|
|
August 25 Hayat ümitle, ümitsizlik sarkacından gidip gelmekte… Kim bulmuş ki, devamlı mutluluğu.Bulup da son nefese kadar mutluluğu tutabilmeyi kim bilebilmiş ki!(Şüphesiz müminlerin kesin kurtuluşu, imanla ahirete göçmektir.)
Bazı şeylerin anlatılması, genelde beyhudedir.Yaşadıkça daha iyi kavrıyor insan.Büyük umutlarla başlanan hayat, işler, evlilik, sevdalar ve bir çok yeni şey, bir süre sonra takılıp kalabiliyor.Bazen tebessüm ettirirken, bazen hüznün en derinine sevk edebiliyor.Düşünüşler, yüreğimizi hüzün kuyusunun susuz ve karanlık dibine düşerebiliyor.Gözyaşımızın çağlayışı hüzün kuyusunu doldurabilir mi?
Bazen tam tebessüm ederken, bir haber, yüreğimizde asıyor tebessümü, matlaşıyor ve yok oluyor.Değişiyor; olaylar, kişiler, düşler ve hedefler.Yanıldıkça/yenildikçe insan daha bir ürkekleşiyor.Halbuki neyin garantisi var ki!
Bizim takılışlarımız, basit olaylar, insanlar ve birliktelikler üzerine.Basit düşünüyor ve basitçe düşüyoruz.
Umut göz kırpıyor can bedenden çıkmadıkça… Ey Can! (Hayy c.c.) sen gör ve gözet bizi. April 29 
“Neden benim başıma geldi?” Bir tek musibet anında seslendiririz bu yakıcı soruyu. “Niye ben?” Hep başkalarına olurdu böylesi şeyler. Öyle olmasına öylesine alışmışızdır ki… Benim değil, “öteki”lerin başına gelir kaza. En fazla bir istatistik rakamı kadar önemsediğimiz uzak yabancılar eksilir hayattan. “Ben” dediğimiz dokunulmazdır. “Ben” öyle sıradan değil(im)dir. Olağan bir kaza haberinin o hep bildik “ölü sayısı” arasına sıkışmış sıradan bir rakam olamam “ben”. Başkası da olabilmesi ihtimali altı milyar kez yüksek iken, niye “ben”im o “biri”? “Başka bir sürü yerde olabilecekken niye ille de burada çıktı bu yangın?” “Başka milyonlarca insan varken, niye sadece beni seçti bu kurşun?” “Başka sayısız saatler, dakikalar dururken, nasıl oldu da bu ana denk geldi kaza?” “Başka bir dolu seferde olabilecekken, niye bu sefer oldu bu arıza?” Tuhaf bir yalnızlık içinde buluyor kendini insan başına o “şey” geldiğinde. Etraftaki olağan sesler düşmanlaşıyor, yabancılaşıyor. Araba uğultusu, yağmur şıpırtısı, cep telefonu sesi dalga geçercesine yalayıp geçiyor seni. Sen derin acılar içindeyken, hiçbir şey olmamış gibi yürüyen, kaygısızca konuşan, her günkü gibi koşturan insanlara gücenik bir edayla bakıyorsun: “Nasıl da rahat olabiliyorsunuz böyle? Aşk olsun!” Her şey ve herkes “başka”laşıyor o anda. Yarın senin cenazen olacak, sen eksileceksin sıcacık yuvandan, yavruların “Baba!” dediğinde ömür boyu cevap alamayacak. Ama büyütmeye gerek yok! Sen sadece bir “başkası” dahasın başkalarının gözünde. Bir “başkası”nın daha cenazesini göz ucuyla seyredecek başkaları. Sen uykusuz bir gecenin koynunda, bir yaprak gibi titrerken, başkalarına göre bir “başkası” olan sen sıradan acılardan bir acı yaşıyor olacaksın. Uyuyacak milyonlarcası. Sen ve yakınların gazetelerin üçüncü sayfasında kanlı bir habere konu olmuşken, başkaları katlayıp bir kenara bırakacaklar senin haberini. Başkalarının es geçtiği kadar lüzumsuz bir yer mi işgal ediyorsun ki yeryüzünde? Başkalarının hiç üzülmeyeceği kadar, hiç eksikliğini hissetmeyeceği kadar yersiz bir yerin mi vardı âlemde? Bak işte, ölen “ben” de olsa, “ölenle ölünmüyor”muş. Hayat devam ediyor “ben”siz. Olmasan da oluyormuş meğer. Ne kadar dayanılmaz bir acı! Ne kadar ağır bir hakaret! “Olsa da bir olmasa da bir”mişim meğer. Ne kadar da aşağılandığını düşünüyor insan! Aslında o aşağılanmaya verdiğimiz tepkidir o soru: “Neden başkası değil de ben?” Daha açıkçası: “Niye ben seçildim?” “Ne isteniyor benden?” “Hak etmedim ben bu ‘ceza’yı!” Hadi itiraf edelim: Kadere hesap soruyoruz. Yazgının iki yakasından çekiştiriyoruz. Hadi bir itiraf daha: Asıl derdimiz “kader”i takdir edenledir. Yani Yaradan’la karşı karşıya gelir aklımız. “Ben”i Vareden’e keseriz faturayı. Kafa tutarız. Dokunulmazlığımızın ihlaline isyan ederiz. “Ne istedin benden?” “Benim ne suçum vardı ki?”

