, hep bekliyor onlar. Döner de bir gün bakarız, farkederiz diye...

Baharın dört bir yandan sarmaladığı ve cihetsiz kuş seslerinin ruhumuza ilâhî bir hazzı, ulvî bir zevki tattırdığı erteleyemediğimiz bir zaman diliminde çok sevdiğim bir kardeşimle sohbet ediyorduk. Uzun süren dalgınlığımın ardından, ne düşündüğümü sordu.

Ben de:

— Öteden beri bunca insan nasıl öldü, son nefesini nasıl verdi ve acaba neler hissetti diye düşünürdüm. Şimdi ise nasıl ve ne halde öleceğimi merak ediyorum, dedim.

Bu gibi durumlarda tekellüfsüz fakat hikmetli bir cevabı olurdu her zaman.

— Cevabı belli abi, dedi.

— Nasıl yani, dedim.

— Hz. Peygamber “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz” buyurmuş. Ölümünü merak ediyorsan, yaşadığın hayata bakmalısın.

Birden beynimde şimşekler çaktı:

— Ama, dedim, sadece ölümü değil, ölümden ötesini de merak ediyorum.

— Onun da cevabı aynı hadisin devamında. Yani, “Nasıl ölürseniz, öyle de dirilirsiniz.”

Merakımı giderecek başka cümleler aramaya gerek kalmamıştı. O güzel insan, sevgili Peygamber, insanları en doğru seçime iki cümle ile davet ediyordu. Nefsimizin bizi bu kadar içinde olduğumuz bir gerçekten alıp dâ nerelere taşıdığını anlamak için bu hatıra yeter.

Gide gide ölüme varacağımızı zannediyoruz. Gide gide ölüme varılmıyor. Ölümle beraber gidiliyor. Ölüm hayatın gölgesi; onu bundan, bunu ondan ayırmak zor. Ama bir tecelli oluyor ve hayatın önünü kesiyor ölüm. Ecel gelince, başağrısı bahane... Gide gide ölüme varılsaydı, gidemeden ölenler olmazdı. Doğduğu günde ölenler var. Ha bir adım, ha yüz adım farketmiyor. Uzunluk veya kısalık bize göre bir kavram. Çok kısa sürede Rabbini razı eden işler yapıp da vefat eden ile yüz sene yaşamış olup da Yaratıcısından haberdar olmamış biri aynı kefede değerlendirilmez. Ölüm hayatın içinde olmasaydı, hayat bu kadar güzel ve çekici olur muydu? Hayatı güzelleştiren, belki de bu geçici ve fani yönü. Hayat bitmese, ölüm başımıza gelmese, ahirete nasıl geçilecekti, düşünülmeye değer doğrusu. Burada kalan dostların sayısının azaldığı, ahirete gidenlerin ise her gün çoğaldığı bu diyarda gurbetimiz oraya, anavatana geçmekle ve dostlarımıza kavuşmakla sona erecek. Hasret Sevgililer Sevgilisine kavuşmakla bitecek.

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”

(N.F.K)



Ölüm saatinden daha güzel bayram mı arıyorsun ey nefsim? Dostum beni çağırdığı zaman nasıl koşarak gitmem ki? Yalnızlık çevremi kuşatmaya başlamışsa......



Selim Gündüzalp

selam ve dua ile kardeşim

July 15
ahmed akwrote:

 
“Dünya madem fanidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet hakim ve kerim bir müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır. Hem madem ‘Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez’ (Bakara Sûresi: 2:286) sırrınca teklif-i malayutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır. Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için ahireti unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin” (Mektûbât)
 
hayırlı cumalar kardeşim selam ve dua ile
July 4
ahmed akwrote:

"http://www.wallpapergate.com/phpthumb/phpThumb.php?src=../data/media/1285/beautiful_rose3.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

 

 

 

 

 

Haydi Yandıysa Yüreğiniz....
Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru,
Kapatın gözlerinizi..

Aydınlığınız, gönlünüzdeki O'na olan sevginiz olsun..
Göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza,
Yüreğinizde kavrulan aleve, serinlik olsun göz yaşlarınız..
İşte dost nedir bilmek mi istersiniz?..
Menfaatsiz..
Korkunuz olmayacak.
Acaba demeyeceksiniz..
Acaba,
Ben onu sevsem o da beni sever mi,
Korkunuz olmayacak yüreğinizde
Çünkü O vaat ediyor..
Severseniz Severim!!
Ne güzel değil mi?
Sevginize karşılık bulmak..
Sevginizin karşılıksız kalmayacağını bilmek..
Şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta..
Onca sevgiliye bir çare, bir derman..
Yürek yakmayan..
Yüreğe serinlik veren bir dost..
Vedud olan bir dost..
Rahman olan bir dost..
Rahim olan bir dost..
Gafur olan bir dost..
Sözünde sadık olan bir dost..
Surete değil, sirete bakan bir dost..
Dost.. dost.. dost.. diye inleyene…
Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost..
Ben seni sevdim diyene…
Gel kulumsun diyen bir dost..
Suretimle.. maddemle değil..
Yüreğimle acziyetimle geldim diyene..
Rahmetimle.. Şefkatimle.. İnayetimle karşılandın diyen bir dost..
Haydi yandıysa yüreğiniz..
Yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi..
Sevginiz hep sevgisiz kaldıysa..
Yüreğinize değer verilmediyse..
Artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız
Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru
Kapatın gözlerinizi..
Aydınlığınız, gönlünüzdeki O’'göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.
Yüreğinizde kavrulan aleve, serinlik olsun göz yaşlarınız..
O dost ise yürekte serinlik var...
O dost ise yürekte huzur var ..
O dost ise yürekte coşku var ..
O dost ise yürekte yürek var...
Ve O.. eğer O.. sevgili ise,
Aşık olunan ise..
İşte o zaman yürekte olana tarif yok..
İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok..
İşte o zaman yürekte olanı söyleyecek dil yok..
İşte o zaman O var..
Ve O var ise..
Haydi artık sözler sükut etsin..
Bırakın yürekleriniz konuşsun
Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun..
Göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun..
Yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..
sevgilinin size nasıl tecelli ettiğini işte o zaman..
İşte o zaman anlayacaksınız..
Ve işte o zaman anlayacaksınız
O dost ise her şey dost ..
O sevgili ise her şey sevgili.............

 

June 18
ahmed akwrote:
 
NEYİ YAŞAMAK İSTİYORSAN ONU YAŞA!! NEITZSCHE 'den
 
 
 
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
  Cenneti de gördüm cehennemide
 Öyle bir aşk yaşadım ki,
 Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de,
      Bazıları seyrederken hayatı en önden,
  Kendime bir sahne buldum oynadım,
Öyle bir rol vermişler ki,
  Okudum okudum anlamadım
 Kendi kendime konuştum bazen evimde,
 Hem kızdım hem güldüm halime
  Sonra dedim ki ’söz ver kendine’
 Denizleri seviyorsan,dalgaları da seveceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
  Korkarak yaşıyorsan,yalnızca hayatı seyredersin
   Öyle bir hayat yaşadım ki,son yolculukları erken
    tanıdım..
 Öyle çok değerliymiş ki zaman,
   Hep acele etmem bundan anladım.


                                                      (simuzer blogçudan alıntıdır)            
 

selam ve dua ile kardeşim

May 29
May 9
ahmed akwrote:
 
Elhasıl: Gençlik gidecek. Sefahette (günahlı eğlenceler ile) gitmiş ise, hem dünyada, hem âhirette, binler bela ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû’-i istimal ile, israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanelere veya taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere veya manevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz; hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz.

Elbette hastahanelerin ekseriyetle lisan-ı halinden, gençlik saikasıyla israfat ve sû’-i istimalden gelen hastalıktan “enînler” “eyvahlar” cevabını işittiğiniz gibi, hapishanelerden dahi, ekseriyetle gençlik saikasıyla gayr-ı meşru dairedeki harekâtın tokatlarını yiyen bedbaht gençlerin teessüfatını işiteceksiniz. Ve kabristanda ve mütemadiyen oraya girenler için kapıları açılıp kapanan o âlem-i berzahta -ehl-i keşf-el kuburun müşahedesiyle ve bütün ehl-i hakikatın tasdikiyle ve şehadetleriyle- ekser azablar, gençlik sû’-i istimalâtının neticesi olduğunu bileceksiniz. Hem nev’-i insanın ekseriyetini teşkil eden ihtiyarlardan ve hastalardan sorunuz. Elbette ekseriyet-i mutlaka ile esefler, hasretler ile “Eyvah gençliğimizi bâd-i heva, belki zararlı zayi’ ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız.” diyecekler.

Çünki beş-on senelik gençliğin gayr-ı meşru zevki için, dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta azab ve zarar ve âhirette cehennem ve sakar belasını çeken adam, en acınacak bir halde olduğu halde, اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ sırrıyla hiç acınmaya müstehak olamaz. Çünki zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir.

Cenab-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin, âmîn…

HAYIRLI CUMALAR.SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM

 

May 9
ahmed akwrote:
NOKSANIM, EKSİĞİM, MUHTACIM...

İş bulamadığım günler oldu
Aç kaldığım anlar oldu
Utandığım zamanlar,horlandığım mekanlar oldu
Belki bu yazıyı tamamlayamadan
Belki yarın,öbür gün ama mutlaka bir gün
Dört omuza,beyaz beze bürünüp kabre konucam
İşte en muhtaç olduğum gün o gündür
Orda ümitler bitmiş
Sevgiler yitmiş
Sevgilerim çekip gitmiştir
Noksanım,eksiğim,muhtacım

Kapıların suratıma çarpıldığını
Yüzüme nefretle bakıldığını
İnsanların benden sıkılıdığını hatırlarım
Ne yaparım çorbamı pişirmez,gömleğimi yıkamazsa karım.
Ne yaparım ihtiyarlayınca bana yüz çevirirse çocuklarım
Noksanım, eksiğim,muhtacım
Ama en muhtaç olduğum gün kabre konduğum gündür

Amirdim dürüst ve güvenilir memura muhtaç oldum
Memurdum amire muhtaç oldum
Servetim oldu, istifade edebilmek için
Zaman, zemin ve sağlığa muhtaç oldum
Muhtaçlığım bitmedi
Hala eksiğim,
Hala noksanım,
Hala muhtacım,
Ama en muhtaç olduğum an kabre konduğum gün,
Kabre konduğum andır..

Gayrısı hikayedir,
Gayrısı yalandır,
Gayrısı bir ömür bile sürse aslında bir andır
Noksanım,eksiğim,muhtacım..

Bülbül güle,ifadem dile,sağ elim sol ele muhtaç
Secdem kapanan alnıma,kıyamım doğrulabilen bele muhtaç...
Mektubum pula,
Ayaklarım yola,
Çiçeğim dala,
Nefsim mala muhtaç...

Bir bardak suya hasret kaldığım,
Korkulu düşlerle uykumu böldüğüm,
Ayıbım ortaya çıkar diye yaşarken öldüğüm,
Aklımı oynatıp acınası halime güldüğüm günlerim oldu.
Hep noksandım,
Hep eksiktim,
Hep muhtaçtım,
İllede en muhtaç olduğum gün..
Kara toprağa gömüldüğüm gündür..

Hatırlıyorum yoğun bakımlarda kaldım
Bir merdiven inemediğim
Bir yanıma dönemediğim
Bir dostuma bile güvenemediğim günlerim oldu
O günlerimi bile mumla arıyacağım gün
Kara toprağa gömüldüğüm gündür..

Bir lokma peşinde topaç edildim
Kimi yerlerden haksız yere ihraç edildim
Riyakar insanlara bile muhtaç edildim
Evet eksiğim,
Evet noksanım,
Evet muhtacım,
Fakat en muhtaç olduğum an
Kabre konduğum gün
Kabre konduğum andır..

Çünkü orda ihtimaller bitmiş
Ümitler yitmiş
Servetim ve sevgilerim
Alıp başını gitmiştir
En garip ve muhtaç olduğum gün
Kabre konduğum gündür..

EY NEFSİM!! HAZIR MISIN??

selam ve dua ile kardeşim
May 8
ahmed akwrote:
NOKSANIM, EKSİĞİM, MUHTACIM...

İş bulamadığım günler oldu
Aç kaldığım anlar oldu
Utandığım zamanlar,horlandığım mekanlar oldu
Belki bu yazıyı tamamlayamadan
Belki yarın,öbür gün ama mutlaka bir gün
Dört omuza,beyaz beze bürünüp kabre konucam
İşte en muhtaç olduğum gün o gündür
Orda ümitler bitmiş
Sevgiler yitmiş
Sevgilerim çekip gitmiştir
Noksanım,eksiğim,muhtacım

Kapıların suratıma çarpıldığını
Yüzüme nefretle bakıldığını
İnsanların benden sıkılıdığını hatırlarım
Ne yaparım çorbamı pişirmez,gömleğimi yıkamazsa karım.
Ne yaparım ihtiyarlayınca bana yüz çevirirse çocuklarım
Noksanım, eksiğim,muhtacım
Ama en muhtaç olduğum gün kabre konduğum gündür

Amirdim dürüst ve güvenilir memura muhtaç oldum
Memurdum amire muhtaç oldum
Servetim oldu, istifade edebilmek için
Zaman, zemin ve sağlığa muhtaç oldum
Muhtaçlığım bitmedi
Hala eksiğim,
Hala noksanım,
Hala muhtacım,
Ama en muhtaç olduğum an kabre konduğum gün,
Kabre konduğum andır..

Gayrısı hikayedir,
Gayrısı yalandır,
Gayrısı bir ömür bile sürse aslında bir andır
Noksanım,eksiğim,muhtacım..

Bülbül güle,ifadem dile,sağ elim sol ele muhtaç
Secdem kapanan alnıma,kıyamım doğrulabilen bele muhtaç...
Mektubum pula,
Ayaklarım yola,
Çiçeğim dala,
Nefsim mala muhtaç...

Bir bardak suya hasret kaldığım,
Korkulu düşlerle uykumu böldüğüm,
Ayıbım ortaya çıkar diye yaşarken öldüğüm,
Aklımı oynatıp acınası halime güldüğüm günlerim oldu.
Hep noksandım,
Hep eksiktim,
Hep muhtaçtım,
İllede en muhtaç olduğum gün..
Kara toprağa gömüldüğüm gündür..

Hatırlıyorum yoğun bakımlarda kaldım
Bir merdiven inemediğim
Bir yanıma dönemediğim
Bir dostuma bile güvenemediğim günlerim oldu
O günlerimi bile mumla arıyacağım gün
Kara toprağa gömüldüğüm gündür..

Bir lokma peşinde topaç edildim
Kimi yerlerden haksız yere ihraç edildim
Riyakar insanlara bile muhtaç edildim
Evet eksiğim,
Evet noksanım,
Evet muhtacım,
Fakat en muhtaç olduğum an
Kabre konduğum gün
Kabre konduğum andır..

Çünkü orda ihtimaller bitmiş
Ümitler yitmiş
Servetim ve sevgilerim
Alıp başını gitmiştir
En garip ve muhtaç olduğum gün
Kabre konduğum gündür..

EY NEFSİM!! HAZIR MISIN??

selam ve dua ile kardeşim
May 8
sel.can .wrote:
Fravunun haznedarının maşite adında hanımı Allaha iman ediyordu.İmanını gizliyordu.Fravunun kızının bir gün düşen tarağını alırken gayri ihtiyari bismillah dedi.Fravunun kızı bunu babasına şikayet etti.Fravun maşiteyi huzuruna çağırdı. Benden başka ilah yoktur dedi.Fakat Maşite Alemlerin Rabbi vardır deyince fravun maşiteye eziyetlere başlar.ellerini ve ayaklarını çivilerle çakar.Maşitenin kundaktaki çocuğunu getirir.Saatlerdir aç çocuk meme için elini annesinin koynuna sokunca şeytan maşiteyi şefkate getirip dininden dönmesini söyler.fravunda bıçağı çocuğun  boynuna dayamış bir vaziyette .M aşite küçük yavrusuna bakar tam dönüyorum diyecek iken çocuk dile gelir. Derki Ey anne Allahtan yüz çevirme. Üzülme bak Rabbin sana cennette bir saray yaptı.İçinde huriler sana müştak.Zilletle yaşayacağına izzetle öl.şehite ol sabır et.Allahın rahmetine ulaş dedi.Fravun çocuğun ve maşitenin boğazını kesti.O hali gören kocası da fravuna lanet edince onuda kaynar kazana attıo anda ona şöyle nida geliyordu:Ey Allahın has kulları bu ateş değil cennete giden yoldur.
 