Ne garip! Olumsuzlukların hesabı kaderden sorulur. “Ben” kendi ellerimle suç işlerim, hapse düşerim ama “kader mahkûmu” oluveririm. Ayağım kayar, günaha bulaşırım ama “n’edersin kaderime yazılmış” deyiverir, sıyrılırım. Şampiyonluğunu, birinciliğini, galibiyetini kadere “mahkûm” eden pek çıkmaz. Sevaplarını, iyiliklerini, biriktirdiklerini, başarılarını “kader”in hesabına yazdıran olmaz. İyiliklerimiz kadere rağmendir sanki. Başarı, yazgıya başkaldırıdır. Başarılıysam “Niye ben?” sorusunu sormama gerek yok. Birinci olduysam, “Niye benim başıma geldi?” diye sızlanmak yok. “Başkaları”nın kazalarını hayatta kalmış biri olarak seyrediyorken, “Niye ben hayatta kaldım?” diye hesap sormak yok. Değil mi? Farkında değilim ama… Ben bana “ben” diyebiliyorsam, ne anlaşılmaz bir ayrıcalık içimdeyim! “Ben”i bir “başkası” da olabilecekken “ben” diye seçip Vareden’e hiç minnet duygum olmayacak mı? Pekâlâ başkaları içinde sıradan biri olabilirdim. Pekâlâ başkalarının “başkası” diye bile bilmediği, hiç hatırlanmayan, hatırlanmaya bile değmeyen bir “yok” olabilirdim. “Yok” olduğunun bile farkında olunmayan bir “şey”dir “yok”luk… Ben “ben” olmasaydım, niye ben olamadım diye hesap sorabilir miydim? “Ben” olmayışıma yanabilir miydim? Ama hayret! “Ben” varım, var edilmişim. Varlığım yokluğuma “ben”den habersiz tercih edilmiş. Kimseler hatırımı saymazken, beni aramazken, eksikliğimi dert edinmezken, varlık sahasına çıkarılmışım, hatırım sayılmış, el üstünde tutulmuşum. Ben bile “ben” olmayı hesap edemezken, “ben” diyebileceğim bir insan olarak var edilmişim. Hiç beklemediğim, hiç ummadığım bir iyilikti bu! Aynada yüzüme bakıyorum, kimsenin yüzüne benzemiyor. Meğer “biricik”mişim ben. “Bitane”ymişim beni “ben” olarak seçenin nazarında. Nasıl oluyor da, ben bana “ben” diyebiliyorum? Ya, ben bana “ben” diyemeyenlerden olsaydım? “Sen” diye hitap edilmeyi hak etmemiş olsaydım? Öyle olsaydı, hiç aşağılanmış hissedecek miydim? Kadere hesap sorabilecek yetkide görebilecek miydim kendimi? “Niye ben?” diye kaybettiğimin hesabını sorabiliyorsam, hiç hesapsız kazandığım “ben” sayesinde sorabiliyorum… Ne garip? Hiç yoktan kazandığım “ben”imle kazanamadıklarımın da hakkım olduğunu düşünmeye başlamışım. Tuhaflığa bakın ki, borç aldığım “ben”imle kendimi alacaklı sayıyorum. Asıl sürprizi görmüyorum: “Ben” bana sürprizim. Hiç ummamıştım “ben” diye/bilineceğimi… Hiç beklemiyordum “ben” diyebilenler arasına seçileceğimi… Ben beni “ben” bilmeseydim, ben “ben” olamayışıma ağlayabilecek miydim? Ben şimdi burada soruyorum kendime: “Niye ben?”
Senai DEMİRCİ
April 14
“Kimsesiz kimse yok, herkesin var kimsesi, Kimsesiz kaldım medet ey, kimsesizler kimsesi”
Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allahım! Mahlûkatın adedince, Zatının rızası, arşının ağırlığı ve kelimelerinin mürekkebince Hz. Muhammet (sas) ve O’nun ehli ve ashabı üzerine salat eyle.
Allahım! Senin af ve mağfiretinin dairesi, bizi bela ve musibetlerden uzak tutacak kadar geniştir. Bize rahmetinle muamele buyur Allahım! Gazabından bizi emin kıl Rabbim.
Allahım! Sen’den dünya ve ahirette af ve afiyet diliyoruz. Her türlü semavi ve arzi afet ve belaları üzerimizden uzaklaştırmanı istiyoruz.
Allahım! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hatalarımızı, günahlarımızı bağışla. Bizlere merhamet buyur. Şüphesiz Sen merhametlilerin en merhametlisisin.
Allahım! Kalp katılığından, gafletten, dalaletten, zilletten, miskinlikten, küfürden, fısktan, nankörlükten, riyadan, sadece Sana sığınırız. Sen bizleri koru. Güç yetiremeyeceğimiz bela, fitne ve musibetlerle bizi imtihan eyleme Allahım!
Allahım! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doyma bilmeyen nefisten, yaşarmayan gözden ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırız. Bildiğimiz ve bilmediğimiz şeylerin şerrinden Sen bizleri koru Allahım!
Allahım! İhsan buyurduğun nimetlerini geri almandan, azabının ansızın gelip çatmasından, gazabına sebep olacak şeylerden Sana sığınırız. Bizlere yol göster Allahım!
Allahım! Sana itaat edilir, Sen karşılığını verirsin; Sana isyan edilir, Sen bağışlar ve af edersin, darda kalanlara icabet eder, zararı, sıkıntıyı ortadan kaldırıp, hastalara şifa, dertlilere deva verir, günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin. Sen bizlerin dualarını kabul buyur Allahım!
Allahım! Enkaz altında kalarak, yukarıdan aşağıya yuvarlanarak, suda boğularak ve yanarak ölmekten Sana sığınırız. Sen ölümlerin en güzeli ile bizi huzuruna al Allahım! Ölümümüzü her türlü şerden kurtulup rahata erme vesilesi yap Ya Rabbi!
Allahım! Bizleri Sen’i çok zikreden, Sana çok şükreden, Sen’den çok korkan, Sana çok itaat eden, Sana karşı saygı ile dopdolu olan, ahu efgan edip dua dua yalvaran ve durmadan Sana teveccüh eden kullarından eyle.
Allahım! Acizlikten, üzüntüden, tasa ve kederden, korkaklıktan, başımıza gelenlerden dolayı başkalarının sevinmesinden, kabir azabından, cehennem ateşinden Sana sığınırız. Bizleri kötülüklerin ve kötülerin şerrinden emin eyle.
Allahım! Bizleri verdiğin nimetlerin bereketinden mahrum etme, vermediğin şeylerle de imtihan etme.
Allahım! Sen’den Senin bizi sevmeni, Senin sevdiklerinin sevgisini, bizi Senin sevgine yaklaştıracak amellerin sevgisini, tertemiz bir hayatı, dosdoğru bir ölümü, huzurunda bizi rezil etmeyen, ayıpların sayılıp dökülmediği bir haşr ü neşr istiyoruz.
Allahım! Nimetlerini artır, eksiltme; bizi yücelt, hor ve hakir eyleme, bize lütuflarda bulun, mahrum etme, bizden razı ol ey merhametlilerin en Merhametlisi!
Ya Rabbi! Bizleri yaşadığımız müddetçe dinin üzerine sabit kadem kıl, mizanımızı ağır tut, imanımızı hakiki iman eyle, katındaki derecemizi yücelt, amellerimizi kabul et Allahım!
Allahım! Senin her şeye gücün yeter. Yegane güç ve kuvvet Senin elindedir. Bize acı, bize merhamet ve yardım et Allahım!
Amin! Amin! Amin!
Ahmet Bulut
January 07 MEDİNEYİ AĞLATAN EZAN..
Allah Resûlü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe’nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekr’in başı yerde,
Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.
Buruk yürekler, endişeli bakışlar ve köşelerde sessiz sessiz akıtılan göz yaşları… Tek istenilen şey, bir haber. Habibin sıhhat haberi.
Fakat Alemlerin Rabbi daha fazla uzatmayacaktır dünya gurbetini Habibinin. Ahmedi’nin yüreğini daha üzmeyecektir bu çöllerde. İşte son an… son nefes… ve Habibin dudaklarından dökülen son söz: “Er’rafiku-l a’la! Er’rafiku-l a’la!” “ Yüce dost! Yüce dost!” Kainatın Sevgilisi ulaşıyor dostuna.
Ezan vaktidir. Resûlullah’ın yokluğundaki ilk gecenin sabahı. Bilal elini kulağına götürmek için hazırlanıyor. Mukaddes daveti duyuracak.
Lakin yüreği yanıyor. Yanık sesi, yanık yüreğiyle hepten hüzne bürünmüş başlıyor ezan-ı Muhammedi. Ve tam “Eşhedü enne
Muhammederrasûlullah…” derken bir hıçkırık kopuveriyor Bilal’in ciğerlerinden. Bilal ağlıyor, sahabeler ağlıyor.
Dalga dalga hüznüyle yayılıyor gülbang-ı Ahmedî. Peygamber müezzini ezanı güçlükle bitirebiliyor. Medine… Peygamber şehri. Hiç böyle görmemişti bu şehri Bilal. Her bir taşından göz yaşı damlıyordu sanki. İşte bu sokaklardan
yürümüştü Allah Resûlü. Bu mescitte oturmuştu. Şu kütüktü yaslanıp da hutbe okuduğu. Mübarek ayaklarının değdiği
toprak bu topraktı. O’nun gül kokusu sinmişti bu yerlere. Medine O’nu bulduğu gün can bulmuştu. Ama şimdi o yoktu bu
şehirde. Her zerresine hasretini nakşedip göçüp gitmişti işte.
Bilal Medine’de duramazdı artık. Baktığı her yönde O’nun hatırasının canlandığı, yüreğine hicran ateşleri yağdıran
bu şehirde kalamazdı. Hasretini bağrına basıp Şam’a gitti. Aradan seneler geçti. Medine peygambersiz, ezanlar Bilalsiz
seneler geçti. Halife defalarca Bilal’i Medine’ye çağırdı. Tüm ısrarlara rağmen peygamber müezzini kabul etmedi bu davetleri.
Fakat bir gece Efendimiz (sav) rüyasına geldi Hazret-i Bilal’in. Allah Resûlü (sav) nurlar içinde ona bakıyor, sitemvâri bir
tavırla: “Ne zamandır beldemize uğramaz oldun Ya Bilal!” diyordu. Ertesi sabah Bilal, emri alan asker gibi fırladı. Derhal
Medine yollarına koyuldu. Bilal’in ne sıcakta pişen vücudu ne uzayan yollara bakan gözleri vardı. Hissettiği tek şey kalbindeki
tarifsiz sızıydı. Özleten, ağlatan, yandıran bir sızı.
Günlerce süren yolculuğun ardından Bilal, sevgilisini gömdüğü hicran şehrine ayaklarını basıyordu işte.
Ve o gün Medine bir zamanlar çok iyi tanıdığı bir sesle açıyordu gözlerini sabaha.
Sesi duyan daha iyi işitebilmek için kapılara koşuyordu. Sokaklara dökülen insanlar heyecan içinde birbirlerine tek bir
şeyi haber veriyordu. “Bilal gelmiş! Seneler sonra Bilal Medine’ye dönmüş.”
Kalpler sanki yerinden çıkacaktı. Sokaklarda kadınlar, çocuklar… Medine böyle bir şey görmemişti. Bütün şehir mescide
akıyordu. Onlar bu sesi hep peygamber hayattayken duymuşlardı.
Bu sesi işitip de gittiklerinde mescide Allah Resûlü’nün o mübarek yüzünü görmüşlerdi yıllarca. Peki ya şimdi? İşte bu ses
Bilal’in sesiydi. Yoksa Muhammed Mustafa (sav) , kainatın biricik sevgilisi şimdi de mescitte miydi?
Birisi deseydi ki: “Evet, Peygamberimiz (sav) mescitte, müminleri namaza bekliyor.” Şüphesiz buna inanmayan kalmayacaktı.
Bir anda çağlayan hisler o koskoca hakikati unutturuvermişti. Allah Resûlü artık aralarında yoktu ve dönmesi de mümkün değildi.
İşte o dem herkes koyuverdi kendini. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk herkes herkes ağlıyordu. Her şey ortadaydı. Bu ses
bu semalarda Muhammed Aleyhisselamsızdı. Bilal de yüreğinin yangınlarına su serpiyordu gözyaşlarıyla. O da ağlıyordu. Hıçkırıklara karışan bu ezan bütün Medine’yi ağlatmıştı. Bu Hazret-i Bilal’in okuduğu son ezanı oldu. Şam’a döndükten
bir süre sonra o da Hakk’ın rahmetine ulaştı. August 25
Allahümme inneke afüvvün tuhibbul affe fağfuanna. (.YA RAB sen affedicisin, affetmeyi seversin, ne olur bizleri de affet.)
Hayatla Tabir Edilen Rüya
NİLÜFER, yoğun günün ardından evine, güvenli limanına dönmek üzere vapura binmişti.
Vapurda en çok pervanelerin suları köpüklendirdiği kısımda oturmayı seviyordu. Yine orada kendine
oturacak bir yer buldu. Ne garip şey, limandan geminin ayrılması, karadan uzaklaşıp denizin
bilinmezliğine doğru yol alması, aynen çocukluğun sakin, güvenli limanından; gençliğin, hayatın
bilinmezliğine doğru hareketi gibiydi. Allah'tan bu gemi dönebiliyordu limana. Oysa hayat öyle mi?
Bir kere ayrıldığınız limana bir daha dönemiyorsunuz. “Hayat hep böyle” diye düşündü Nilüfer.
“Ancak hayallerde, hatıralarda geri dönebiliyorsun ayrıldığın limanlara.” Yahya Kemal ne
güzelde anlatmıştı Sessiz Gemi’de:
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden
Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden.
Evet, giden bir daha dönmüyordu. Giden gün bir daha geri gelmiyordu. Hayat bir yolculuktu,
geriye dönülmeyen. Bütün bunlar suyun köpürüp denizi şeffaflaştırdığı gibi Nilüfer'in
hatıralarını da şeffaflaştırdı.Çocuktu, genç olmuştu, şimdi ise orta yaşlı denen kategorideydi.
Neler yaşamıştı neler. Her yılından binler kitap çıkacak kadar çok şeyler. Ve ne çok limana
uğrayıp ayrılmıştı.Erguvanların açıp, bahara göz kırptığı, insanları dışarıya davet ettiği bu
günlerde bir davet daha vardı şehirde. Her yerde afişler asılıydı. Gazetelerde ilânlar.. Evet,
nisan ayının son haftası Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanıyordu; bir hafta yetmiyordu.
İnsanlar neredeyse ayın tamamını Kutlu Doğum Ayı olarak kutluyorlardı. Her yerde
programlar yapılıyor, Peygambere (s.a.v.) dair çok şeyler konuşuluyor, insanlar coşuyor, ağlıyor,
hatırlıyordu o Kutlu Misafiri (s.a.v.)
Bütün bunlar hayatımızın bir rengi gibiydi. Renkten öte geçiyor muydu peki? Bu soruyu
“bilmiyorum” diye yanıtladı Nilüfer. Hayatta bir şeyi değiştirmek zordu. Değiştirmek için çok ihtiyaç
hissetmek ve cehd göstermek gerekiyordu. Bütün bu programlarla insanlar yapmaları gerekeni
hatırlıyorlardı. Ama ne hazindir; dünyanın çağrısı daha kuvvetli ve cazipti. Bir ayda hatırlanan,
hemen o cazibenin arkasından kayboluyordu. Hatırlamak önemliydi; hem hayatımıza yön v
erenleri, hem de yaşadıklarımızı. Kendimize çeki düzen vermemize katkısı vardı tabii.
Nilüfer vapur limandan uzaklaştıkça, çocukluk yıllarına daha bir yakınlaştı hafızasında. Yıllar
önceydi. Herhalde ortaokula gittiği yıllardı. Evinden uzaklarda, yatılı bir okulda okuyordu.
Kalabalık içinde nasıl yalnız kalınır, yalnızlık nasıl insanı boğar, bunu öğrendiği yıllardı.
Bir rüya görmüştü. Rüyasında, okuduğu okulun kantininde bir masa vardı. Masanın
üzerinde belli ki çok garip şeyler yapılmıştı. Masa, kandan ve kesik izlerinden çürümeye
yüz tutmuştu. Orada birisi Nilüfer’e “Burada Peygamber’i (s.a.v.) katlettiler, bizi de
katlederler mi acaba?” deyince Nilüfer, sapsarı kesilmişti. Korkudan kaçmıştı oradan.
Kaçarken bir kuyuya düşmüştü. Dehşet içindeyken birden dehşeti, ünsiyete dönüşmüştü.
Kuyunun içi aydınlıktı. Bir göl gibiydi. Öyle bir göl ki etrafında kırmızı, pembe, mor cam güzelleri
vardı. Salkım söğütler gölde kendilerini seyredercesine eğilmişlerdi göle. Nilüfer şaşırdı
şaşırmasına, ama çok da sevindi. Yüzüyor ve kendini çok emin hissediyordu. Uyandığında, rüyaya bir
anlam veremedi. Kimseye de söyleyemedi, lâkin unutmadı da.
Nilüfer hafızasında yaptığı yolculuktan tekrar şimdiye dönünce “Ne garip, rüyayı hayatım tabir
etti” diye düşündü. O yıllarda Rasulullah (s.a.v.) kim, bilmiyordu tam olarak. Sadece annesinin bir
şeye başlarken “Yâ Allah! Ya Muhammed! Yâ Ali!” deyişinden dolayı biliyordu Muhammed ismini.
Sadece Peygamber olduğunu, daha fazlası değil. O’nun (s.a.v.) âlemlere rahmet olduğunu, o
rahmetin kendine de değeceğinden, yağdığından haberi yoktu henüz.
Evet, orada, o masada katledilen Rasullullah değildi elbette, ama O’nun (s.a.v.) sünneti, bize
yol göstericiliğiydi. Hayatımızdan sinsice çıkarılışı bizim hayatlarımızın hayatının kesintiye uğratılmasıydı.
Kuyu ise zahirde kuyuydu ve Nilüfer’in o küçük yaşında dinin emrine girişin hapse giriş
zannedilişini remzediyordu. Zahiren anne ve babasından uzaklaşmanın, toplumda ayıplanmanın,
garip görülmenin, ikinci sınıf vatandaş sayılmanın karanlık kuyusuna dalmış gibiydi. Ama o “kuyu”da
öyle bir nur bulmuştu ki, bütün karanlıklarına galip gelmişti, dünyası nurlanmıştı.
Allah Resulü’nün sünnetini bulmuş, getirdiği Kur’ân’a yol bulup oradan Rabbine ulaşmıştı. Bütün bu
hayat serüveni ne acayipti ve ne güzeldi. Sanki bir rahmet bulutu, Nilüfer’i kanatlarının altına
almış, sonsuzluğa açılan bir yolda Rabbinin huzuruna taşımıştı.
Evet, Rasulullah (s.a.v.) hem âlemlere rahmetti, hem de rauf ve rahimdi. Gönderen, onu öyle
tarif ediyordu. Nilüfer'in gözleri doldu, ağlıyordu; hem de Rasulullah'a sesleniyordu içinden:
“Yâ Rasulallah, şimdi tüm hayatım için şükür hisleriyle doluyum. Seni bana tanıtan, Seni “âlemlere
rahmet” olarak yağdıran, o rahmeti bana da ulaştıran Rabbime şükrediyorum. Senin
getirdiğin hükümlerle yaşamaya çalışıyorum. Ama ne yaman bir çelişki ki; senin sünnetinle
yaşamaya çalışanlar garip bu dünyada. Senin de söylediğin gibi “Bu din garip geldi, garip
devam edecek ve garip olarak gidecek.”
Sana uyduklarını söyleyenlerin yanında bile garip kaldık zaman zaman. Dünya çok kirlendi.
Senin nuruna muhtaç. Yol göstericiliğine, müjdene muhtaç. Yâ Rasulallah öyle muhtacız ki sana.
Ümmetin paramparça, senin birleştiriciliğine muhtaç. Senin getirdiğin ve söylediğin “Müminler ancak
kardeştirler” âyetinin hükmüne muhtacız. Birbirimizi kardeş görmekten öyle uzaklaştık ve
uzaklaştırıldık ki!Bir seslensen yetecek sanki: “Ey Müminler! Toparlanın, toparlanın ki
çiğnetmeyin sünnetimi, getirdiğim hükümleri, hakikatleri.” Aslında sesleniyorsun, Kur’ân elimizde.
Sünnetlerini yarım yamalak da olsa biliyoruz. Ama ne çare ki bilmek yetmiyor. Yaşamak,
bildiğimizle hallenmek, halimizi ihlasla devam ettirmek gerekiyor.
Himmetini istiyoruz yâ Rasulallah! Duanı talep ediyoruz, tâ ki paramparça olmuş dünyamız
bir düzen bulsun, ruhumuza sekine insin. Senin sünnetini yaşayalım. Seninle yaşayalım. Ta ki
sana benzeyelim ve felâh bulalım. Her muhtaç gibi, bende sesleniyorum sana:
“Yetiş yâ Rasullallah!” “Himmet et yâ Habiballah!” “Sözümüzü, özümüzü Hakka eriştirelim
seninle yâ Eminevahyillah.”Vapur limana ulaşmıştı. Nilüfer sessiz dualarına “amin” deyip,
gözlerini sildi. Vapurdan indi. Sekine inen ruhuyla birlikte, evinin yolunu tuttu. Dualar ona
doğruydu. Yollar ona akıyordu. Hayat O’nun (a.s.m) yol göstericiliğiyle anlam buluyordu.
Nilüfer bu hakikati hücrelerinde hissediyordu.
November 23
|
Kalbimizin Duası...
Allah'ım Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden
tutmanın sırlarını öğret, Ya Rabbi!
Allah’ım! Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,
salgın ve saygın birhastalığa dönüştür, Ya Rabbi!
Allah’ım! Bizleri dünlerde kaybolmaktan muhafaza eyle,
yarına kalabilenlerden eyle,Ya Rabbi!
Allah’ım! Dinimizi dünyanın mehri yapmaktan, acıkınca da
inançlarımızı yemekten cümlemizi muhafaza eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! Beni, beni benim önüme engel olmaktan, Beni, benim hayatımın kemirgeni olmaktan, Beni, bana yalan söylemekten muhafaza eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! Bakışımızı ibret, Sukutumuzu hikmet, Konuşmamızı sanat ve marifete dönüştür, Ya Rabbi!
Allah’ım! Boşa bakanlardan, Boşa susanlardan, Boşa konuşanlardan eyleme, Ya Rabbi!
Allah’ım! Zenginlerimizi hamiyetsiz, Fakirlerimizi gayretsiz, Alimlerimizi amelsiz, İdarecilerimizi adaletsiz bırakma, Ya Rabbi!
Allah’ım! Kandillerimizi hakiki kandil, Düğünlerimizi hakiki düğün, Bayramlarımızı hakiki bayram eyle Ya rabbi!
Allah’ım! Cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz ikinci kurtuluş savaşımızda bizleri mansur ve muzaffer eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! Milletimizi,idarecilerimizin önüne engel olmaktan, İdarecilerimizi de milletimizin önüne engel olmaktan muhafaza eyle ya Rabbi! Bizlere devlet-millet bütünlüğüne ulaşmamızı nasip eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini, Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır ya Rabbi! Allah’ım! Her sabah, güneşi üzerimize yeniden ışıklandırıp
günümüzü pırıl pırıl aydınlattığıngibi,
Her sabah, içimizdeki güneşi de, yeni ümitler, yeni hedefler ve yeni heyecanlarla üzerimize ışıklandır,Ya Rabbi!
Allah’ım! Bizlere ilim açlığı ihsan buyur Ya Rabbi! Suya,ekmeğe olan iştahımız gibi, kıyamete kadar kapanmayan bir kitap okuma iştahı ihsan buyur, Ya Rabbi!
Allah’ım! Hayatımızın her anında, namazda gibi, ilahi huzurda olduğumuz bilincinden ayırma, Ya Rabbi!
Allah’ım! Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız, cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma, Ya Rabbi!
Allah’ım! Çalışmalarımızı bir ibadet bilinci ve ibadet huzuru içinde yapmayı nasip eyle,Ya Rabbi!
Allah’ım! Bizlere her daim, hem kavli, hem de fiili dua yapmayı nasip eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,kapasite israfının şerrinden de sana sığınıyoruz, bizleri muhafaza eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! Sistematik çalışmayı; en büyük zevkimiz, en tatlı lezzetimiz, en birinci yaşam ilkemiz haline getir Ya Rabbi!
Allah’ım! Önce Hak’tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle, Ya Rabbi!
AMİNNNNN AMİNNNNN AMİNNNNN
|
ÖZLÜ BİR DUA
Ya Rabbi!
Eğer imanıma bir şüphe girmiş ben de ondan tövbe etmemişsem
ihlasla derim ki : Allah'tan başka yaratıcı yok,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer bilmeden Müslümanlığıma küfür karıştırmışsam, derim ki: Allah birdir,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer Allah'ı birlememe şirk girmişse, ben de bunun farkında değilsem ihlasla derim ki
: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer bilmeden seni tanımamda yanlışım varsa derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer bilmeden amelime riya ve kendimi beğenme duyguları karışmışsa derim ki:
Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer farkında olmadan kalbime küçük ve büyük günahların fitnesi girmişse
derim ki: Allah bir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
İmanımı gönülden tazeleyerek, ihlasla derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ey diri olan!
Ey ebedi var olan!
Ey izzet ve ikram sahibi olan!
Ey gücün, şerefin ve büyüklüğün sahibi olan Allah'ım!
Halimi düzelt, işlerimi güzelleştir, beni bela ve fakirliğin acılarından koru,
düşmanların şerrinden, şeytanın aldatmasından, nefsin arzularından,
saptıranların saptırmasından beni koru ey Rabbim!
Ya Rabbi!
Beni çok ibadet eden salihlerden ve şükreden zenginlerden
eyle… dini ve dünyevi bütün işlerimi düzene koy.
Hayırlı nimetlerimi sonuna erdir.
Ya Rabbi!
Ömrümün son zamanlarında, ölüm anında kalbimi ve dilimi imanla doldur
. Bana son anda; şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun elçisidir demeyi nasip et.
Beden ve ruhla göklere yükselmek
Peygamberimizin sözleriyle temizlenmek Kırkından sonra azınca! Üç Aylara Girdik ,Hayırlı Olsun Uydurma rivayetlerdeki kadın ve önder kadınlar (3) Uydurma rivayetlerdeki kadın (2) Uydurma rivayetlerdeki kadın (1) Malımız Karun kadar olsa! Malımız Karun kadar olsa! Kılıç öldürür, söz yaşatır! (29 Mayıs hatırasına)
  