 
 
Rabbim cümlemizi ağır imtihanlarla imtihan etmesin inşallah.sabır acı meyvesi tatlıdır.Rabbim bizi sabredip kazanan kullarından eylesin amin.
May 8
ahmed akwrote:
tesettür risalesinden...Bu sene inzivada iken ve hayat-ı içtimaiyeden çekildiğim halde bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşirelerimin hatırları için dünyaya baktım. Benimle görüşen ekseri dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvalar işittim. "Eyvah!" dedim. İnsanın hususan müslümanın tahassüngâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmağa başlamış dedim. Sebebini aradım. Bildim ki: Nasıl, İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesatıyla sefahete sevketmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de; bîçare nisa taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki: Bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor. Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan mânevî evlâdlarıma kat'iyen beyan ediyorum ki: Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi, saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur!.. Rusya'da o bîçare taifenin ne hâle girdiğini işitiyorsunuz. Risale-i Nur'un bir parçasında denilmiş ki: Aklı başında olan bir adam; refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemaline bina etmez. Belki kadınların hüsn-ü cemalinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli. Tâ ki, o bîçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünki onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhamet ile birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor. Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakattan sonra ebedî bir müfarakata maruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

Hem Risale-i Nur'un bir cüz'ünde denilmiş ki: Bahtiyardır o adam ki; refika-i ebediyesini kaybetmemek için sâliha zevcesini taklid eder, o da sâlih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki; kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur; saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. Bedbahttır o adam

ki; sefahete girmiş zevcesine ittiba eder; vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki; zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklid eder. Veyl o zevc ve zevceye ki; birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yâni; medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.

İşte, Risale-i Nur'un bu mealdeki cümlelerinin mânâsı budur ki: Bu zamanda aile hayatının dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir. Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki; kadın, kocasında fenalık ve sadakatsızlık görse, o da kocasının inadına kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askerîdeki itaatın bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîr ü zeber olur. Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kurtarsın. Yoksa o da, kendini açıklık ve saçıklıkla başkalara göstermeğe ve sevdirmeğe çalışsa, her cihetle zarar eder. Çünki hakikî sadakatı bırakan, dünyada da cezasını görür. Çünki nâmahremlerin nazarından fıtratı korkar, sıkılır, çekilir. Nâmahrem yirmi erkeğin onsekizinin nazarından istiskal eder. Erkek ise, nâmahrem yüz kadından ancak birisinden istiskal eder, bakmasından sıkılır. Kadın o cihette azab çektiği gibi, sadakatsızlık ittihamı altına girer; zaafiyetiyle beraber, hukukunu muhafaza edemez.

Elhasıl; nasılki kadınlar kahramanlıkta, ihlâsta şefkat itibariyle erkeklere benzemedikleri gibi, erkekler de o kahramanlıkta onlara yetişemiyorlar; öyle de o masum hanımlar dahi, sefahette hiçbir vecihle erkeklere yetişemezler. Onun için fıtratlarıyla ve zaîf hilkatleriyle nâmahremlerden şiddetli korkarlar ve çarşaf altında saklanmağa kendilerini mecbur bilirler. Çünki erkek, sekiz dakika zevk ve lezzet için sefahete girse, ancak sekiz lira kadar birşey zarar eder. Fakat kadın sekiz dakika sefahetteki zevkin cezası olarak dünyada dahi sekiz ay ağır bir yükü karnında taşır ve sekiz sene de o hâmisiz çocuğun terbiyesinin meşakkatine girdiği için sefahette erkeklere yetişemez, yüz derece fazla cezasını çeker. Az olmayan bu nevi vukuat da gösteriyor ki; mübarek taife-i nisaiye, fıtraten yüksek ahlâka menşe' olduğu gibi, fısk ve sefahette dünya zevki için kabiliyetleri yok hükmündedir. Demek onlar daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes'ud bir aile hayatını geçirmeğe mahsus bir nevi mübarek mahlukturlar. Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar!.. Allah bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhafaza eylesin, âmîn.

Hemşirelerim! Mahremce bu sözümü size söylüyorum: Maişet derdi için; serseri, ahlâksız, firenkmeşreb bir kocanın tahakkümü altına girmektense, fıtratınızdaki iktisad ve kanaatla, köylü masum kadınların nafakalarını kendileri çıkarmak için çalışmaları nev'inden kendinizi idareye
çalışınız, satmağa çalışmayınız. Şayet size münasib olmayan bir erkek kısmet olsa, siz kısmetinize razı olunuz ve kanaat ediniz. İnşâallah rızanız ve kanaatinizle o da ıslah olur. Yoksa şimdiki işittiğim gibi, mahkemelere boşanmak için müracaat edeceksiniz. Bu da, haysiyet-i İslâmiye ve şeref-i milliyemize yakışmaz!
Bediüzzaman Said Nursi R.a.
Sselam ve dua ile kardeşim 
May 1
ahmed akwrote:

 
 
Neyleyelim, hayat basli basina , saniyesinden senesine bir imtihan.

Var olusumuz bir imtihan.

Varligimiz imtihan, yoklugumuz, yoksunlugumuz imtihan.

Açlik imtihan, zenginlik imtihan.

Ve ömür... bütün bir ömür imtihan...

Bir tek nefesle bitivermiyor ömür.

Her nefeste uçurumlardan yuvarlaniyor

ya da

uçurumlarin kiyisindan son anda dönüveriyoruz.

Günahlarimiz imtihan, sevabimiz imtihan.

Son nefese kadar ne kazandigimiz, ne kaybettigimiz bir sey var.

Neyleyelim, imtihan dünyasi...

Can tatli, kulluk daha tatli...

Bir metrelik çadirda yasayanin da, konaklarda saltanat sürenin de topu topu bir nefeslik cani var.Bütün yapilanlar, yaptiklarimiz o bir nefeslik can için.Can kiymetli.Fakat canin asil sahibini,canani bilen için can,canana sunulabilecek en güzel hediye.Canla imtihan...

Uçurumlarin kiyisindayiz.

Düsmekle kalkmak arasindayiz.

Imtihan içinde nice imtihanlar veriyoruz.

Açlikla-toklukla, varlikla-yoklukla, günahla-sevapla,ölümle-yasamla imtihan oluyoruz.

Kazananlardan olmak ümidiyle...


selam ve dua ile kardeşim
Apr. 28
ahmed akwrote:


 
Ney Olup Ağlamaktır En Güzel Duamız

Dinle neyden ki hikâye etmede, Hep ayrılıktan şikayet etmede Mevlânâ’nın mesel dünyasında, ney insanı temsil eder. İnsan da, tıpkı ney gibi, içinde nefes saklamaktadır. İnsanın her sözü, bir özleyişin ve bir ayrılığın ifadesidir. İnsanın iç çekişleri, aslından ayrı olmanın hüznünü, yuvadan uzak olmanın sancısını yansıtır. Kamışlıktan kopardıklarından beri beni, Feryadım ağlatır her kadını ve erkeği. Kamışlık neyin anayurdu ve evidir. İnsan da tıpkı ney gibi cennetten, yani yuvasından ayrılmıştır. Kalbinin ebedî muhabbetle doyduğu cennetten dünya gurbetine sürülmüştür. İnsan kalbi, tıpkı ney gibi, fena ve zevalin, ayrılık ve yokluğun yaşandığı bu dünyada, inceden inceye feryad etmektedir. İnsan ruhu olması gereken yerde değildir; geçmişe ait hüzünler ve geleceğe ait kaygılar, aslında hep bu uzaklığın sözsüz ve sessiz ağlayışından ibarettir. Ayrılık parça parça eyledi sinemi, Anlaşılır eyleyeyim diye aşk derdini. İnsan duyguları göğsünde açılan yaralar gibidir. Tıpkı neyin göğsündeki deliklere benzer duygular. İnsana üflenen ruh da, bu deliklerle ifade eder kendini. Evden uzak kalmanın derdi, Ebedî Sevgili’den ayrı düşmenin sızısı, insanın kalbinden dışa doğru açılan duygularla sese gelir, söze dökülür. Her kim ki, aslından uzak ve ayrı kalırsa, Kavuşma zamanını bekler durur ya. İnsan, En Sevgili’den uzak olup asıl yurdundan ayrı kaldıkça, kalbi hep bir buluşmanın ardı sıra koşar. Kalbi gurbete razı olmaz, ruhu ayrılığa dayanamaz. Dünyaya razı değildir; sevince ebediyen sevecekmiş gibi sever insan. Sevdiğini, hiç ölmeyecekmiş farzedip öyle sever. Sınırlı bir zamanda sevmek, ölünceye kadar sevmek insan kalbinin işi değildir. Ölümlü dünyada her aşk yarım kalmıştır, belki hiç başlamamıştır insan için. Bir başka yerde, hiç ayrılmamak üzere kavuşacağı zamanı bekler durur. Çünkü onun yurdu burada değil ötelerdedir. Ben ki her cemiyetin ağlayanıyım, İyilerin de kötülerin de yârânıyım. İnsan, dünyada tamamlanmamışlık hissiyle yaşar, her daim eksiği vardır. Eksikliğini çektiği şeyler sayısınca özlemleri vardır. Erişmek istediği ufuklar kadar geniş idealleri vardır. Her nerede olursa olsun ağlar haldedir insan. İyiler de kötüler de aynı hal içredirler ki, hepsine sırdaştır neyin ağlayışı. Herkes kendince bana dost olmaya bakar, Sohbetimden sırlar öğrenmeye yol arar. Her insan, adını ne koyarsa koysun, bu derin ayrılığın sancısını çeker. Dile gelen her şikayet, kalbe düşen her hüzün, bu ayrılıktan kaynaklanır. Ayrılığın farkına varmayacak denli gafil olanlar da, ayrılığı inkâr edip bu dünyaya razı olanlar da, başlarını kalplerini bu ayrılık sızısından kurtaramazlar. İnsanlığın temel acıları değişmez; ama bu acıların sırrı da herkese açık değildir. Sırrım ağlayışımdan uzak değil gerçi, Ancak her göz ve kulağa âşinâ değil ki. Aşkın sırrı, ötelere aşina olanların kârıdır. Gördüğünü gördüğünden ibaret bilen, duyduğunu duyduğundan ibaret bilen gözler ve kulaklar öteleri görmeye hazır değildir. İnsanın ağlayışının sırrını, insanın tamamlanmamışlığının hikmetini, ancak gördüğüne razı olmayan gözler görebilir, duyduğundan ötesini duymak isteyen kulaklar işitir. Feryat herkesin kulağına erişiyor, ağlamanın göz yaşı herkesin gözüne değiyor ama sır gözün gördüğünden ve kulağın duyduğundan ötededir. Can ile ten gizli değil birbirinden, Lâkin canı görmeye izin yok tenden. Bu âlem ruh ile cesedin birlikte olduğu, mânâ ile maddenin eş olduğu bir âlemdir. Görünmeyen gayb âlemi görünen şehadet âlemine komşudur. Ancak alemdeki her şeyi bir başkasını gösterir bir harf olarak görmeyen için gaybı görmeye izin yoktur. Oysa, görünen alem görünmeyene şahit olmak için yaratılmıştır. Ancak tende kalıp canı aramayan, görünen alemin şahitliğine perde olmaktadır. Neyin sadâsı ateştir hava sanma, Kimde bu ateş yoksa yazık ona. Ney, ayrılığın acısını seslendirmededir; o halde ona söylettiren hava değil ayrılığın ateşidir. Bu ateş olmasaydı, ney böylesine ağlamazdı. Gurbette olduğunu farketmeyen için de ayrılık ateşi diye bir şey yoktur; sılayı özlemeyenin sesi sedâsı çıkmaz. Sevgili’den ayrılık derdi olmayanın diline yakarış değmez. Sürgün olduğunu bilmeyen ateşsiz ve heyecansızdır; onun dudağına aşkın sözü erişmez, onun kalbine aşkın ateşi düşmez. Neyin tesiri aşk ateşinden, Şarabın hâli aşk cilvesinden. Şarab, yaratılışı temsil eder Mevlânâ’nın mesel dünyasında. Serap gibi aldatıcı değildir şarab. Yokluk acısı serap gibi ümitsiz bir acı verir. Varlık ise, Sevgili’ye yakınlığı haber veren ümit dolu bir hüzün verir. Zaten bütün bir alemin coşkusu, zerre zerre hareket etmesi de, Sevgili’ye erişmenin, O’na dönmenin cilvesindendir. O’ndan gelip O’na gitmenin heyecanıdır kâinatı velveleye veren. İnsana bu heyecandan daha fazlası düşmüştür; onun kalbinde aşkın heyecanından fazlası, yani aşkın ateşi vardır. Cilveyi besleyen ateştir, hareketi sağlayan ateştir. Yârden ayrılmışın derdiyle dertlendi ney, Kavuşmanın önündeki perdeleri parçaladı ney. Ayrılık derdinin kendisi, kavuşmanın devasıdır. Çünkü aramadıkça bulunmaz. Bizi dertsiz eyleyen her türlü rahatlık, bize ayrılığın acısını unutturan her türlü gaflet, asıl derdimizdir bizim. Ağlayışımız ve yakarışımız, özlemlerimiz ve arzularımız yaramıza devadır. Derdimiz devamınızın kendisidir. Dertsizliğimiz en büyük derdimizdir. Neyin ayrılık derdiyle dertlenmesi, Sevgili’yi gizleyen perdeleri yırtıp parçalıyor; duamızı dillendirdiğimiz anda gözümüze ve gönlümüze pencereler açılıyor. Ney gibi zehir ve tiryak olamaz, Ney gibi dost ve müştak olamaz. İnsanın ney gibi ağlayışı ve inleyişi, görünüşte bir zehirdir ama çareye götürdüğü için en güzel ilaç ve tiryaktır. Neyin inleyişine benzeyen dualarımız ve yakarışlarımız sayesinde Sevgili’nin yoluna düşeriz ki, yakarışlarımızın ne kadar dost ve müştak olduğunu gösterir. Ney kana bulanmış yoldan söz açar, Mecnun’un kıssasını anlatıp açıklar. Neyin sızısı kanlı gözyaşlarına konu olmuş bir aşk yolunun habercisidir. İnsan da, Sevgili’ye ulaşmak için kanlı gözyaşlarını dökmelidir. Mecnun gibi, Leylâ’nın yolunda çöllere düşüp, başka her şeyi yok bilmedikçe, bu aşkın hakkını vermiş olamayız. Şükür ki, bize düşen Leylâ değildir sadece. Leylâ’dan Mevlâ’ya yol vardır ki, Mevlâ’ya götüren Leylâ’lar da bizim çölümüzdür. Bu yüzden, Mecnun’dan çok daha fazlası beklenir Mevlâ’nın yoluna düşmüş olandan. Leylâ’ların hepsine “Lâ ilâhe” demeli ki, Mevlâ için “İllallah” diyebilsin.
selam ve dua ile
Apr. 24
setenay gülwrote:

Susuzluğun,gündüz yorgunluğunun  tetikçisi olduğunu, Bir bardak suyun, diyet yapanların gece yarısı açlığını %100 giderdiğini, Vücut suyunun %2 azalmasının kısa süreli hafıza kaybı veya konsantrasyon zorluğunu tetiklediğini, Günde 8-10  bardak su  içmenin, sırt ve adele ağrılarını azalttığını, Günde 5 bardak su içmenin kolon kanseri riskini %45,meme kanseri riskini %79,kan kanseri riskini %50 azalttığını, biliyor musunuz?

Bunların hepsi doğru olduğuna göre,hergün yeteri kadar  su içiyor musunuz?