Mirac gecesi namazi:
Receb-i Serifin 27 inci gecesi'ne musadif olan mubarek Leyle-i Mirac'da 12 rekat nafile namaz kilinmasi mustahsen gorulmustur.Her rekat'da Fatiha-i Serifeden sonra baska bir sure okuyacak 2 rekat'da bir selam vermeli ve sonra
100 kere"Subhanallahi velhamdulillahi ve lailahe illallahu vallahu ekber"
100 kere istigfar ederek"Estagfirullah el azim"
100 kere Nebiyy-i Ekrem -sallalahu aleyhi ve sellem- Efendimize salat ve selam gondermelidir
"Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin
ve ala alihi ve sahbihi ve barik ve sellim"
Gunduzunde'de oruclu bulunmalidir.Masiyete dair olmaksizin yapilacak her duanin kabulu inayeti ilahiy DUALAR VE ZIKIRLER ( MAHMUD SAMI Ramazanoglu )
Saban-i Serif dualari:
Gunde en az 100 defa
10 gun "ya Latif celle Sanuhu"
10 gun "ya Rezzak celle Sanuhu"
10 gun "ya Aziz celle Sanuhu"
Ayrica Receb ayinin birinden itibaren Ramazan-i Serif'in sonuna kadar her gun 1000 kelime-i tevhid okumalidir.
|
Miraç nasıl oldu?
Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ'ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu. Bir rivayette Hz. İsa'nın doğduğu yer olan Betlaham'a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.
Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.
Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü'l-müntehâ'ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret etti. Hz. Cebrail'in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.
Süleyman Çelebi'nin dediği gibi “Aşikâre gördü Rabbü'l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti” İnşaallah...Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı., “Allah ümmetine neyi farz kıldı?” diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam “50 vakit namaz” buyurdu.
Hz. Musa'nın, “Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez” demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.
Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail'in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke'ye döndü.
Sabah olunca Kabe'nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.
Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraça çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs'e, Mescid-i Aksâ'ya uğradığınıanlatınca Kureyşliler,
“Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?” diye itiraz ettiler, ardından da Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar, “Mescid-i Aksâ'yı bize anlatır mısın?” diye Peygamberimize soru yönelttiler.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı: “Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım.
Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim.
Derken Cenab-ı Hak birden Beytü'l-Makdis'i bana gösterdi.
Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim.
Hatta bana, ‘Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?’ diye sordular.
Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü'l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.”
Bunun üzerine müşrikler: “Vallahi dos doğru tarif ettin” dediler, ama yine de iman etmediler. O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler.
Hz. Ebû Bekir, “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir “Sıddîk, tereddütsüz inanan” ünvanını aldı. |


Şeytani kahreden DUA
 Şeytan genç evliyalardan birine görünüp söyle dedi: “Ben seni yanına geldiğim vakit deve gibiydim. Beni dinlemeyip onu okuduğun için beni serçeye cevirdin.” Yüksek tabaka evliyalardan Muhammed b. Vasi Hazretleri bu duayı okurlardı:

Allâhümme inneke sellatte aleynâ adüvven basıyran bi uyûbinâ ve kabiylühû min haysü lâ nerâhüm. Allâhümme fâyishü minnâ ke mâ âyestehû min rahmetike ve kannıthü minnâ kemâ kannattahû min afvike ve bâıd beynenâ kemâ bâadte beynehû ve beyne rahmetik, inneke allâ külli şey´in kadiyr.

Manası: Ya Rabbi! Şeytan denilen düşmanı başımıza musallat ettin. Biz onu göremediğimiz halde, o bizi görüyor. Ya Rabbi! O kafire rahmetinden ümit kestirdiğin gibi bizden de ümidini kestir. Ya Rabbi! Affından onu mahrum ettiğin gibi bizden de mahrum et. Ya Rabbi! Onu rahmetinden uzaklaştırdığın gibi bizden de o kadar uzaklaştır. Ya Rabbi! Sen her şeye kadirsin.

Bu zat bu duayı okuduğu için şeytan yanına yaklaşamazdı. Bir gün şeytan önüne çıktı. Beni tanıyor musun? Hayır. Ben şeytanim, sana rica ediyorum. Katiyyen yanına yaklaşmayacağım. Sakin bu duayı kimseye öğretme. Bunun üzerine o zat: Ey melun! Bundan sonra bu duayı daha çok okuyup herkese de öğreteceğim, dedi. Bu dua çok tesirlidir. Okunduğu vakit şeytanin belini kırar.
SELAM VE DUA İLE....

Allah'ın aşkıyla yan bu gece, Mevlana gibi dön bu gece, secdeye
varıp huzura erince, şu fakiride an bu gece. SELAM VE DUA İLE HAYIRLI KANDİLLER...
Sana bir dua eden olsun Sen birine dua et! Duasız üşür yürekler...
Biliyor musun?.. Başkasına dua ettiğinde, aslında sen kendine dua ediyorsun! Ne kadar çok kimse için dua edersen, o kadar çok KAZANIYOR
YA DA KAYBEDIYORSUN!
Çünkü melekler, Duan, rahmet ve hayr ise: " Bir misli de sana olsun, amin", Duan zulmet ve ser ise: " Bir misli de sana olsun, amin" derler...
Dua: içimizle muhasebe olunacağımız bir SIR dır.. Bir ayna gibidir tıpkı, içimizi yansıtır bize… Rabb'e sunulan bir arzuhaldir dua, geri döner bize o kapılardan yüreğimizce.. Hep hayra dua edenlerin, maddeten ve manen hayirlara ermesi, þerre dua edenlerinse, rahmetten mahrum kalması bundandır iste..
Duasız üşür yürekler bil!.. Sana bir dua eden olsun Sen birine dua et!
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan, sana ummadık kapılar açan.. Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...
Hiç üşümesin yüreklerimiz için, Dualarda buluşalım...

EBUL VEFA HZ.'NİN DUASI
Ya Allah! Dünya ve ahirette karşılaşacağım her bir korku için 'lailaheillallah' ı, Her keder ve üzüntü için 'maşa'allah'ı, Her bir nimet için 'elhamdulillah'ı, Hayret verici her şey için 'subhanallah'ı, Her bir günah için 'estağfirullah'ı, Her darlık için 'hasbiyallah'ı, Her musibet için 'inna lillahi ve inna ileyhi raciun'u, Her bir kaza ve kader için 'tevekkeltu alellah'ı Her bir itaat ve isyan hareketi için 'la havle vela guvvete illa billahil aliyyul aziim'i, hazırladım. Ey Rabbım! Bize arttır da eksiltme, bizi şereflendir de hor ve hakir kılma, bize ver de mahrum bırakma, bizi seç de üzerimize ihtiyar etme. Bizden razı oluver bizden kabul eyle. Ey Kerem sahibi! Ey esirgeyenlerin en merhametlisi! Duamı kabul eyle. Hamd alemlerin Rabbın'a mahsustur.

SIKINTI SIRASINDA OKUNACAK DUA
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sıkıntı ve meşakkat olduğunda şu zikri yapardı: "Halim, Kerim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Ben azametli Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih(noksanlıklardan tenzih) ederim. Ben yedi göğü Rabbı ve güzel Arş'ın Rabbı olan Allah'ı tesbih ederim."
YATAĞA UZANIRKEN
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yatağına girdiği zaman elini (sağ elini) yanağının altına kordu. Sonra şöyle buyururdu: "Allahumme kıni azabeke yevme teb'asu ibadeke" "Allahım! Kullarını dirilteceği gün beni azabından koru"
SIKINTILARA KARŞI OKUNACAK DUA
Esirgeyen ve bağışlayan. Ey esirgeyen, bağışlayan, koruyan ve seven Allah'ım. Bütün mahlûkatın kalplerini bana doğru çevir. Ey Cebrail, bütün ruhani , ulvi ve sufli tabakasının Rahman ve Rahim olan Allah'ın hakkı için onlara ,işittir ve itaat ettir. Rauf ve Atuf hakkı hürmetine, Melik hakkı hürmetine, arşı ala hakkı hürmetine duamızı kabul et ve bütün yaratılmışların kalplerini bana çevir.
İMAM-I AZAM'IN DUASI
O yüceler yücesine isyan ettim. Günahlar içine düştüm. Biliyorum yapmamam
gerekirdi. O gerçek bir sahiptir. O terbiye edendir. O çok merhametli olandır. O bağışlayandır. Allah her şeye gücü yetendir ve kul muhtaç oldukça çokça verendir.
Ey Mennan olan Rabbim! İstemeden de veren sensin, kul sıkışmasa da veren sensin.
Ey beni yaratan! Bak senin için gözlerim yaşarıyor. Senin için ağlıyorum. Sen de
tevbemi kabul et. Hatalarımı bağışla. Ya Rabbi… isyanımla, nefsime mağlup
oldum. Bilemiyorum ki bunun sonunda kurtulacak mıyım? Yoksa helak mı
olacağım? Evet evet günahlarım günden güne artıyor. Diğer yandan ömrüm
günden güne azalıyor… farkındayım. Sana yöneldim. Allah'ım! İşte şimdi ölüm
yatağında insanların önünde uzanmışım. Bu zayıf kuluna merhamet et, Ey
Merhamet edicilerin Sahibi!
ÖZLÜ BİR DUA
Ya Rabbi! Eğer imanıma bir şüphe girmiş ben de ondan tövbe etmemişsem ihlasla derim ki : Allah'tan başka yaratıcı yok, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi! Eğer bilmeden Müslümanlığıma küfür karıştırmışsam, derim ki: Allah birdir,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi! Eğer Allah'ı birlememe şirk girmişse, ben de bunun farkında değilsem ihlasla
derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi! Eğer bilmeden seni tanımamda yanlışım varsa derim ki: Allah'tan başka ilah
yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi! Eğer bilmeden amelime riya ve kendimi beğenme duyguları karışmışsa
derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi! Eğer farkında olmadan kalbime küçük ve büyük günahların fitnesi girmişse
derim ki: Allah bir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi! İmanımı gönülden tazeleyerek, ihlasla derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur,
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür. Ey diri olan! Ey ebedi var olan! Ey izzet ve ikram sahibi olan! Ey gücün, şerefin ve büyüklüğün sahibi olan Allah'ım! Halimi düzelt, işlerimi güzelleştir, beni bela ve fakirliğin acılarından koru,
düşmanların şerrinden, şeytanın aldatmasından, nefsin arzularından, saptıranların saptırmasından beni koru ey Rabbim!
Ya Rabbi! Beni çok ibadet eden salihlerden ve şükreden zenginlerden eyle… dini ve
dünyevi bütün işlerimi düzene koy. Hayırlı nimetlerimi sonuna erdir.
Ya Rabbi! Ömrümün son zamanlarında, ölüm anında kalbimi ve dilimi imanla doldur. Bana
son anda; şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki, Hz.
Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun elçisidir demeyi nasip et.
İNŞALLAH ALLAHA EMANET OLUN

| March 22
AŞK DUASI
Rabbim Bir insan koy kalbime Ama o insan senin de sevdigin olsun
Ve bana öyle bir insan sevdir ki O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun. Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce Onunla bulusmus olan sen olasin
Onunla el ele tutustugumuzda Ikimizin uzerinde Senin elin olsun
Bana öyle gözler göster ki Ben o gözlerden sana bakayim Bana öyle bir sevgili ver ki O gözler cennete acilan iki pencere olsun
Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim
Oyle bir sevgili verki bana Ona sarildigimda kainat bize baksin Birbirine sarilsin Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin Bize bakip seytan Adem'e secde etsin Günah sevap ugruna kendini feda etsin Olüler birer birer uyansin sevgimizle
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim! Sevgimizde Muhammed sevilsin Oyle sevelimki birbirimizi Hz. Hatice göklerden bize seslensin Ve desin ki;
"Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde... bizde onlardayiz. Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde.. Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..
ASK DUASI....