SANMIYORUM ONUN YERİNE BİZLER :

Dikkatle okunmasını tavsiye ediyorum,Büyük olasılıkla az sonra okuyacağınız birçok şeyi siz daha önceden biliyordunuz (!)

Ya da bilmeyenler “hadi canım saçma"diyeceklerdir.

Eğer öyle olduğunu düşünüyorsanız, burada anlatılanlara inanmadıysanız denemesi bir cola parasıdır.Yani bir kutu Coca Cola veya Pepsi veya Cola Turka yeterli :)
Gelelim bunlarla ne gibi pratik işler yapabileceğinize;

TUVALETİ TEMİZLEMEK İÇİN:
Bir kutu kolayı klozetin içine dökünüz. Bir saat kadar bekleyiniz ve sifonu çekiniz. Koladaki sitrik asit hela taşındaki lekeleri yok edecektir.
CROM TAMPONLARDAKI PAS LEKELERINI YOK ETMEK İÇİN :
Arabanın tamponunu Coca Cola''ya batırılmış bir sigara paketinin içindeki alüminyum folyosuyla iyice ovunuz. Tertemiz olacaktır.
AKÜ KUTUP BAŞLARINDA ÇAPAĞI TEMİZLEMEK İÇİN :
Bir kutu kolayı kutup başlarına dökün ve bütün çapak yok olsun.

PASLANMIŞ BİR CiVATAYI SÖKMEK İÇİN :
Coca-Colaya batırılmış bir bezi bir kaç dakika paslı cıvataya uygulayınız. Bir kaç dakika sonra rahatlıkla dönecek ve çıkacaktır.
ELBİSENİZDEKİ YAĞ LEKESİNİ ÇIKARMAK İÇİN :
Bir kutu kolayı lekeli giyeceklerin üstüne boşaltın,Deterjanı ekleyin ve her zaman yıkadığınız gibi yıkayın. Coca-cola yağ lekelerinin yok olmasına yardım edecektir.Ayrıca araba ön camlarındaki her türlü kuş pisliği yapışan sinekler veya ağaçlardan dökülen toz,polen, yapışkan maddelerin çıkarılması en iyi madde COCA COLA + PEPSI + COLA TURKA''dır.

Peki nedir bu Cola''nin bu kadar etkileyici temizliklerde bile kullanılabilmesinin sebebi? Coca-Cola ve Pepsi''nin ortalama pH değeri 3.4 tur. Bu asidi de dişleri ve kemikleri eritmek için yeterlidir.
Temizliklerde bu kadar etkili olmasının sebebi budur. Aslına bakarsanız Cola ile dünyada kimsenin tavsiye edemeyeceği KARBONDİOKSİT içiyoruz. Hani şu dışarı atmak için devamlı nefes alıp verdiğimiz, atmak için uğraştığımız
KARBONDİOKSİT...!
2001 yılında Delhi Üniversitesinde "kim daha fazla Coca-Cola içecek“ diye bir yarışma yapıldığında, sekiz litre Coca-Cola içerek kazanan ve 10 dakika içerisinde herkesin gözü önünde ölen kişinin haberini duymuşsunuzdur  Neden öldü? Çünkü çok fazla karbondioksit almıştı ve kanında yeterli oksijen yoktu.
Başka bir örnek: Kırılmış dişinizi bir şişe Coca Cola''nin içine koyun ve 10 gün sonra bakın... Diş 10 günde büyük oranda erir.
Halbuki dişler ve kemikler ölümden sonra bile en fazla dayanabilen organlarımızdır ... Bir şişe kola içerek midenize ve dişlerinize ve bağırsaklarınıza ne yaptığınızı bir düşünün...

Bu kadar zararlı bir içecek nasıl olurda bu kadar bilinçsizce tüketilebilir ve biri Amerikan firması olmak üzere bu şirketler bu kadar kar elde edebilir?

•         İşte bu bilinçsizliği önlemek için çevrenize,sevdiklerinize ve özellikle çocuklarınıza bunları anlatın. Belki bu kampanya fazla bir ses getirmeyecek olabilir. Ama ne kadar kişiye ulaşırsa o kadar büyük etki yapacaktır. Destek olmak için yapmanız gereken tek şey; bu yazıyı olabildiğince fazla kişiye ulaştırmak, anlatmak..

•         Bu Coca-Cola ve Pepsi ile ilgili gönderilen yazı; genç bir grubun ortak platformlarda aldıkları bir kararın ürünüdür.

•         Bu yazı İnternet üzerinden gönderilerek yayılması amaçlanmıştır. Zaten onlar da büyük kartellerden boyalı medyadan ya da yaz eylemcisi kimi sivil toplum örgütlerinden destek beklemiyorlar. Yoksa bu tiplere yaptıkları parasal desteği ya da promosyon adı altında verilen "sus“ paylarını vermezler.

Bence bu kadar okuyup duyduklarımız denediklerimiz ve araştırdıklarımız yanında Colaya bir dur diyelim ve SUDAN VAZGEÇMEYELİM !!!!!! 

 

 

BU YAZIYI MUMKUN OLDUGUNCA ARKADASLARIMIZLA PAYLASALIM

Apr. 22
ahmed akwrote:






Apr. 21

SOHBET VE KARDEŞLİĞİN SORUMLULUKLARI



   Allah’u-teala için birbirini sevenler ve O'nun (cc) için ayrılanlar   

   Arş-ı Ala'da gölgelenecekler.


   'Biri, diğerini dünyevi menfaat sebebiyle terk eden, Allah’u-

    teala yolunda kardeş olamaz'. (Cüneyd el-Bağdadi)


   Kardeş incitilmez, aşırı şaka yapılmaz, yerine getirilemeyecek

   Söz verilmez.


   Bir ayrılık vuku bulsa da arkadaşı iyilikle anmak.


   Mümkün oldukça hüsn-ü zan etmek.


   Sadır olacak nefi bir harekete doğrudan kınamada bulunmaz,

   Yanlışı gidermede en iyi yolu tercih  eder.  Takva ve hayırda

   Yardımlaşma Arkadaşına af dileme, dua etme, birliktelik için

   Bereket niyazı.


  

   Kişi, dostunun dini üzeredir.

 

Apr. 17
ahmed akwrote:
"http://www.fabiovisentin.com/photography/photo/12/green-rose-rose-macro-00872_high.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
 
Nice sözler söylenir ama unutulur bir zaman sonra... Kalpten gelmeyen sözlerin ömrü bir nefesliktir. Bir nefes sonra kaybolup giderler ama kalbin sözü unutulmaz.Kalp, sözünü hiç unutmaz. Kalbin sözü hedefine ulaşmadan yere düşmez.Kalbin sözü kalpten bir ruhla doğar ve ulaştığı yere hayat verir.
Kalbin sözü hiç ölmez.Hatta kalp söze ihtiyaç bile duymaz, Kalbin sözü sevgidir.İşte bu yüzden,


SÖZ UÇAR SEVGİ KALIR...



Bazı sözler vardır kalbe iner.Kalbi diriltir o sözler.Semalardan kalbe gelir,ruh beslerler.O sözden herbir harf bir meleğin omuzlarında iner.Ve insanın ayaklarını dünyadan keserler.O sözler ki taşa değse taş param parça olur,göz göz olur ağlar,yürek olup toza döner,semaya uçar.O sözler ki semanın kalbinden geli.Bu yüzden:

SÖZ UÇAR VAHİY KALIR...