Ak sütünden bir ırmak akıyor gençliğime doğru Doymadım, doyamadım anne…. Yaşın almış başını gidiyor ömrüme doğru, Sormadım, soramadım anne…
Mevsimleri getirsem kucağına Yıldızları sersem de ayaklarına Yetmez, yetemez ki anne Anladım ki en güzel bahar sensin Anladım ki en büyük sevgi sensin Güller, laleler, leylaklardan da güzelsin Bin bir renkli çiçekten de özelsin Binbir tatlı baldan da tatlısın anne Hiç bitmeyen mutluluk sendedir Bakışlarında bir dünya eriyor anne Gözlerin ki… o en büyük cehverin
Canım, cananım, can hanım annem.
En güzel dua senin duandır En güzel mevsim bakışlarındadır, En güzel gül gözlerinin içinde En güzel şiir sana yazılan şiirdir anne En güzel aşk senin aşkındır En güzel akşam dizlerinde uyuduğum akşamdır En güzel rüya seni gördüğüm rüyadır, En güzel sabah uyanırken seni görmektir En güzel cennet senin olduğun yerdir .....ve sonsuz dualarım hep sanadır anne.
Yüreğin bir atom misali, Her zerresinde sevgi saçar gönlüme Gönlün bir kırçiçeği kadar hafif anne İçinde umutlar yeşerir tane tane Ellerin öyle sıcak, öyle yumuşak ki anne, Kuzey kutbunda bile ısıtır tenimi Benim canım, cananım, can hanım annem Senin anlatmanın tarifi mümkün olsaydı keşke Gecelerini uykusuz bıraktığım için, bağışla beni. Dokuz ay dünyanda barındığım için, helal et hakkını
Ak sütünden bir ırmak akıyor gençliğime doğru Doymadım, doyamadım anne… Yaşın almış başını gidiyor ömrüme doğru, Sormadım, soramadım anne… Bıktım anne karşılıksız sevgililerden, En güzel şiiri sana yazamadığım için bağışla Utanıyorum şairliğimden! ..
Saçlarına aklar düşmüş, dayanamam Gözlerine buğular çökmüş, kıyamam İçimde senin sevgin doyamıyorum Dünyada emsalin yok, bulamıyorum Yazamadığım en şirin, en tatlı şiirsin anne, Bildiğim en iyi arkadaşsın Tanıdığım en sadık dostsun Doyamadığım en şirin, en tatlı şey Senin şevkatindir anne...
Yok anne yok! Bilemedim kıymetini, bilemedim değerini Bir şans daha ver Yeniden doğur beni...

Allah, er-Rahmân, er-Rahîm, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli, el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi', el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi', en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Esselatü vesselamü aleyke ya RASULALLAH Esselatü vesselamü aleyke ya HABİBALLAH Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel evveline vel'ahirin,
Veselamün alel mürselin.
Rahman'ın günahkar,aciz,gafil,gözü yaşlı kulundan mektup.
Sana mektup yazmak ha!..Sana seslenebilmek, Sana hasret çekemeden, Sana layıkıyla ümmet olamadan Günahlarımla seni üzerek,Yaratılan her zerrenin senin aşkınla yandığını idrak edemeden,utanmadan sıkılmadan sana mektup yazmak ha!... Affet YA RASULLALLAH(sav). Affet sultanım. Cüretimi bağışla. Bir gün seni özlemiş,sana olan hasretiyle yanmış tutuşmuş bir güzel kul tanıdım,yemek ikram etmişlerdi ona.Rabbim'in nimetlerine hamdederek başladı.Yüzündeki o parlaklık ne güzeldi. Ama gözlerinin altındaki kızarıklık,alnındaki kıvrımlar, sakalındaki bembeyaz kıllar,şakaklarına yağan karlar bir şeyler haykırıyordu YA RASULLALLAH.
Ümmetinden bir kul,Rahmanın güzel bir kulu.Gülüyordu çehresi, Nur saçıyordu. Yemek yiyorduk hep beraber,çok lezzetliydi.Dudaklarında daima bir kıpırdanma vardı, yemek yerken zorlanıyor zor yutkunuyordu,dertli kul.Yüzüne her bakışımda gözlerinin daima artan ışıltısı dikkatimi çekti.Ve birden ak düşmüş sakallarına doğru iki damla gözyaşnı yolculuğa çıkardı.Ağlıyordu ihtiyar amca, gözyaşlarını saklama ihtiyacı hissediyordu.Ama gözleri coşmuştu bir kere, yemeği bırakıp yanına oturdum. Amca dedim: -Rahatsız mısınız? Birşeyiniz mi var? -Hayır evladım iyiyim sağol!dedi. -Peki amca, niye ağlıyorsun?dedim. -Peygamberimiz (sav)aklıma geldi birden. Onu düşündüm ve ağlayıverdim kusura bakma.
Gözünün yaşını sildi,Elhamdülillah dedikten sonra çekildi sofradan. Kenarda bucakta bir yere oturdu, elinin tersiyle gözlerini siliyor ve cebindeki mendilini arıyordu. Ben de kalktım sofradan yeni demlenmiş çaydan getirdim ihtiyar amcama.Çayı karıştırırken elleri titriyor ve dudakları büzülüyordu.Mendiliyle tekrar sildi gözlerini.Çayını içti ve Rabbim'in selamı ile müsaade isteyerek ayrıldı yanımızdan. Düşünce idrakini yitirmiş bir hal içinde düşünüyordum. Adamcağız yemek yerken seni anıyor ve ağlıyordu YA RASULLALLAH(sav). Sana yakın olmanın verdiği coşkuydu gözyaşları.
Senin ümmetinden bir kul.Nasıl oluyorda seni görmeden, kokunu almadan,mübarek ellerini öpmeden sanki yanıbaşındaymışın gibi seninle yaşıyor. Ben de anlamalıydım,çözmeliydim bu sırrı.... Seni YA RASULLALLAH(sav) evet seni tanımam,bilmem gerekiyordu. Ashab!ı Kiram efendilerimizin hayatından başladım işe. Onların hayatlarını okuyarak sana ulaşmalıydım YA RASULLALLAH (sav), okudum. Ebu Bekir Sıddık ,Ali bin Ebu Talip,Hz. Ömer Hz. Osman,Hz. Talha,Hz. Bilal,Sad bin Ebi Vakkas,Hz. Hamza,Abdullah bin Revaha,Ebu Hureyre,Muaz bin Cebel... Hepsini okudum YA RASULLALLAH(sav). Şimdi seni okuyorum. Halık'ı zül celal Rabbim'in sevgilisi,biricik kulu.Senin nurunun hürmetine varolan ben seni arıyorum Ya RASULLALLAH(sav). Ömrümün sonuna kadar her nerede ve ne zaman olursa olsun seni hakkıyla tanıyamayacağımı biliyorum.Ben senin deven Kusva'ya aşık oldum efendim.Dayandığın hurma kütüğünün yerinde olabilmek için bin canım olsun feda ederdim.Yeter ki inleyeyim,sen beni okşarsın susarım. Yanımdan ayrılırsan tekrar inlerim YA RASULLALLAH(sav).
Ebu Hureyre(ra) sıcak bir günün öyle vaktinde evinden çıkıp mescide gelmişti. Sende oradaydın YA RASULLALLAH(sav) Açlıktan evinde duramayıp mescidine sana koşmuşlardı. Sen de aç idin. Günlerdir bir şey yememiş açlıktan zayıf düşmüştünüz. Hendek günü karnına iki taş bağlayan da sendin YA RASULLALLAH(sav). Bir deri parçasını temizleyip kızarttıktan sonra açlığını dindiren Sad bin Ebi Vakkas (ra) değilmiydi EFENDİM.Bir hurma tanesini annesine saklayan Ebu Hureyre değil miydi?Bir avuç arpa ekmeğiyle yetinen HABİBULLAH sendin efendim..
Ya ben midemin doluluğunun sarhoşluğuyla seni unutan ben değil miyim. Abdullah bin Revaha (ra) gibi elimdeki kemik parçasını fırlatıp ''ben hala bu dünyada yaşıyor muyum?''diyebilirmiyim?Senin ölümünle Hz.Bilal(ra) susmuştu.Bir daha ezan okumayacaktı.Kızgın çölde kayaların altında inlerken EHAD,EHAD diyerek senin nurunu görmüyor muydu YA RASULLALLAH(sav).
Sana nasıl kavuşacağız bilemiyorum.Günahlarımın derdiyle,hasretinin yangınıyla,Aşkının ateşiyle,sana ümmet olmanın sevinciyle arz ediyorum halimi. Sana gelmek var ölmeden önce, Şehrinde narına yanıp kül olmak var.Sana geldikten sonra bir daha dönmemek olsa (inşallah) yanında kalsam,ayak bastığın yerlere gömülsem. Kıyamete kadar yanında olsam.Toprağın altında dahi alırım kokunu YA RASULLALLAH(sav).
VE ÖLÜM...
Nikah saati :RABBİME ve SANA yolculuk.Tahta arabanın içinde keyifli seyahat.... Ölmeyi bilene kutlu olsun. EY DÜNYA!... Anlat şimdi ayrılık acısını,Peygamber sana veda ederken çektiğin acıyı anlat.Bağır, durma, Haykır: VAĞLEMU ENNE FİKUM RASULLALLAH de... O'nun vefat ettiği gün.Söyle ey dünya ne haldeydin.Her zerre O'nun ölümüyle yok olmak isterken sen nasıl raksettin.Yine sabahları güneşi davettin.Karanlığı nasıl kovdun.Söyleeeee...
Her gün raksedip dönmektesin değil mi ey dünya. Kainatta yalnız sen ONA kucak açtın,bu mutluluk senin değil mi. Güneş bile kıskanır seni ALLAH'ın Habibi yaşadı üzerinde. Ne kadar bahtiyardın o devirde varlığının şükrünü eda ediyordun. Denizlerin bir ayrı güzeldi O varken. Suların daha bir tatlıydı. Ağaçlar,dağlar ,ovalar,bitkiler, kuşlar ve sen ey dünya ne kadar mutluydunuz. Ama o gün:RABBİM (c.c.) çağırıyordu Habib'ini. Rabbim'in emriyle Cebrail yanına geldi YA RASULLALLAH(sav),Azrail (a.s.) kapıda senden izin bekliyordu. Kisra nın sarayını aydınlatan nurunla gelecektin. Sessizlik acımasız ve dert yüklüydü, Aniden peygamberin dudakları kıpırdadı, YÜCE DOSTA ,REFİK'İ ALA'YA PEYGAMBER vefat etti.
Usame seferden döndü,zafer müjdesiyle kavuşacaktı sana. Abi bin Ebu Talib'in dizine başını dayamıştın. Ölüm bile sana o kadar yakışmıştı ki, VUSLAT seninle güzel oldu. Kusva gözyaşlarıyla inlemekteydi. Hz. Ebu Bekir(ra.)geldi seni öptü öptü öptü.... Yokluğun acısıyla yanan gönüller, kardeşlerin, Seni çok özlediler Ya Rasullallah(sav) Ben de özledim seni....
"Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız. Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz."
Salat-i Tefriciye
Bir kimse, cok önemli bir isinin veya önemli bir dileginin gerceklesmesini, ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanin üzerinden cekilip gitmesi (kalkmasi) icin, “Salat-i Tefriciye”yi 4444 defa okuyup, bu mubarek Salatu Selam ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hic süphe ve tereddüt yoktur ki, Yüce Allah, o kulunun istek ve muradinin olmasi icin hayrli bir kapi acar, hayrli bir sebep yaratir ve ona muradini verir .”
Bismillahirrahmanirrahim Allâhümme salli salâten kâmilaten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezi tenhallü bihil’ukadü, ve tenfericü bihil’kürabü, vetükdâ bihil’havâicü, ve tünâlü bihir’regâibü, ve hüsnül’havâtimi, ve yüsteskal’gamâmü bivechihil’ke’imi ve alâ âlihi ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin biaded-i külli mâlûmin lek
Rahman ve Rahim olan Allah’in adiyla. Ey Rabbim! Senden yardim istiyorum, sana tevekkül ediyorum, benim isimin zorlugunu azalt! Seferimin mesakkatini kolaylasdir ve beni hayrla riziklandir. Benden her türlü serri defet. Sadrima insirah ver.Isimi kolaylasdir, dilimdeki dügümü cöz. Ey Rabbim, kendimi, dinimi, ehlimi, malimi, akrabami ve seninle benim aramda ahiret ve dünyaya müteallik ne varsa cümlesine seni birakiyorum ve sana emanet ediyorum. Bizim hepimizi her türlü kötülükten ve üzücü seylerden muhafaza et! Ey kerem sahibi Rabbim! Beni ve benim beraberimdekileri muhafaza et! Beni ve beraberimdekileri selamette kil, beni ve beraberimdekileri menzilimize ulastir ey Rabbim! Ey Rabbim! Sana tevbe etdim, Sana sarildim, takvayi bana azik olarak ver, günahimi magfiret et, her nereye yönelirsem beni hayra yönelt.
Download Linki : http://www.why-islam.net/download/tefriciye.zip Salat-i Tefriciye okuma, ezberleme ve Hesaplama Programi
Bu program ile Salat-ı Tefriciyeyi okuyabilir, dinleyebilir ve kaçıncı sırada kaldığınızı kaydedebilirsiniz.
| March 21
GÜLCEM'E HOŞGELDİNİZ.
UMUT IŞIĞINIZ SÖNMESİN...
SAYFAYININ TAMAMINDA VE BÖLÜMLERDE GEZERSENİZ SEVİNİRİM GÜLCE.
GÜLCE GÜLÜŞLER YAŞAMINIZA DOLSUN....
Sevgili Peygamberim
Seni gerçekten anlayamadık...Anlasaydık ümmetsiz bırakmazdık seni. ‘İslam dünyası diye bir şey yok’ tespiti kalplerimizi yerinden sökerdi. Sen ki ümmetini bir bedenin uzuvlarına benzetmiştin, Filistin yara olurdu içimizde... Irak’ta onuruyla oynananlarımız için ağlardık. Endonezya’da, Keşmir’de, Çeçenistan’da olanlar canımızı yakardı. Nefret olmazdı tepkimiz. Seni anlayabilmiş olsaydık bunları yapanların hali de üzerdi bizi. Sana ümmet olabilecekken düşman olanlar için de ağlardık.
Seni gerçekten yaşayamadık...
Yaşasaydık bize ‘Eminler Ümmeti’ diye bakarlardı. Elimizden ve dilimizden salim olurdu ve belki de selamete teslim olurdu şimdi ‘ötekiler’ diye dışladıklarımız. ‘Geri kalmış’ dedirtmezdik kendimize. Şimdilerde demokrasimizi sorgulayanlar bizde buldukları insan haklarına saygı, ötekini de kendi gibi bilme, insanı yeryüzünde Rabb’in halifesi tanıma, bireyi toplumun yapı taşı görme gibi erdemler karşısında kendi demokrasilerini sorgularlardı.
Seni gerçekten anlatamadık...
Anlatabilseydik, bırak Senin için yapılan ve tekrarından utandığımız ithamları, Senin ümmetinin bir tek tanesi için bile ‘terörist’ derken bin defa düşünürdü düşmanların bile. Seni içimizden söküp alamayacaklarını bilirlerdi. Adın anıldığında bir saygı uyanırdı kalplerde, inanmasalar bile hürmet ederlerdi. Eserinde seyrederlerdi Seni ve hayranlıktan alamazlardı kendilerini.
Seni gerçekten bilemedik...
Bilseydik ufkumuz birkaç yıl ve birkaç toprak parçasıyla sıkışıp kalmazdı. Sen ki Ebu Talip Mahallesi’nde sıkıştığında bile İstanbul’un fethinden bahsediyordun; ümmetin bir elin parmaklarını geçmezken bile ufkunda milyarlar vardı; hesaplarını sadece bu dünya değil iki cihan üzerine yapıyordun... Bilseydik, şimdilerde olduğu gibi ufkumuz ülkemizin komşularıyla kısıtlı kalmazdı. Dünyada kaç İslam ülkesi olduğunu bilmezlik cehaletine düşmezdik. Bilseydik, Hudeybiye’yi yeniden yaşamak ve yaşatmak isteyenlere ‘hayır biz savaş istiyoruz’ diye diretmezdik.
Seni gerçekten hissedemedik...
Hissetseydik zulme karşı kükreyen aslan olmakla, ‘vurana elsiz sövene dilsiz’ olmanın aynı anda nasıl mümkün olduğunu bilirdik. Dert, yoldaşımız olurdu. ‘Nasıl O’na layık oluruz?’ her sorudan önce sorduğumuz soru olurdu. ‘Bu kadar yeter’ demezdik. ‘Yettinin esirleri’ olmazdık.
Seni asrın idrakine okutamadık...
Yapabilseydik, savaşların tarihi yazıldığı gibi barışların da tarihi yazılmış olurdu. İslam’ın bir olağanüstü durumlar tarihi olan geçmişinden bir olağan durum teolojisi çıkarmış olurduk. ‘Barış şartlarında uluslararası ilişkiler fıkhı’ diye bir tane olsun kitabımız yazılmış olurdu. Batı’nın anladığı dille Batı’ya, Doğu’nun anladığı dille Doğu’ya anlatmak için Seni, Batı’yı da, Doğu’yu da bilen akademisyenlerimiz olurdu.
Seni gerçekten sevemedik...
Sevseydik sözlerimiz sıkıldığında Muhammedî ruh akardı içlerinden. Hiç değilse on cümlemizden biri Senin hakkında olurdu. Yazdığımız on kitaptan biri Seni anlatırdı. Filistin derdik yine; ama Senin ismetine laf getirtmeden derdik. Kıbrıs derdik; ama bu bizi Muhammed demekten alıkoymazdı. Avrupa Birliği derken herkes bilirdi ki ‘alınacaksa alınacak olanlar Senin sevdalılarındır’. Ve bu sebeple reddedilirsek bundan şeref duyardık.
Seni gerçekten sevemedik; ama Sen sevdin ki geldin. Hoş geldin, sefa geldin... Ey Sevgili, En Sevgili...