Sözler vardır dünyadan öte, kalpten içeri...
Sözler vardır yerden gelen ama semaya emanet edilen...
Cennetin duvarları o sözlerle örülür.Göz yaşları o sözlere eşlik ederler.O yaşlar toplanır,cennetin ırmakları oluverirler.Bu yüzden o sözler dudaklardan çıkar çıkmaz meleklerin kanatlarında semalara yükselir, Rabbin kapısına serilir. O'nun cevabı özlenir.Özlenesi sözlere hasret ve hayretle beklenen cevap iliştirilir. Dua edenin kalbine iletilir.İşte bu yüzden:

SÖZ UÇAR DUA KALIR...
selam ve dua ile kardeşim
Apr. 14
ahmed akwrote:

RİSALE-İ NUR'DAN DUALAR

"Ey rahmeti her şeyi kaplayan! Ey her şeyin iç yüzü ve hükümralığı elinde olan! Ey kendisine hiç bir şey zarar vermeyen! Kendisine hiç bir şey fayda sağlamayan. Kendisini hiç bir şey mağlup edemeyen. Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan. Kendisine hiçbirşey ağır gelmeyen,hiçbir şeyden yardım beklemeyen,hiçbir şey kendisini başka bir şeyle meşgul olmasından alıkoyamayan,hiçbir şey kendisine benzemeyen,hiçbir şey kendisini aciz bırakmayan Allah'ım! Bizleri affet."(amin)

"Ey Kur'an'ı indiren! Kur'an hürmetine,ölüm benim dilimi susturduktan sonra bu duayı benim bedenime tekrar etmesi için bu kitabı vekil kabul eyle."(amin)

"Ya Rabbi! Bizi her yerde kulluğunun gereğini yapan,uluhiyyetinin dergahında durup sana yalvaran ve Seni daha iyi tanımakla meşgul olan kullar eyle."(amin)

"Allah'ım! Hastalığı artıran,şifası güçleşen,çaresiz kalan,musibeti fazlalaşan ve Senden başka sığınak ve ümidi olmayan kullarına merhamet et."(amin)

"Allah'ım! Bizi saadet ehlinden eyle. Bizi saidlerle birlikte haşreyle ve saidlerle cennete koy. Bunu seçkin peygamberin Hz. Muhammed'in şefaatiyle lütfet."(amin)

1 selam ve dua ile kardeşim.hayırlı cumalar
Apr. 11


Anadolu evliyasından "Atâ Efendi"ye, bir gün mahalleden birkaç kişi gelip,
- Efendim, "Mümin, müminin aynasıdır" deniyor. Bu ne demek? diye sordular.
- "Anlatayım", buyurdu.
Ve şöyle anlattı:
Bir gün, Peygamberimiz Hazreti Muhammed -Sallu aleyhi ve sellem, Eshabın büyükleriyle -Radiyu anhüm- bir yerde otururken yanlarına edepsiz biri gelip hakaret etti.
- Efendimize mi hakaret etti?
- Evet. "Senin kadar kötü, senin kadar çirkin birini görmedim"dedi Efendimize.
- Eshab-ı kiram ne yaptılar peki?
- Efendimize baktılar. Bir işaret etse, parçalayacaklardı adamı
"Doğru söylüyorsun!"
Sordular yine:
- Efendimiz bir şey buyurdular mı?
- Evet, "Doğru söylüyorsun"buyurdular.
Ve devam etti anlatmaya:
O edepsiz adam gitti. Az sonra hazret-i Ebu Bekir -Radiyu anh- geldi oraya. Efendimizi görünce,
- "Yâ Resul! Ömrümde senin kadar güzel, senin kadar sevimli bir kimse görmedim"dedi.
- Efendimiz ne buyurdular peki?
- Yine "Doğru söylüyorsun", buyurdular.
- Çok şaşırdık efendim, ikisine de "Doğru söylüyorsun" buyurmuşlar.
- Evet. Eshab-ı kiram da şaşırdılar ve "Yâ Resul! O adama da doğru söylüyorsun dediniz, Ebu Bekir’e de. Hikmeti nedir?" diye sordular.
- Efendimiz ne buyurdu peki?
- "Ben aynayım", buyurdular. "Bana bakan, kendini görür. İkisi de kendilerini görüp, gördüklerini söylediler".

selam ve dua ile...

Apr. 8
ahmed akwrote:

Ey Arkadaş



Asrın deryasına atılan Nur'dan taş, iletmişti 'ümmetî' sadalarını; sana, bana, dalga dalga...

Ağladılar, aradılar. Yakub'un gözyaşlarına denk, Yusuf'un hasretini aşkın. Öyle bir kıtlıkta yaptılar ki bu işi, insan kıtlığında insan... Seni, beni, bizi buldular bu kıtlıkta. Kıtlıkta ancak biz bulunabilirdik ama. Bu yüzden bize bağladılar ümitlerini...

Arkadaş!

Gel, beraberce oturup hâlimize ağlayalım, sinelerimizi dağlayalım. Kusurdan bir heykel hâline gelmiş mahiyetimize, duygularımızın dumura uğrayışına, hoyratlaşan gönlümüze ağlayalım. Ah u efgânımız yukarılara doğru pervâz etsin, meleği ve feleği velveleye versin. Sonra göklerden bir feryat kopsun! Kopsun ki rahmet bulutları harekete geçsin. Bulutlar ateşimizi, yangınımızı söndürsün. Dünya ve ukbâ ateşini...

Ey arkadaş! Hani söz vermiştik...

Saman çöplerine kıymet vermeyecek, çakıl taşlarını kürüyecektik. Dualarımızdan; ihlâsı, samimiyeti, metâneti, cesareti, uhuvveti, kuvveti eksik etmeyecektik. 1'lerden 11'ler, 111'ler, 1111'ler yapacaktık. Sonra bunlara hoşgörüyü ve diyaloğu da ekleyecektik. Sây u gayret bize ait olacak ama, ganimet başkalarına. Yol yapmak bizeydi, yürümek başkalarına. Karda yürüyecektik, kar kurtçuklarını bile rahatsız etmeyecektik. Kuş gibi değil, koyun gibi olacaktık; kay değil, süt verecektik yavrularımıza. Ruhumuzda eritecektik göklerden aldığımız ilhamları ve akıtacaktık aç ruhlara...

Lâfta mı kaldı arkadaş, lâfta mı?

Durmadık sözümüzde; geldik otuza, kırka ve hattâ elliye. Yakışır mı arkadaş, yakışır mı bizim gibilere...

Hıçkırıklarla yükselen 'Esatirî Yiğidim', 'Hasbilerim', 'Kutlular', 'Havâriler' nidâları kimlereydi acaba, kimlere? Rûhullah mı dirilip, diriltecekti yaşayan ölüleri? Mus'ab mı gelip meydan okuyacaktı dünya malına, kolu kanadı pahasına? Seyfullah mı inecekti göklerden insanlığı te'dib için? Ukbe mi gelerek atını sürecekti okyanusa? Fatih mi içi dışı fethe çıkacaktı yeniden? Şir pençe mi sardıracaktı çamurlu cübbesini tabutuna?

Sakın bekleme! Söz dinle, söz ver, sözünde dur! Hakk'ı düşün, Hakk'ı söyle!..

Sözü süz de söyle,
Mânâyı inci gibi diz de söyle,
Yüzde söyle, gıybet olmasın,
Ukdeyi içinden çöz de söyle, yapmasın yara,
Öyle bir söyle ki hoş gelsin yâre ağyâra.
İmâ ile söyle, ister remizle,
İllâ haddini hududunu çiz de söyle,
Güzde söyleyeceğini güzde söyle, bırakma yaza,
Sırlarını candan içe dosta söyle, sızdırma yoza.
Düzde söyleyeceğini düzde söyle,
Ne yüksekte ne tümsekte.
Hem de iyi bir pozda, tam bir dozda söyle.
Bir de acele etme kozu gözetle.
Hakkı yüzde yüz söyle Cebbâra,
Dilsiz şeytan olmayasın sonra,
Söyle sen hakkı yerli yerince,
Artık düşünme pek ince ince.
İster gözle söyle, ister yaz da söyle,
İster nazla ister niyazla.
Söylerken Hakkı biraz da
Nefsine söyle, değil âfâka.

Bir de ey arkadaş! Yunus'a verdiğin sözü unutma. Sonra Mevlâna'yı da...

Senden söz almıştı Yunus; 'Dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz' olacaktın. Nasihatiyle derviş, zirvelere taşımak istemişti seni, tolerans ve sevgi kervanlarıyla. O yine sana, 'Yaratılanı sev, Yaradan'dan ötürü' mesajını, çağlar ötesinden göndererek, karıncayı bile incitmemeni salık vermişti. Ne kadarına uydun bu tavsiyenin, ne kadarına?