-BİR GÜN PEYGAMBERİMİZİN EVİMİZE ZİYARETE GELDİĞİNİ DÜŞÜNÜN? BİR GÜN PEYGAMBERİMİZ KAPIMIZI ÇALARSA
–Eğer birgün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse yalnızca bir kaç günlüğüne.Aniden çalsa kapınızı merak ediyorum.Neler yapacağınızı –Biliyorum böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı O’na sunacağınız tüm yemekleri en iyisi olacağını …. –Ve inandırmaya çalışacağınızı O’nu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı.Gerçekten de evinizde O’na hizmet etmekten alacağımız hazzı. –Fakat söyleyin bana Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde –O’nu kapınızda mı karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce , –Aceleyle bazı dergileri, gazeteleri çabucak saklayıp ;yerine Kuarn-ı Kerimimi koyacaksınız?Peki hala Amerkan filimlerini seyredecek misiniz, televizyonda ? –Ya da kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle O size kızmadan önce? –Kimbilir belkide ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını dilerdiniz.Hatırlayabildiğiniz en son çirkin kelimenin …. –Peki ya; –Dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? –Ve bunu yerine ortalığa kitaplığınızın raflarında tozlanmış hadis kitapları mı çıkaracaksınız? –Yoksa telaşla “ne yapayım” diyerek, sağa sola mı koşturacaksınız ? –Merak ediyorum –Eğer Peygamber Efendimiz, –Birkaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa yapmaya devam edecek misiniz.Her zaman yaptığınız şeyleri?Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?Her yemekten sonra sofra duası etmeyi yine zor mu bulacaksınız? –Hiç yüzünüzü asmandan –Oflayıp puflamadan her vakit namazınızı kılacak mısınız? –Ya sabah namazı için, sıcacık yataktan erkenden fırlayacak mısınız? –Peki ya yine mırıldayacak mısınız? –Her zaman söylediğiniz şarkıları –Ve okuyacak mısınız her zaman okuduğunuz kitapları? –Peki izin verecek misiniz ? –Aklınızın ve ruhunuzun beslediği şeylere? –Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?Şöyle diyelim ya da, –Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de? –Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız? –Tanıştırmaktan onur duyarmısınız en yakın arkadaşlarınızı O’nunla? –Yoksa hiç karşılaştırmamasını mı umardınız Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle ? –Şimdi söyleyin açık yüreklilikle O’nun kalmasını ister misiniz sizinle sonsuza dek, hep birlikte? –Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız.Z iyareti bitip gittiğinde? –Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi* –Bilmek ve düşünmek eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretimize gelse yapacağımız şeyleri?

İNSANLARIN ÇOĞU NEDEN KORKAR?
İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için. Ve yaşamaktan korkuyor, kendisi için değil, başkalarına göre yaşadığı için.
  
  
Rabbim gerçek manada beni sen sevdin... Niceleri ise sever gibi göründü... Ama daima, kendilerini sevdiler... Çünkü âcizdiler, fâniydiler... Kendilerine bile yetemediler ki, bana yetseler...
Hepsi Sana borçluydu varlığını. Hepsinin bir canı vardı... Ve onlar, kendi canları yanmadıkça, anlayamadılar acıyı... Anlayanlar da zaten, kendilerince bir mânâ çıkardı...
Sen varsın hakkıyla bilen beni... Her şeyimle bilen, her şeyimle seven, bir tek Sen...
Sevdiğini biliyorum, zira sevmemiş olsaydın, o kadar kendinle meşgul etmezdin beni. Sevmemiş olsaydın, aratmazdın böylesi...Sen sevdin seni seven de beni sevdi bende onu sevdiM...
Sen sevmemiş olsaydın, sevebilir miydim ki Seni? Sen canımın Cânânı... Sen'in sevginde vefâyı idrak ettim ben... O eşsiz vefâna, karşılık vermekten âciz oldum her zaman... Seni, Senin beni sevdiğin gibi sevmekten âcizim... Zira Sen yaratansın, ya ben? Ben, kul olmayı bile beceremeyen...
Yalnızca Sendeydi tatmin... Sadece Sende. Bir Sen yettin bana... Kimselerle
yetinemedim... Acı çekmeyi sever oldum Senin izninle. Dertlerin içinde gizlenmiş
nice derman buldum...
Sevdirdiğince sevdim Seni... Buldurduğunca buldum... Bir Sen varsın Bâkî olan...
Geride ne varsa fâni... Bütün varlıkların hepsi fâni... Kimi güzel, kimi çirkin, kimi
vasat, ama işte her biri fâni... Dallardaki çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller,
pınarlar hep fâni... Seraplar ve gölgeler fâni...
Çöllerde kalmayı sevdim Seninle... Yalnızdım, kalabalıklar içinde... Her şeyde Senin
sanatını görmeyi sevdim ben... Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim...
Yıldızlarda nûrunu, güneşte nârını, ateşte hârını bulmayı sevdim. Ve seni bana
hatırlatanı sevdiM.
Hiçbir şeye muhtaç olmayışını sevdiM ben. Azîz oluşunu, Kâdir-i mutlak oluşunu
sevdim. Settâr oluşunu sevdim. Öylesine güzel bir sırdaştın ki Sen, kimselere bir
sırrımı vermedin. Günahıma rağmen yücelttin beni. Şeref ikram ettin. Ekrem-ül
ekremînsin...
Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim! Ben unuttum, unutmadın. Ben, adını anmadım,
yine de bırakmadın. Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken, Seni bırakıp
başkalarına yandım... Yine de vazgeçmedin benden.
Sevdin beni, oysa, ben Sana kul bile olamadım. Nankörlük ettim. Yine de nimetlerini esirgemedin. Şikayet eden, sızlanan, dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin beni... Bense vefâsız bir sevgiliydim. Kıymetini bilemedim.
Şimdi, cemâlinin hasretiyle yanıyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazları benden yok
etti. O kadar ki, güneşin kavurucu sıcağında da, serinleten rüzgarda da,
Senin hasretin içindeyim.
Senin sadece sanatını seyretmek yetmiyor artık! Şahdamarımdan daha yakın olmanı
sevdim. Ama bu bile yetmedi bana. Korkuyorum perdeler arkasında kalmaktan. Korkuyorum, başkalarına görünüp de beni mahrum koymandan. Cemâlin... Tüm
derdim bu ey Rabbim! Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim.
Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz bırakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam
yapayım, cemâlini hak edecek bir sermaye biriktiremem. Seni hak edecek gücüm yok benim. Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir şeyim yok
ey en Güzel!
Ellerim bomboş. Üstelik günah kirleriyle lekeliyim. Bembeyaz gelemiyorum Sana...
Yarattığın gibi tertemiz değilim. Dünya kirletti beni, nefsim aldattı. Şeytana
kandım. Müflisim. Vallahi hiçbir şeyim yok!
Duyduğum iştiyakın sebebi, yine Sensin. Sensin her yanımda... Sensin varlığım...
Zenginliğim Sensin... Tüm sefilliğime rağmen yine de Seni isteyişim, sırlarındandır. Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eğer, murâdıma, maksûduma, matlûbuma, yani Sana,
yani Senin Cemaline kavuşursam bir gün, bu da sadece Senin merhametin.
Sermayem yok Sevgili! Tüm sermayem, rahmetin... Lokmanın bile derman
olamayacağı derdimin, dermanısın Sen! Yârsın! Cansın! Şifâsın! Lokmanda değil ey Yâr, Sendedir benim devâm! Sana kavuşmadıkça, huzur da bana haram! Sermayem rahmetin, ilâcım Cemâlindir, vesselâm!
Hiçbir şey yoktu, yalnız Sen vardın. Hiçbir şey yoktu, aşkın vardı. Aşkını izhâr
ettin, yarattın bizi. Muhabbet ettin, yarattın beni… Vahdaniyetinin tecellîsiyle bütün kalplere bir katre aşk iksiri serptin. Ehadiyetinin tecellisiyle bütün kalpler Sana âşık…
Bildim, seven sendin beni!.. Bütün varlıklarda yansıyan güneş gibi, sevgisiyle saran
Sendin beni… Annemin merhamet yüklü sesi, yüreğini yüreğimin üstüne koyan
dostun merhabası, başımı okşayan Peygamber eli, hâtırasıyla hüznümü alan
sevgilinin sohbeti… bildim hep Sendendi.
Sevdin, sonra kopmaz bir zincirle kendine çektin. Zincirin her bir halkası, Senden
tecellîlerdi. Aşkına âşık olduğum Mecnûn “Sen”din. Aynalarda seyrettiğim Yûsuf, “Sen”!..
Sonsuz siyah güller, lâcivert akşamların iğde kokusu, hüzün yüklü sonbahar,
yağmurun toprağa dokunuşu, bir gül renginde eriyen akşamlar, Dost'un yüzü,
sevdiğim ne varsa, hep “Sen”dendi. “Tecellî, tecellî edeni gösterir.” (a.g.e., Hazret-i Mevlânâ) Sûretlerde nihân olan Sevgili, ey Sevgili!..
Yetimler Yetîmi'ne «vedduhâ» sırrıyla tecellî ederken, O'nu tek olana, “bir olan”a çekiyordun. Başka bütün kapıları kapatırken, hep açık olan kapına çağırıyordun. Bildim, kalbimdeki her bir muhabbet tecellisiyle beni de kendine çekiyorsun. Çekiyorsun
ve bırakıyorsun. Bırakıyorsun ki, kanayayım; zayıf yanlarımı tanıyayım. Seni bulayım.
Sonra yine çekiyorsun. Bu, hüzünlü bir şehrâyîn. Bu, bitimsiz bir med-cezir. Bu,
içimdeki Mûsâ'yla Firavun savaşı; sulhü yok!.. Sevgili, en Sevgili!.. Sûretlerden geçerek, Sana erdir beni!.. Merhametinle arındır, kalbimi!.. Kavuştur
beni Sana seni sevenle birlikte kavuştur bizi...

|
| |
T E V B E D U A S I
BiSMiLLAHiRRAHMANiRRAHiM ESTAGFiRULLAH, ESTAGFiRULLAH, ESTAGFiRULLAH. EL- AZiM EL– KERiM ELLEZi LAiLAHE iLLAHU EL– HAYYÜL KAYYUM VE ETUBÜ iLEYHi VE NES´ELÜHÜT TEVBETE VEL MAGFiRETE VEL HiDAYETE LENA.
iNNEHU HÜTETEVVABURRAHiM, TEVBETE ABDiN, ZALiMiN LiNEFSiHi, LA YEMLiKÜ LiNEFSiHi MEVTEN VELA ´HAYATEN VELA NÜSURA. iLAHi YARABBi, iLAHi YARABBi, iLAHi YARABBi, EGER BENiM ELiMDEN VE DiLiMDEN VE GÖZÜMDEN VE KULAGIMDAN VE AYAGIMDAN VE CEMii AZALARIMDAN, BiLiP BiLMEYiP SENiN RIZANA MUHALiF iSLEDiGiM KELiMEi KÜFÜR, SiRK, HATA VE iSYAN HER NE Ki SADIR OLDUYSA, BEN ONLARIN CÜMLESiNE TEVBE ETTiM RUCU ETTiM. PiSMAN OLDUM, BiR DAHi iSLEMEMESiNE AZMi CEZMETTiM.
PEYGAMBERLERiN EVVELi HAZRETi ADEM ALEYHiSSELAM, AHiRi iKi CiHAN SERVERi MUHAMMED MUSTAFA SALLALLAHÜ TAALA ALEYHi VE SELLEM EFENDiMiZ HAZRETLERiNE VE BU iKiSiNiN ARASINDA NE KADAR PEYGAMBERLER GELDi VE GECTi VE SENiN CANiBiN DEN HER NE GETiRDiLER iSE BEN ONLARIN CÜMLESiNE iNANDIM VE iMAN GETiRDiM. DiLiM iLE iKRAR, KALBiM iLE TASDiK ETTiM. HAKTIR VE GERCEKTiR. ASLA SEK VE SÜPHEM YOKTUR.
AMENTÜ BiLLAHi VE BiMA CAE MiN iN DiLLAH. AMENTÜ BiLLAHi VE BiMA CAE MiN iN DiLLAH, AMENTÜ Bi RESULULLAH VE BiMA CAE MiN iNDi RESULULLAH. AMENTÜ BiLLAHi VE MELAiKETiHi VE KÜTÜBiHi VE RUSULÜHi VELYEVMiL AHiRi VE BiLKADERi HAYRiHi VE SERRiHi VE MiNALLAHi TEALA VELBA´SÜ BADEL MEVT.
HAKKUN, ESHEDÜ EN LAiLAHE iLLALLAH. VE ESHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHU VE RESULÜHÜ.
| |
|
|
BİR DAKİKA İÇİNDE NELER YAPABİLİRİZ?ALLAH RIZASI İÇİN...
1- 1 dakikada 5 defa Fatiha suresini seri bir şekilde okuyabilirsin.Fatiha suresini bir defa okumak 1400 sevaptır.5 defa okununca bir dakikada 7000 sevap elde edebilirsin.
2- 1 dakikada on defa ihlas suresini okuyabilirsin 10 defa ihlas suresi 3 kuran hatmine bedel sevap kazandırır .Hergün bir dakikanı ihlas suresine ayırsan ayda 300 defa senede 3600 defa ihlas okumuş olursun.Bu da 1200 hatme bedel olur.
3- Yüzüne bir dakikada Allahın kitabından bir sahife okuyabilirsin.
4- 1 dakikada kısa bir hadis ,kısa bır ayet ezberleyebilirsin.
5- 1 dakikada 30 defa kelimeyi tevhid getirebilirsin.
6- 1 dakikada 100 defa sübhanallahi ve bihamdihi dersin.Denizlerin köpüğü kadar günah da olsa bağışlanır.
7- 1 dakikada 40 defa La havle dersin cennet hazinelerinden 40 hazine elde etmiş olursun.
8- 1 dakikada 60 defa Esteğfirullah el azim dersin bağış ve affa nail olursun.
9- 1 dakikada 25 defa salatu selam söylersin 250 sevabı, 250 bagış ve 250 dereceye nail olursun. Şefaati Mustafa’ya (s.a.v) nail olursun.
10- 1 dakikada dua,tefekkür,tezekkür kalbini inceleyen itaatlerle olursun.Kalbin 1 dakikada ameli yerine göre ömre bedel olur. Hayattan bir dakika ne kadar kıymetli oysa biz hayatımızı harap,zayi etmişiz. Ömrümüzden nice yıllar akıp giderken bir dakikada kazanabileceğimiz şeylere bir bakın
|
Ya Rasulallah! Bugün seninle dertleşmek istiyorum, şu aciz ümmetini, şu günahkâr ümmetini dinlermisin? Bugün sana gözyaşlarıyla derdimi, içimi dökmek istiyorum. Kırık dökük de olsa, eksik ve yanlış da olsa, şu günahkâr ümmetinin yüreğinden gelen sözleri dinlermisin?
Sen ki, şehidlerin sultanı, amcan Hz. Hamza'yı şehid eden vahşiyi bile dinledin ve O insan bir vahşi iken seninle dertleştikten sonra, kalbinde güller açarak bir yiğit, bir yıldız ve bir cennet varisi oldu. Hz. Vahşi oldu, senin ümmetin oldu ya Rasulallah
işte bende, şu vahşileşen insanların arasından bir an sıyrılarak, Hz vahşi gibi, Hz. Enes Bin malik gibi, Hz. Mus'ab Bin ümeyr gibi ve Hz. Ebu Hureyre gibi dertleşmek istiyorum sevgili efendim. Ama O'nlar gibi olmamanın ve olamamanın ezikliğini hissederek yine de sana seslenmek ve seninle dertleşmek istiyorum, çağlar ötesi bir zamandan efendim…
Ey gül yüzünde gülücükler eksik olmayan sevgili efendim! Sana ilk önce şu itirafımı yapmak istiyorum. Aklıma geldikçe yüreğimi ezen, beni gözyaşlarına boğan, şu itirafımı yapmak istiyorum…
Ya Rasülallah, hani ümmetine seslenirken üzerine çıkıp mübarek ağzından inciler döktüğün hurma kütüğü vardı ya, hani ümmetine yine bir gün seslendiğinde bu hurma kütüğünün üstüne çıkmayıp Ashabı'nın yaptığı minberin üstüne çıkınca, etrafa hıçkıra hıçkıra bir ağlama sesi yayılmıştı ya, ağlamanın hiçbir insandan gelmediği anlaşılınca hurma kütüğünün yanına gidip onun ağladığını, senden ayrı kalınca hıçkırıklara boğulduğunu görünce onu mübarek ellerinle teselli etmiştin ya hani efendim. işte ben, işte ben senden ayrı kaldığım o kadar zamana rağmen bir hurma kütüğü kadar ağlamıyorum, ağlayamıyorum gözümün nuru, gönlümün sultanı efendim.
şu ümmetin bir kütük kadar olamıyor ve ayrılığına yanıp kavrulmuyor sultanım. Ne olur, ne olur efendim gel beni de teselli et, bir hurma kütüğü gibi ağlamasam da, bir mağaranın önünde bekleyen KITMiR gibi sadık olamasam da ve senden ayrılacağını anlayan bir deve kadar içim yanmıyorsa da, ne olur Ya Rasülallah ben seni görmeden sevdim, çağlar ötesi zamandan "KARDEşLERiM" hitabına "buyur canımın canı, buyur anamı-babamı ve her şeyimi yoluna feda ettiğim canım efendim" diyerek sana iman ettim gönlümün sultanı.
Sana layık ümmet olmasam da, sana KITMiR gibi sadık kalmasam da, sana bir örümcek kadar hasretinle yanmasam da ve seni gördüğünde heyecandan ufacık kalbi yerinden çıkacakmış gibi atan bir güvercinin yüreği kadar yüreğim tertemiz olmasa da, gel ne olur, rüya da olsa bile gel, gel de şu günah çukuruna batmış ümmetini teselli et..Sultanım efendim.....
|
|
|

TÜM ÜYELERİMİZ
gönül öğrtmnbursa (ismail doğru) angle67 derecikalan köyü crazygokhann
muhtesem32 Ressam Sebahat lazkopat2546 oktay GENÇLİK REHBERİ (melih ünal)
YeTimRuYaLaR BAMBU editör55 eyup bal hacı ramadan (ramadan gürler)
maraşlım hleb normcu (mehmet asanoğlu) bibi club
HÜSNİYE NİN YERİ YABASE (BARISS ÇATAL)
esranurr ABDULLAH KÜÇÜK
gonuldagım (bedir çolak) özkan demir
Hacı
|
|
|
Ömer Muhtar "Çöl Aslanı''
|
5663
|
|
İmam-ı Azam Ebu Hanife
|
6338
|
|
Hz. Eyüp
|
3682
|
|
Bize Nasıl kıydınız
|
4956
|
|
Hz. Meryem
|
9699
|
|
Hz. Musa
|
2967
|
|
Hz. Muhammedin (s.a.v) Babası
|
3977
|
|
İskilipli Atıf Hoca
|
4703
|
|
Osmanlı Kuruluşu
|
5301
|
|
Ashabı Kehf
|
9985
|
|
Zehranın Gözleri
|
22268
|
|
Elçi
|
26115
|
|
Danimarkalı Gelin
|
8613
|
|
Hasret
|
5880
|
|
Beşinci Boyut
|
8435
|
|
Son Turbedar
|
5871
|
|
Anne Baba biz suçluyuz
|
4235
|
|
Çagrı
|
7647
|
|
Issız Kule
|
8467 | |
|
ALLAHIM !
BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ:
Bir kuruluşun tepe noktasında yetkili olsam bile, bunu asla başka şekilde kullanmamalıyım. Günlük yaşamda "ben" yerine, daha çok "sen" sözcüğünü kullanabileyim...
BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:
Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe, doldursun sarsın çevremi. Hatta düşmanlarımı da sevebileyim...
BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:
Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim doğanın koşullarına, sevdiklerimi mutlu et ki, mutluluğu başkalarına da götürebileyim...
BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:
Düşünebileyim, konuşabileyim.
BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:
İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür edenlere; bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim.
BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:
İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim.
BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:
Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.
BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:
düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, kahrolduğum, varolduğum şu anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim.
BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :
Yıllar sonra beni hatırlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanları seven, o düzeyde de sevilen bir kişiydi " diye konuşsanlar ve ben de huzur içinde olabileyim.
BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ: Birgün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem; bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayağımı, bu bir uzanma ise elimi durdurabileyim.
BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ:
Sükûneti bulayım, durabileyim, düşünebileyim
Aminnn....
|
Cümle dua dostlarımın; okudukça okuduğum, okudukça binbir çeşit
duygu dolduğum,
o güzelim duaları için... Amin! Amin!Amin! Amin!Allahım Amin!
Euzu billahi minesseytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdulillahi rabbil alemin, vessalatu vesselamu ala rasulina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.
Ya ilahel alemin ve ya ekramel ekramin ve ya erhamerrahimin. Kalplerimizi Kur'an ve iman nurlariyla nurlandir ya rabbi. Niyetlerimizi halis eyle, bizlere tam ihlas ve kamil iman nasip eyle. Gunahlarimizi affeyle, bize merhamet eyle, bizi her turlu azaptan muhafaza eyle ya rabbi. Senin buyuklugunu, bizim kucukugumuzu bize her zaman duyur ya rabbi. Seni her zaman yanimizda hissettir, yuzumuzu sana cevir, sana kulluk ettir, senden istet, senden baskasina el avuc actirma ya rabbi. Dualarimizda bizi samimi eyle, cok dua eden, cok tevbe eden, duasi ve tevbesi kabul olan kimselerden eyle ya rabbi.
Ya Azim, Ya Kerim. Butun mulk senindir. Yer senin, gok senindir. Senin herseye gucun yeter. Bizler gayet aciziz. Sen bize guc vermezsen bizler guclu olamayiz, sen bizlere yardim etmezsen bizler hicbir sey yapamayiz.Elimizi kaldirmamiz, yurumemiz, calismamiz, yeyip icmemiz hep senin kudretinle oluyor. Bize kalasaydi bunlarin hic birini beceremezdik. Butun guc senindir. Yer gok senin elindedir. Senin istedigin sekilde yasamaya calisirken bizleri gucsuz birakma ya rabbi. Iradelerimize fer ver, kalplerimize derman ver, gonullerimize insirah ver, sinelerimize genislik ver ya rabbi.
Ya rabbi senin uzerimizde o kadar cok nimetin var ki, ne kadar sukretsek azdir. Bizi musluman olarak yarattigin, ve musluman olarak yasattigin icin sana kainattaki varliklar adedince sukurler olsun Bizlere verdigin nimetlerin hakiki sukrunu eda etmeye bizleri muvaffak eyle. Sukrunu eda edemedigimiz nimetlerden dolayi da bizleri hesaba cekme ya rabbi.
Bizlere vedigin bu hayat ve iman nimetine karsilik, senin dinini yasamayi ve senin yolunda hizmet ederek, mubarek adini dunyanin her tarafina duyurmayi bize kolay eyle ya rabbi. Senin adinin butun gonullerde duyulmasi isinde bizleri kullan ya rabbi.Bu isi yaparken, yerde ve gokte bizler icin sevgi yarat, herkes bizi sevsin ya rabbi. Bizi, gercekten iman etmis olan, guzel ve salih ameller isleyerek kensidini sevdigin ve sevdirdigin kullarindan eyle. Bu mubarek hizmetlerin her tarafta boy atip gelismesini nasip eyle. Bizlere hizmetten baska bir gaye edindirme ya rabbi. Dinimizi, milletimizi, hizmetlerimizi daima payidar eyle. Bu guzel hizmetleri baslatanlardan, devam ettirenlerden, su anda da devam ettirmekte olanlardan ebediyyen razi ol ya rabbi.Onlar hurmetine bize de omrumuzun sonuna kadar hep hizmet ettir. Yine onlar hurmetine bizi affeyle, bizi onlarin sefaatine nail eyle, bizi onlarla birlikte hasr ve nesreyle. Ailemizi, akrabalarimizi, milletimizi onlar hurmetine cennetllik eyle ya rabbi.
Senin yolunda hizmet etmek bizim icin bir lutuftur, bir sereftir, en buyuk makam en buyuk payedir. Bu serefi bu lutfu bizden alma, bizlere bu payenin hakkini vermeyi nasip eyle ya rabbi.
Ya rabbi bizlere dunyada da ahirette de hep guzellikler ver, bizi azaptan koru, bize gucumuzun ustunde yuk yukleme, bizi cok zor imtihanlarla imtihan eme ya rabbi. Bizi, annemizi, babamizi, ve butun mu'minleri hesap gununde affet ya rabbi.Affet ya rabbi. Affet ya rabbi.
Hizmetlerimize terakkiler ver, kalplerimizi hep sana acik eyle. Kardes, dost, muhib, taraftar, ve sevenlerin kalp ve gonullerini sana ac ya rabbi. Bizi islerimizde, hizmetlerimzde, sikintili anlarimizda yalniz birakma, rahat anlarimizda da seni untturma ya rabbi.Efendimiz sallahu aleyhi vessellem hurmetine, O'nun sanli sahabisi hurmetine, senin dostlarin olan evliya ve asfiya hurmetine, buyuklerimiz hurmetine bu duamizi kabul eyle.Ve sallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbi ecmain, velhamdu lillahi rabbil alemin. |
ALLAH GÜZELDİR... HER KULUNU SEVER...
Bu öyle bir hasret ki gülüm; yüregime sıgmıyor.. Ve sen!! Sen olmadan yaşanmıyor...
Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak.
Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!
Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine…
Vakit öğle… O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!-
Bir sayfa daha kapandı, bir ismin devri sonlandı şiraze.
Ağlasak dönmeyecek, dövünsek kâr etmeyecek.
Giden gitmiştir. Giden gitmiştir şiraze.
Öfkeliyim hâlâ kör gözlerimin açılamayışına gerçeğe.
Öfkeliyim duyduklarımı yüreğime indiremeyişime.
Öfkeliyim dar-ı dünyaya sahip çıkışıma.
Öfkeliyim şiraze bu denli kendime dayanıp yükselemeyişime.
Bir de şu aşk üzerine dem tutuşum medrese odasına kapanıp.
Aşk kim ben kim şiraze... aşk kime ben kime şiraze...
|
|
ELVEDA
Zaman değil geçen ömürmüş anlamadık Tükendik bizde yıllar gibi yaralandık Bana bıraktığın yüzümdeki bu çizgiler Alıp götürdüğün ömrümün baharları
Suçumuz neydi bizim Feryadım Tanrı'ya Sana son sözüm gülüm Elveda
Her şey biter Herkes unutulur Ben seni kaç kere sevdiğimi unuttum Haram olsun Yıllarım olmuş ziyan Sende unut beni yok yere sevdiğini
Bir sabah boş evinde üşüyerek uyanacaksın Titrek kalbini eski mektuplara saracaksın Ben senle bir günü bir ömre kıyaslarken Sen benden bir haber başka kollarda uyuyormuşsun Olsun, avuçlarında ben burnunda benim kokum Ben seni çoktan unuttum Sen beni unutamayacaksın.