Mevlâna'yı köyünden eden neydi? Neden gelmişti yaban eli Anadolu'ya; çuluyla, çuvalıyla. Çünkü onun lûgatinde 'yaban' kelimesi geçmiyordu. Rabbine kölelikte bulduğu gerçek hürriyeti, 'gel!' sadaları ile seslendirmişti cihana. Bu sese kendi nefsi kulak vermeliydi. Nefsine dinletmeliydi bu sesi. Nefsine dinletti ve hicreti tercih etti. Mevlâna, Anadolu'da Celâleddini Rumî oldu.

Allah'ım! Senden diliyor ve dileniyoruz.

Senden uzak kalış hasretini nefsimize duyur, aç olan gönlümüzü doyur. Gece kadar karanlık ruhumuza şefkat et. Bükülmüş şu kaddimize, ölgün ve solgun rengimize, burulmuş boynumuza ve kırık kalbimize merhamet et.

Şu en sakin anda, sızlanışlara cevap verdiğin dakikalarda, kapkara bir gönülle değil, Senden başkasına secde etmeyen başımızla Sana dönüyor, bir türlü titretemediğimiz dudaklarımızla Senden nefsimizi ıslah etmeni istiyoruz. Bizim uzaklığımız nisbetiyle değil, yakınlığın hürmetine kalbimize ve ruhumuza rikkât ver. Nasıl yaşamamızı istiyorsan, bizleri rızana uygun olarak öyle yaşat. Nefsimizle bir an bile başbaşa bırakma...

         Ali ÇAVDAR


selam ve dua kardeşim
Apr. 7
ahmed akwrote:
Metin Karabaşoğlu
YUSUF KISSASI, 'KISSALARIN EN GÜZELİ' diye de şöhret bulmuş bir peygamber kıssası olarak, Kur'ân-ı Hakîm'de zikri geçen manidar kıssalardan biridir. Özellikle
de Yusuf sûresinde, onun bir peygamber çocuğu olarak geçen çocukluk yılları, gençliğine henüz adım atacakken gördüğü bir rüya, bu rüyayı bir şekilde öğrenen
ağabeylerinin içine düştükleri kıskançlık krizi, Yusuf'u öldürerek bu krizden kurtulmaya çalışmaları, diğerlerinden daha makul ve daha şefkatli olan en
büyük kardeşin bu plana açıkça karşı koyamamakla birlikte en azından öldürme planına engel oluşu, onun müdahalesi ile öldürme fiilinin kuyuya bırakma fiiline
dönüşmesi.. derken, Yusuf aleyhisselamın adım adım anlatılan hayat öyküsünün her bir karesi her zamanın ve de bu zamanın insanına hayata dair hayatî dersler
taşır.
Kıssanın Yusuf aleyhisselam ekseninde gelişen bu manidar seyri içinde, fonda, bir başka peygamberin, Yakub aleyhisselamın izi ve eseri hissedilir. Yusuf'un
babası olarak Yakub aleyhisselamın yaşadıkları, onun "Ben keder ve üzüntümü ancak Allah'a anlatırım" (Yusuf, 12:85) şeklindeki muazzam tavrına paralel
olarak, pek öne çıkmaz. Yusuf kıssasının başından sonuna Yakub aleyhisselam hep vardır; ama geride durmakta, nadiren öne çıkmaktadır.
Mâlûm, kardeşleri Yusuf'u kuyuya attıktan ve kestikleri bir koyunun kanına buladıkları gömleğini de "Yusuf'u kurt parçaladı" diye getirdikten sonra, Yusuf'u
parçalarken gömleğine zarar vermeyen bir kurt masalına kesinkes inanmayan biri ve gaybaşina nazara sahip bir nebî olarak, oğullarına "Hayır!" der Yakub
aleyhisselam. "Hayır! Mutlaka nefsiniz size bir iş uydurmuştur. Bana düşen, yalnız güzelce sabretmektir. Sizin anlattıklarınıza karşı da, Allah'tan yardım
dilerim."
Buradan sonra, Yusuf birilerince kuyudan çıkarılır, köleleştirilip Mısır'a götürülür, köle olarak azizin sarayına alınır, azizin hanımının fitnesiyle yüzyüze
kalır, zindana atılır, uzun seneler sonra suçsuzluğu tebeyyün eder, zindandan kurtulup Mısır sarayının azizliğine kadar yükselir iken, Yakub aleyhisselam
cephesinde hep 'sabır' ve 'Allah'tan yardım dileme' vardır. O, anlaşıldığı kadarıyla onbir-oniki yaş civarında yitirdiği oğlundan yaklaşık otuz yıl hiç
haber almamıştır. Otuz yıla yakın, Yusuf'un ölüsüne veya dirisine dair en küçük bir emareye ulaşmış da değildir. Bir baba olarak, bir yanda bu duruma sabretmiş,
nebîler arasında en seçkin vasfı haline gelecek şekvâsı ile, "Ben keder ve üzüntümü ancak Allah'a anlatırım (eşkû: şikayet ederim)" demiş; keder ve hüznünü
kendisi gibi aciz kullara açıp onlara yakınıp durmaktan kesinlikle uzak durmuştur. Bu peygamber sabrı ve bu peygamberâne şekvâsı ile kendi ubudiyet miracına
yükselirken, öldüğüne dair kesin bir karine edinmediği Yusuf'un hayatta olduğu ümidini de hep korumuştur. Varsın oğlundan en küçük haber gelmesin, varsın
otuz senedir yaşadığına dair bir bilgi edinmesin; madem ki öldüğü tebeyyün etmiş değildir, onun yaşadığına dair ümitvar olmayı korumuştur. Bu durumun çok
daha hafifini yaşayanların aklî dengelerini yitirdiği bu büyük imtihanda Yakub aleyhisselamın sergilediği en önemli dört vasıf sabır, şekvâsını yalnız
Allah'a iletme, yardımı O'ndan dileme ve de O'ndan ümidini kesmemedir.
Sonuçta, dünyanın o gün meskûn olan bölgelerinin önemli kısmını, bu arada Ken'an ilini (Filistin'i) de kasıp kavuran uzun kıtlık yılları gelip çattığında,
aziz olarak Yusuf'un görev yaptığı Mısır'da bolca erzak bulunduğunu duyan herkes Mısır'a akın ederken, Yusuf'un kardeşleri de erzak edinmek için Mısır'a
koşacak; yaklaşık otuz yıl öncesinde kalmış bir sır da bu vesileyle aydınlanacaktır. Yusuf aleyhisselamın öz ve küçük kardeşi Bünyamin'i yanına almak ve
de hem ağabeylerinin geçmişte kendisine yaptıklarını derhatır etmelerine, hem babasının kendisinin hayatta olduğuna dair bir karine edinmesine vesile olmak
üzere giriştiği bir tedbirden sonra, düğüm adım adım çözülür. Bu hengâmda, Bünyamin'in de Mısır'da alıkonulması karşısında, "Babanızın sizden Allah adına
kuvvetli bir söz aldığını ve daha önce Yusuf'a neler yaptığınızı biliyorsunuz. Babam bana izin verinceye veya Allah hükmünü gösterinceye kadar bu yerden
ayrılmayacağım" diyen—şefkatçe ve hikmetçe diğerlerinden üstün olan—en büyük kardeş de, anlaşıldığına göre, Mısır'da kalacaktır. Kardeşler, böyle bir durumda
Filistin'e dönüp durumu anlattıklarında ise, Yakub aleyhisselam, yaklaşık otuz yıl önce sergilediğine benzer bir sabır ve ümit şahikası daha sergileyecektir:
"... Bana düşen, yalnızca güzel bir sabırdır. Allah'ın yakında hepsini geri getireceğini umuyorum. Şüphesiz Allah, Alîm ve Hakîm'dir."
Onları bırakıp giderken "Ah Yusuf'um!" diye hasretini ve kederini de ihsas eden Yakub aleyhisselama oğulları, "Allah'a andolsun ki; sen Yusuf'u anmaktan
kendini alamıyorsun. Sonunda ya eriyeceksin veya yok olup gideceksin" dediklerinde ise, "Ben keder ve üzüntümü ancak Allah'a anlatırım. Ve ben, sizin bilmediğiniz
şeyleri, Allah'tan bilirim" buyurup, ekleyecektir: "Ey oğullarım! Gidin, Yusuf'u ve kardeşini araştırın. Ve Allah'ın revhinden (rahata erdirmesinden, rahmetinden)
ümit kesmeyin. Zira kâfir bir toplumdan başkası Allah'ın revhinden ümit kesmez."
Gerisini hepiniz bilirsiniz. Kardeşleri, Yakub aleyhisselamın yaklaşık otuz yıl hakkında hiçbir haber alamadığı, ancak öldüğüne dair kesin bir habere de
ulaşmadığı için yaşadığına ve bir gün Allah'ın kavuşturacağına dair ümidini hep koruduğu kardeşleri Yusuf'un, muhatap oldukları Mısır azizi olduklarını
öğrenecek, geçmişteki kurdukları tuzağı itiraf edecek, Yusuf aleyhisselam tarafından peygamberlere yakışır bir olgunluk ve şefkat ile bağışlanacaklar,
sonrasında da aile tekrar biraraya gelecektir. Sebepler dairesinde ümit ışığı uyandıran tek bir emare bulunmadan geçen otuz yıla mukabil, Yakub aleyhisselamın
sergilediği dört büyük haslet—sabır, şekvâsını Allah'a arzetme, yardımı Allah'tan dileme, ve de O'nun revhinden ümidi kesmeme—Yusuf'a tekrar kavuşma suretinde
sonuçlanmıştır.
Ve, dikkat edelim ki, Yakub şekvâsını ancak Allah'a arzetmiş ve de Allah'ın rahata erdirmesinden asla ümidini kesmemiştir. "Zira, kâfir bir toplumdan başkası
Allah'ın revhinden ümit kesmez."
Kâfir bir toplum, Allah'ın revhinden ümit keser. Çünkü, kâfirin nazarında eşyanın yalnız mülk boyutu vardır, melekûtî boyutu yoktur. Onun dünyası sebepler
âleminden ibarettir; herşeyi sebepler dairesinde tartar biçer. O yüzden, sebepler dairesinde ümit veren birşey yoksa, ümitsizliğe düşer. Mü'min ise, tanım
gereği, mülkün ardında melekûtu, sebeplerin ardında Müsebbibü'l-Esbâbı görendir. Asıl olan melekût olduğunu, sebeplerin ardında ve sebepleri perde ederek
işgörenin Müsebbibü'l-Esbâb olan Kadîr-i Zülcelâl olduğunu bilendir. O yüzden, mü'min, sebepler dairesindeki tartıp biçmelerle bitirmez işini. Sebepler
dairesinde ümit veren birşey gözükmese dahi, bilir ki, işgören Müsebbibü'l-Esbab'dır ve O, isterse ve hikmeti iktiza ederse, görülmedik bir sebep yaratarak,
umulmadık yerde ve umulmadık zamanda kullarını rahata ve rahmete erdirebilir.
Yakub aleyhisselam, bu imanî talimi bir nebî olarak bihakkın özümsediği içindir ki, sebepler dairesinde hiçbir ümit ışığının gözükmediği ama olumsuz duruma—Yusuf'un
öldüğüne—dair açık bir delilin de olmadığı onca uzun yıl boyunca Allah'ın revhinden ümidini kesmemiş; zira, sebeplere takılıp kalarak değil, Müsebbibü'l-Esbab'ı
bilerek muhakeme yürütmüştür. Sonuç, yürütülen bu imanî muhakemenin, beklenmedik bir anda gelen bir büyük buluşma ile Allah katında teyidi ve tasdikidir.
Madem vâkıa budur, bizim de karanlık ve zahirde ümitsiz görünen vak'alarda dahi, olumsuz sonuca dair kesin bir delil olmadıkça ümidimizi korumamız ve birbirimize
ümit aşılamamız gerekiyor. Çünkü, mü'minin şiarı ve imanın bir gereğidir ümit.
O halde, Yakub gibi olalım ki Yusuf'umuza kavuşalım.
 selamlar hayırlı sabahlar kardeşim
Apr. 7
ahmed akwrote:
Sebepler sükut ettiği zaman
SABAHATTİN EŞİT
Büyüklük hiçliğin içinde gizlidir. Hiç’lik ise vicdanın genişliği kadardır. Ve insan vicdanının genişliği kadar insandır aslında.