| |
? The North Wind (KUZEY RÜZGARI )16 Mart 2007, Cuma belki bi mucize olur, ve beklemedigim cümleler kurarsin, bu kez farkli gerekçeler sunarsin diye gözlerine bakardim ve neden derdim sana... her defa "bu kez baska " diye yasadigin asklarin upuzun listesine niye beni koymadigini merak ederek sorardim... dokundugumda içini titretirken ben, neden sadece elini tuttugumda bunu basaramadigimi merak ederek sorardim... son bi kurtulus haberi bekler gibi agzinin içine bakarken ben, agzindan çikacaklar benim senelerimin açiklamasi olabilicekken, belki de tek bir kelimeyle ruhumu özgür birakabilicekken sen, geçerli bi yalan arardin cevap vermek için...belki bulurdun... ama bana söylemezdin... sana bagirmam, sürekli neden die sormam, gerçeklerle yüzlesebildigimin senden en azindan bu konuda daha güçlü oldugumun kanıtı değilldi , aksine elimi tutman düserken beni birakmaman içindi... bir zaman susardin... sonra konusurdun... içinde aşkı hiç bilmeyen baska bir yönün baska bi ruhun oldugunu söylerdin... içindeki baska adamin önündekinin çekiciliginden vazgeçemedigini, hayatin küstahliklarinin seni belki de bu hale getirdigini söylerdin... bosluga bakar gibi uzun bir süre bakardim yüzüne.. yanimdayken sen o kadar masumdun ki. çirilçiplak yatarken, hiç yadirgamadan oldugun gibi ortalikta dolasirken, hatta çiglik atarken o kadar masumdunki... bütün bu hallerinin ardinda yatan gerçegi, o " baska adam "in kafasindan geçenleri bilmeyi o kadar çok isterdim ki... çekinmeden konusurdumm karanliklarla sen diye... yüzünü ufak bir isigin merkezinde canlandirir, gözlerine bakar gibi konusurdum sen diye karanliklarla... sesim tükenince,gücüm bitince kalkar isigi kapatirdim... isik giderdi... sen giderdin... hangisi daha özel diye kavga ederdim kendimle hep.. bütün çiplakligiyla iki insanin sahici olan düslerini, hissedilebilen acilarini paylasmalari mi... yoksa bi anlik hevesle daha mahrem olan zevklerii, tirnak izleriyle,dis lekeleriyle, çigliklarla , kulaklari tikamadan somutlastirmak mi? hangisi daha yapiskan bi günahti ? ben hep tirnak izlerinden yana kullanirdim bu sorunun cevabini... digerini seninle yasamayi hiç bilmiyordum çünkü... ki ben zaten o günden sonra hep önce senin nefesini çektim içime... hep senden kalan tatla yemekler yedim... senin teninle dokundum her yere... hayatla en büyük çeliskim senin benden ayri bi varlik olmandi... senin bensiz zevk alman, bensiz yasaman, bensiz ölücek olman, ama hepsinden çok tavirlarinla bunu dogruluyo olman kirardi incitirdi beni... o yüzden en zayif anlarinda yakana yapisir neden diye sorardim sana... karanlik yüzüne, ruhundaki o baska adama sorardim... belki bi mucize olur, ve beklemedigim cümleler kurarsin,bu kez farkli gerekçeler sunarsin diye gözlerine bakardim ve neden derdim sana... susardin... ben aci çekerdim... geçmisin batagindan çikamazdi ayaklarim, tek bir adim atamazdim... sen ruhumu özgür birakicak, senelerimi anlasilir kilacak o tek kelimeyi söyleyemezdin.. "asik değilim sana" demezdin, diyemezdin... bunu zaten bilen, ama duymadan gerçekliginin ayirdina varamayan ben bosluga bakar gibi bakardim suratina... ... "sonunu bilselerdi, deselerdi birgün hayatindan tek kelime etmeden çekip gidecek.. tercih yap... sen çek git deselerdi... hangisini seçerdimmm saniyorsun? tirnaklarimi batirirdim tenine... yine ben seni seçerdim...susan cevaplarini,günahlarin en koyusunu, ben ruhundaki o "baska adami" seçerdim... ????
Bu gece yokluğunun dökümünü yapıyorum. Aylar önce sensizliğe yazdığım şiiri okudum, birde dün gece yazdığımı... Hiç fark yok... Neden azalmıyorsun bende? Neden gidişin dün gibi? Neden sana yazdığım her yazı, hep aynı yerde tıkanıyor? Ben bugüne kadar kimseyi yokluğunda bu kadar önemsemedim Kimseyi yokluğunda bu kadar özlemedim... ve şuna emin ol; hiç kimse, yok'ken bu kadar sevilmedi... Benim karşıma "aşk" diye bu sonucu çıkaran, yarım kalmış'lıktan başka bir şey değil, bunun farkındayım.. Ama iyi ama kötü, bitmeli her hikaye! Sen bitmedin. Bitmeyensin.. Ayrılığın adını koyamadık sevgilim. İşte bu yüzden kopamadık birbirimizden bir türlü.. Ben yarım kalan ve adı konmayan hiç birşeyi unutmam...unutamam..... İçimde sızısı kalır. Ya herşey yaşanacağı yere kadar yaşanıp sona ermeli ya da ayrılık sözkonusu olduğunda bir daha kimsenin çıtı çıkmamalı! Biz bunu başaramadık, ayrılamadık! Sen yaşanıp da bitseydin eğer hatrıma gelmezdin. Seni bu kadar yazılası yapan, yarım kalmışlığındır..O gecenin sabahında, ayrılığın aklıma nerden geldiğini biliyorum... Anlamıştın benim soyut' a tutkun olduğumu... O yüzden gittin kim bilir... Sevilmek için, güzel hatırlanmak için, kayıplara karışmayı tercih ettin... haklıydın belki de... Olağan hiç birşeyi sevemedim ben hayatım boyunca..... Herkesin,her an yaşadığı hiç birşeyi benimsemedim... Ben yaşadığım hiçbir aşkı hayatın akışına bırakmadım. Bunu yapanlar her zaman kaybeder... Zaman denilen kavram düşmanıdır aşkın... eğer ortada aşk denen bir şey varsa, ne yapıp edip zamanı durdurmalı. Biz bunu başaramadık.... oysa bu o kadar zor bir şey değildi sevgili... Farklı bir dokunuş,ağızdan çıkan ve bugüne kadar kullanılmamış bir söz yeterdi zamanı durdurmaya..... Ben, aşktan söz açıldığında zamanı durduramayan kimseyi sevemedim... Ondandır belki de varlığında sevemediğim insanları, yokluğunda düşlemek.... Belki de onandır, yanındayken yüreğinin gurbetine düştüğüm bir sevgiliyi, sılasında özlemek.. Yokluğun hiç de adil değil... beni yok ediyor, seni var ediyor sevdiğim..Evet seviyorum seni varlığına rağmen! Üç mevsim değişti bu şehirde ama ben varlığınla-yokluğunun tezatını çözemedim... Artık seni yaşamak istemiyorum! .... öyle bir sen yarattım ki sen yokken, yaşanıldığı an yitirir anlamını... sen yokken yarattığım sen, yasakladı sana dokunmamı... Sana düşman bir sen var içimde.... seni senle savaştıryorum, olan bana oluyor...
Gidişin beni yaralamadı, aksine daha bir sevilir hale geldin... Varlığındaki seni, yokluğundaki sen kadar sevemezdim... "Keşke sen yanımda oslaydın,keşke bir şeyler yapıp da seninle zamanı durdursaydık" diye hayıflanmıyorum artık..... Her ne kadar adı konmasa da bir kopuşun, her ne kadar vazgeçmeyi beceremesek de, ayrılık ihtiyaçtandı bu hikayede.... Yazık! son sözü zaman söyleyecek... Yazık! bu sefer hayatın acımasız akışına bıraktık aşkı... Ben senden kalan ayrılığa bile yas tutamıyorum adam gibi! Bunu engelleyen senin varlığın... ben bunca zaman yokluğundaki senle hayatı paylaşsaydım ve böyle bir senle ayrılığı yaşasaydım, hiçbir şiir kolay kolay hayata döndüremezdi beni... işte bu kadar güzeldir senin yokluğun... işte bu kadar ayrılğına üzülmemi engelliyor varlığın...
VARLIĞININ CANI CEHENNEME, YOKLUĞUNU ALMA BARİ.....
Ve unutma seninle asla helalleşmiyorum….
VARLIĞININ CANI CEHENNEME!!! Varlığının canı cehenneme....
thankyou (adnan ozdemir) 04 Nisan 2007, Çarşamba TARKAN(yabanci si marik)
MUHTAÇ OLANLAR
|
?
Dünyadaki insanların % 25’i günde sadece 1 doların,,,,,, altındaki gelirleriyle sefil bir hayat yaşıyorlar.,,,,,,,,,,,,
Sizin yeriniz neresi ?
................. sadece % 6’sı varlık içinde,.....................
% 14’ü okuma-yazma biliyor,
% 7’si eğitim görmüş,
% 33’ü açlık sınırında yaşıyor,
% 8’inin bilgisayarı var.
Peki bu çocuk nereye gidiyor biliyor musunuz yaklaşık emekleyerek 1 km uzaklıkdaki birleşmiş millletler yemek kampına yemek yemeye?
Ya arkasındaki Akbaba.. ne yapıyor mu dersiniz.
Tabii ki çocuğu izliyor;
ölmesini bekliyor.
Bu fotoğraf 1994'de Sudan'daki kıtlık sırasında çekildi.
Fotoğraf onu çeken Kevin Carter'e
Pulitzer ödülünü kazandırdı.
Kevin Carter
, fotoğrafı çeker çekmez oradan ayrılıyor ve kimse çocuğa
ne olduğunu bilmiyor.
Fotoğrafçı Kevin Carter ise sorumsuzluğunu 3 ay sonra fark edip depresyona girip intihar ediyor.
Ve dünya hala dönüyor.
Lütfen sahip olduklarımızın kıymetini bilip, şükredelim.
Dünya nüfusunun yarısının günde 2 doların altında gelirle yaşamak zorunda
olduğunu unutmayıp, sahip olduklarımızın
farkına varalım.
Toplumumuzdaki yardıma muhtaç olanları bulup imkanlarımız ölçüsünde yardımcı olmaya çalışalım .?????
sadece yukarıdaki fotığrafı görüp içiniz sızlamadıysa sorun yok
| | |
ÖYLESİNE BİR MEKTUP
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız. Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine. Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün. Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da. Neler yazmışım diye merakımdan. Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
Can DÜNDAR
ARTEMİS VE BÜYÜK AŞKI ORİON
Artemis günün birinde uzun boylu iri yapılı fakat çok yakışıklı bir avcı olan Orion'u görerek ona aşık oldu. Öyle ki bir zamanlar kendi kendine aldığı evlenmeme kararını bile unutup bu yakışıklı avcı ile evlenmek istedi. Fakat Apollon kız kardeşinin bu dev cüsseli mahlukla evlenmesini uygun bulmuyordu. Kız kardeşini vazgeçirmek için çok uğraştı ancak Artemis onu dinlemedi. Kardeşinin Orion'a duyduğu sevginin ne kadar büyük olduğunu görünce de bunu kıskanmaya başladı. Ne söylerse söylesin kardeşi Artemis'i vazgeçiremeyeceğini anlayınca hileye başvurarak Orion'u ortadan kaldırmaya karar verdi. Bir gün Orion denize girmiş yüzüyordu. Kıyıdan o kadar uzaklaşmıştı ki, başı kara küçük bir nokta gibi görünüyordu. Apollon kız kardeşini yanına çağırdı, uzaktan görünen kara noktayı ona göstererek "Oraya kadar okunu gönderebilir misin" dedi. Artemis heyecanla yayını hazırlarken o kara noktanın sevdiği erkeğin kafası olabileceğinin nerden bilecekti ki. Yayını çekti ve ok fırladı. Çok iyi nişancı olan Artemis'in oku tam hedefi vurmuştu ve Artemis bilmeden sevdiği erkeği başından vurmuştu. Bu ölüm onu çok üzdü günlerce bulutların ardına gizlendi gök yüzünde dolaşmaz geceleri yeryüzünü aydınlatmaz oldu. Sonunda bir gün babasının yanına giderek ondan Orion'u bir takım yıldız olarak gök yüzüne çıkarmasını istedi. Zeus ta kızının bu arzusunu yerine getirdi. 
HAYATIN ANLAMI
Bir gün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için bir köye götürdü. Çok fakir bir ailenin evinde bir gün-bir gece geçirdiler. Şehre dönerken baba oğluna sordu: "Yolculuğumuzu nasıl buldun?" "Çok güzeldi babacığım" diye cevap verdi oğul. "İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?" "Evet." "Peki ne öğrendin ?" "Şunu gördüm" dedi oğul:"Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına gelen bir havuzumuz var, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim terasımız ön bahçeye kadar, onların ki ise ufka kadar uzanıyor." Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi: "Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğiniz için, teşekkür ederim babacığım !"
Nikolay Lev TOLSTOY
ÜÇ ADAM
Üç adam cennetin kapısında sorgu meleğinin karşısında duruyormuş (doğal olarak yeni ölmüş adamlar bunlar). İlk adama nasıl öldüğünü sormuş melek. Adam anlatmış: "Uzun süredir karımın beni aldattığından şüpheleniyordum.İş seyahatine gitme bahanesiyle evden çıktım ve 2 saat sonra haber vermeden döndüm. Karım çıplaktı ve banyodan yeni çıktığını söyledi ama ben ona inanmadım çünkü saçları kuruydu. Hırsla evi aramaya başladım, kimse yoktu, fakat yatak odasının penceresinde iki el gördüm. Yarı çıplak ter içinde bir adamdı bu.. Ellerine vurarak onu aşağı düşürdüm ama çok şanslıymış, çiçek tarhının üzerine düştü ve ölmedi. Ben de buzdolabını üzerine attım. Adam öldü ama ben de kalp krizi geçirdim." Sıra ikinci adamdaymış: "Şortumu giymiş evimde günlük sporumu yapıyordum. Koşu bandını fazla hızlandırmış olmalıyım, birden şerit koptu ve beni üzerinden fırlattı, pencereden dışarı uçtum. Neyse ki alt katın penceresine tutunabildim. Ama manyağın biri beni ellerime vurarak aşağı düşürdü. Neyse ki çiçeklerin üzerine düşüp kurtuldum ama sapık herif bu sefer de üzerime buzdolabını attı ve burdayım işte..." sıra üçüncü adamdaymıi: "Ben buzdolabının içinde çıplak bir şekilde bekliyordum, kendimi burada buldum."
YAŞAMAYA ZAMAN AYIRIN..
Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikâye anlatılır. Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar. Tokatı yiyenin cani çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine su sözleri yazar: "BUGÜN EN İYİ ARKADASIM BANA BİR TOKAT ATTI." Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler. Tokati yiyen yıkanırken batağa saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam selamete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine su sözleri kazır: "BUGÜN EN İYİ ARKADASIM BENİM HAYATIMI KURTARDI." Tokati vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatini kurtaran kişi ona söyle der, "senin canini yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama simdi kayaya kazıyorsun, neden?" Öbür arkadaş ona söyle cevap verir. "Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgârı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir sey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin. "İNCİNMELERİNİZİ KUMA, GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖGRENİN." Denilir ki: özel birini bulmak bir dakikanızı alır, onu değerlendirmeniz bir saat içinde olur, onu sevmek için bir gün yeter ama sonra onu unutabilmek için bir ömrün geçmesi gerekir.
YAZARI BİLİNMİYOR…
 
GENÇLİĞE HİTABE
Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
     

| |
söylemeyin bilmesin askıma dayanamaz
böylesi acıya uzakta deyin dönecek deyin öldüğümü sÖylemeyin uzakta deyin
dönecek deyin yüreğini titretmeyin...
bazen şeytandiyorki git yanas suna anlatiçinden gecenleri tutyüregındensıkıca
ak hayatına ama nerde bende oyüzsüzYÜREK...:
===================
Deger Verdigin Layik Olmadiklarini
Anlarsan birak Sen Üzülme Onlar Utansin. .
====================
uZaKtA dEyİn dÖnEcEk DeYiN yÜrEğİnİ tİtReTmEyİn===
BU kadar
dostlarım... ARKADASLIK

Dener misin..???
Üşenmeden dener misiniz?
bana ayakkabı numaranı söyle sana yaşını söyleyeyim.
Ayakkabı numaranızı 5 ile çarpın
cıkan sonuca 50 ekleyın
cıkan sonucu 20 ile carpın
cıkan sonuca 1005 ekleyın
ve son olarak dogum yılınızdan cıkartın
SONUC:ilk iki rakam ayakkabı numaranız son iki rakam yasınız cıkacak
buyrun deneyin sonuçlardan beni haberdar edin Ben denedim kesinlikle oluyor.
| |
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylersen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için
HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN.
Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki...
...Aşk eski bir hikayedir ama her zaman yepyeni...Ve aşk, öyle engin bir deryadır ki, ne kenarı
vardır, ne de ucu bucağı... Sana desem ki;
‘Aşk kalbin
göklere yükseldiği altın merdivendir.‘ Bilmem yeterli olurmu? Aşkın ilk soluğu, mantığında son soluğudur. Bitmeyen bir şarkıdır aşk...Dudaklarda türkü, ruhu açan baharın gelişi gibi...Nasıl, nereden gelir bilinmez, öyle sessiz ve güçlü... İnsan kalbindeki gerçek aşk dört nala giden bir attır. Ne dizgin anlar,
ne ses dinler... Aşk insanı kılıçsız zapteder ve ipsiz bağlar. Aşkı anlatmak, suya mektup yazmaktan farksızdır. Aşk işte, AŞK...
| |
Biliyorsun gayem sana zarar vermek,seni incitmek,kırıp dökmek değildi.Yıllar yılı acı çekmiştin istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın.Acına,yaşam mücadelene ortak olup
yüreğimi yüreğine,ömrümü ömrüne katıp seni mutlu edicektim. Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabul edip bu sevgiyi yaşamanı istemiştim.Yüreğim tahtıda tacıda sana vermişti.Yalnızca seni istiyordu.Yüreğimde kalıp saltanat sürmek varken beni sıradan bir şeymişim gibi elinin tersiyle ittin.Çok sevilmek bu kadar kötümüydü.Gerçekten böyle ağırmıydıki. Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da kocaman bir iğrenç oyun oynamışsın.Hayatıma bilmediğim yeni anlamlar getirmişsin.Gözüm kapalı hayatımı ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım.Ya seni kazanacaktım yada kendimden vazgeçecektim.Hem seni kaybettim,hem de kendimden vazgeçtim.Varmıydı böyle kimsesiz darmadağın olmak,biçare kalmak varmıydı?Keşke beni böyle ödüllendireceğine,hiç ödül vermeseydin.Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde yüreğim kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi. Bende sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum.Bu kadardirettiğim için beni bağışla!...Sevmek ölümüne cesaret,buzdan değil ateşten yürek ister.Adı üzerinde sevdaydı bendeki,zordu sevdayı büyütmek kolay değildi elbet… Bütün güzellikleri bütün kainatı seni sevmesi için birine verseydin yinede bu kadar sevilemezdin.Hiç kimsenin yüreği benim ki kadar büyük ve deli olamaz. Beni kırgınlıklarla,çelişkilerle,cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen “keşkelerle”bıraktın.Bana onca acı verdin ama yüreğim düşmanın olamıyor.Her gün alabildiğine yanıyor.İstesem de istemesem de seni özlüyor,seni istiyor.Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Sevdan beni divane etti,asileştirdi.Kendime sözüm geçmiyor artık.Başımı ellerimin arasına ne ilk nede son alışım.İlk acım değil ama en büyük acımsın.Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti.Bunu kabullenemiyorum,zoruma gidiyor,canımı acıtıyor.Sen yüreğimde bir hasret,en büyük ve hiç kapanmayacak bir yara olarak kalacaksın.Yarım kalmışlığım ve unutulmazımsın.Yüreğim seni sarayından kovmuyor.Tahtı da tacı da sensiz bırakmıyor.
Ne zaman döneceksin?
Ne zaman yollarına bakarak gözlerim dalmayacak?
Ne zaman ‘canım ben geldim,’ diyeceksin?
Ne zaman sarılıp boynuma,
Beni sevdiğini söyleyeceksin?
Ne zaman dinecek kalbimdeki bu ince sızı
ve Gelişini özlemekten ne zaman vazgeçeceğim?
Artık bilmek istiyorum:
Ne zaman geleceksin,
Ne zaman güleceksin,
Ne zaman güldüreceksin,
Ne zaman? .. |
Zaman yaşlanır, umutları eskitir, Yine umutlanırım... Sevdalar geçer yıkılır, yenilir, Yine ayaklanırım...
Çığlıklara hapsettiğim şarkılarım var benim.. Sessizliğin içinde ağır aksak yürüdüğüm yollarım var. Bir yerlerde takılıp düşsem de, tekrar kalkabiliyorum ayağa.. Ama dizlerimde yaraların izleri kalıyor, silinmiyorlar.
Yarım kalmış hikayelerin tamamlanmamış cümlelerinde buluyorum kendimi.. Ne tamamlayabiliyorum, ne tamamlanabiliyorum.. Bir yanım hep eksik, hep kırık.. Dünyam bir bir yitirdi renklerini.. Ne deniz mavi eskisi gibi, ne de gökyüzü.. Korkularım bırakmıyor peşimi.. Adımlarıma yapışmışçasına nereye gitsem benimle geliyorlar adeta.
Sesleri duymaktan yoksun kulaklarım, sözcükleri söylemekten korkan dudaklarım var. Zaman hiç bir şeye aldırmadan devam ediyor yoluna..
Ya ben gecikiyorum zamana, ya da geç kaldıklarım erken çıkıyor karşıma...
Alıştım sanırken acılara.. An olur bazen tutamam kendimi, Delirir isyanım...
Bu sensizliğim mi, yoksa yalnızlığım mı bilmiyorum.. Bir bilsen.. Seni her özlediğimde bir nokta bıraktım duvarlarıma.. Eğer bir gün gerçekten tutarsam ellerini, bakıp ta görürsem gözlerindeki o sevdalı hali, o noktaları birleştirip sevdanın kalemiyle, mutluluğun resmini çizeceğim dünyaya..
İşte o gün yine masmavi, berrak bir güne uyanacak deniz.. Bulanıklığını benden uzağa atacak.. Bütün gecelerim sabaha varacak.. Ve bir daha hiç gece olmayacak...
Sensiz geçen günlerimin hesabını yarınlardan soracağım.. Sevinçlere boğulacak içimdeki çocuk.. Yeniden seveceğim yağmurları.. Hiç söylenmemiş, hiç dillenmemiş kelimeler fısıldayacak rüzgar. Hiç kimseler bilmeyecek, duymayacak, anlamayacak..
Bunlar olacak değil mi?
Bu garip fani beden, Bu deli ruh benim.. Atamam, satamam, Dert benim, dertler benim...
Bu acı kızgın hüzün, Kırık düşler benim.. Susamam, susturamam, Söz benim, sözler benim...
Korkuyorum işte.. Korkularımı büyütüyor zaman gitgide.. Ne olur izin verme korkmama, kendimden kaçmama..
Geç kalmama izin verme kendime, geç kaldıklarımınsa önünde bırakma...
Gül ÇALIŞKAN |
YA RABB! Affet bizi sen affetmezsen bizim sığınacak başka kapımız yok . sen affedicisin affetmeyi seversin bizide affet yarab bizleri emirlerini yapanlardan eyle yavrularımızı salihlerden eyle, bizleri kendine kul habibine ümmet eyle,bizleri cennetinle cemalinle müşerref eyle,sen mazlum mümin kardeşlerimizin yardımcısı ol.Affet bizi yarab affet affet affet affet.....
Esma-ül Hüsna |
|
|
|
|