Bize en yakın olanlara ne kadar uzağız, ta içimizde olanlara ne kadar yabancıyız. Oysa bu kadar zor olmamalıydı vicdanımızın sesini dinlemek, yanlışa hayır demek, doğruyu gök kubbenin maviliğine haykırmak, hakikati ademoğlunun yüreğine yansıtmak, yansıtabilmek bu kadar zor olmamalıydı.

İradeyi iradesiz olanın eline verdiğimiz günden bu yana, tersinden sökün etmeye başladı hadiseler. Acıdır ki ilk çareler hep son çare olarak aklımıza gelir oldu. Gözlerimizin yaşı yüreğimizi ıslatmaya yetmedi ve kim bilir, taşlarla bütünleşmeye yüz tutmuş yürekleri yumuşatamayışımızın nedeni de belki de buydu. Ne de olsa sebeplerin dünyasıydı yaşadığımız… Ve öyle demiyor muydu bir yiğit bilge: Kalbe hitap etmek için kalpten konuşmak gerek…

Görünenle yetinip görünmeyeni ihmal etmek nelere, ne kadar acı verdi ve nelere bedel oldu… Kim bilir?.. Oysa görüneni şekillendiren, görünmeyenin kendisiydi. Ve insanı görünenle sınırlayıp, görünmeyene kapalı tutan, kabukla meşgul edip özü unutturan hiç’liğin dışındaki büyüklük değil miydi?

İbrahim (as)’ı ateşlere gönderirken Nemrut, varlık, duruşunu belli ediyordu. Kimisi odun, kimisî su taşıyordu ve yollar çiziliyordu milenyumlara. İbrahimî olmanın, olabilmenin adı yazılıyordu gök kubbeye. Hasbünallah… Milenyumun nemrudileri atarken ademoğlunun ruhunu, sönerken söndüren ateşlere, bir fark kalıyordu iki nemruttan geriye: Biri bedeni (görüneni), diğeri ruhu (görünmeyeni) mancınığa koyuyordu. Varlık duruşunu belli ediyordu ama su taşıyanlar buhar olup uçuyor ve odunlar insanlığın beslendiği meydanlara yığılıyordu. Ama kan ve irinin ortasından içinde şifa olan sütü akıtan HAYY, buhar olup uçan suyu hicranlı bir şafak vaktinde yağmur gibi yağdıracaktı. Ve işte hesapta olmayan da buydu…

Bedenin kendisi görünendi, bedene hayat olan ruh ise görünmeyendi ve ruhun aslı ne ise bedenin faslı o oluyordu. Çağın problemiydi işte bu; eşyanın hakikatini anlayamama ve algılayamama. Bedenin ihtiyaçlarını karşılayıp ruhun ihtiyaçlarını yok sayanlar, hayatı bir gözlerini kapatarak mı yaşıyorlardı veya varlığa tek gözle mi bakıyorlardı acaba...

İşte çağın cahiliyesi 1.400 sene öncekinin cahiliyesinden daha bir tecrübeli, daha bir sinsi, daha bir zeki... Onlar bedeni kızgın çöl kumlarına gömerken, devrin tahsil görmüş cahiliyesi o bedene hayat olan ruha çevirmiş oklarını, onun sınırsızlığını bedenin sınırlarına hapsedip bedenin tahakkümü altına almaya çalışıyor. Bedene dokunmuyor ama toprağın altında, toprağa uzanmış ve bedene hayat veren kökleri kesiyor, onları kurutmaya çalışıyor... Heyhat ki hesapta olmayan, hesaba katılmayan bir şeyler vardı...

Sebeplerin dünyasında yaşasak da sebeplerin de sükut ettiği zamanlar vardır. Ve sebepler sükut ettiği zaman yürekten konuşacak erlere ihtiyaç vardır. Zarfın değeri mazrufundadır. Mazrufumuz olan yüreğimizde sebepler sükut ettiği zaman konuşacak derman, konuşturacak ferman ACABA VAR MIDIR?..

                                                     selam ve dua ile
Apr. 1